22 Eylül 2013 Pazar

Hayalkırıklığı'nın hayali

Melda demişti ki güzel kitabında; "bir şeyler içinde biriktiğinde çığlıklar atarak onu rahatsız ediyorlardı ve onlar yüzünden nefes alamayacak gibi olduğunda da kelimelerini kusuyordu. Yazmazsa hastalanırdı. İçinde birikenler onu yer bitirir ve öldürürdü."
Bu satırlar bana bir süredir kaçtığım bir şeyi yapma, kafamda gezinip duran kelimeleri dökme cesareti verdi. O günden beri hiç yazmadım sanma, yazdım bir kaç satır, küçük soluklanmalar için. Ama buraya yazmak benim için bambaşka oldu hep, defalarca okuyup ezberledim ben buraya yazdığım her satırı bir başkası yazmış gibi. O yüzden kaçtım, ne hissettiğimi bilmiyordum ki daha, biz'i iki ucundan çekiştirip b(en ve s)iz yapmamızla ilgili.
Ne hissettiğimi bilememek çok garip. Seni napacağımı bilemiyorum. Nefret etsem olmaz ama sevsem hiç olmaz ki. Seni hatırladıkça ağlasam en sonunda gözlerim akıp düşmez mi? Ama uzaklara dalıp gülümseyerek hatıralarımızı anlatıp durmam da ne kadar sağlıklı bilemiyorum, sanki gitmişsin de dönecekmişsin gibi.
Bazen bir iki dakikalığına mükemmel hissediyorum, çünkü bir gün aşk bir daha gelecek, kapımı açmasam camlardan içeri girecek, güzel bir çocuk yine beni sevecek, sevmeye kıyamamaktan damarlarımızda zonklayacak aşk. En baştan ilk kelimesini içimize çeke çeke yaşayacağız, bir başka tarihte, bir başka baharda ya da belki kışta. Giderken bunu armağan ettin, bu bilemeyişlerin gizemli heyecanını. Sen gelecekten öyle emindin ki, o daha gelmemişken bizi harcayıp bitirdin, bozuk para gibi. Halbuki bilememek güzeldi. Ve sen gittin ya, ben tekrar ihtimallerin tatlı dokunuşlarına gülebileceğim.
Sonra bazen bir iki dakikalığına berbat hissediyorum. Herkes mutlu ilişkilerinin pembe panjurlu pencerelerinden bakıp bize acıyor, kulaktan kulağa anlatıyorlar ayrılığımızı seslerindeki o "biz mutluyuz onlar değil" tonuyla. Senden nefret ediyorum o zamanlar, nasıl bu kadar kötü olabildin, biz olmakta, nasıl bu kadar beceremedin? Her şeyi susup yutkunan benken, tükenen nasıl sen olabildin? Şarkı da dediği gibi, beni her şeyden çok sevdiğini söylemen hiçbir şey ifade etmemeliymiş bana. Bir gün biri size bana yaşamak için bir sebep verdin der, ve sonra gider, alabileceği şey bu kadardır çünkü.
Bazen bir iki dakikalığına çok özlüyorum, özlemekten ölmek olsa ölecekmiş gibi. Bir anlık gardımı indirmem sonucu, beynim bana ihanet edip sesini kulaklarıma dolduruveriyor. Midemden bir heyecan dalgası yükselip boğazımda bir düğümle son buluyor. Parmaklarını parmaklarımın arasında hissediveriyorum bazen, elim yanıyor. Başımı göğsüne yaslayıp uzun uzun sarıldığımız anlara gidiyor kafam 5 saniye aynı huzuru hissettikten sonra her bir hücrem çığlık atıyor. Alınan hediyeler falan değil de bu geride bırakılan "sana aitler" katlanılmaz.
Ama çoğunlukla bir şey hissetmiyorum, sen yokken nasıl yaşıyorsam, hafızamda kalanları uyguluyorum işte. Umursamıyorum, düşünmüyorum, ne gülüyorum ne ağlıyorum. Ne özlüyorum, ne nefret ediyorum.

Biliyorsun değil mi, ben kendimi çok kolay sevdiririm, çaba bile harcamam bunun için. Halbuki seni sevmek ne zordu, tüm o duvarların, ben duygusal değilim, mantık mantık mantık'ların ardındaki sana ulaşmak ne zordu. Ama ben yaptım bunu, en içini sevdim, küçüktüm ya geçivermiştim küçük deliklerden. Neden dersen, çünkü yapabilirdim, herkes yapamazdı ama ben seni sevebilirdim. Ben kalbini avcunda taşıyanlardandım, açıktım sen burdasın diyebilirdim rahatlıkla. Hala da öyleyim. Hiçbir kırık kendimi saklamama sebep olacak kadar çirkin yapamaz içimi. Ama bazen saklayabilseydim diyorum, sevmek isteyen birine ben sevilmek istemiyorum demek çok üzüyor beni şu an, çünkü daha yüzleşmem gereken çok anı var, üstesinden gelmem gereken koca 1 yıl var.
Kimbilir belki ikimiz de çevrimiçi yazısına bakıp susuyoruz karşılıklı. Her defasında farklı duygularla üstelik. Kimi zaman gizli bir o çevrimiçi'nin yazıyor a dönüşmesi isteğiyle, kimi zaman artık susuyor olmanın verdiği rahatlıkla, huzurla. Belki de hala gözlerini oraya çeviren yalnız benim. Sen hayatını yaşıyorsun ben sana susuyorum. Belki en acıklısı isminin yavaş yavaş listelerde aşağı inişini izlemek, gözden kaybolup gidişini. Tıpkı "biz" gibi. İki eden bir "biz"den biri çekip gidince, geriye uzaklaşmanı izleyen bir "bir" kalıyor çünkü. Yalnız mı bilemeyen bir bir, mutlu mu mutsuz mu bilemeyen. Bunları okuyacak mısın bilemeyen bir bir, okumanı istiyor mu istemiyor mu onu da bilemeyen bir bir. Okumayacağını söylemiştin ama söylediklerine pek de inanmıyorum artık, tahmin edersin ki. Bir değil iki kez hayallerini kırdıysan bir insanın sana inanmakta zorluk çekebilir. Her şeye rağmen, garip ama, büyük bir hayalkırıklığı olsan da başka hayalim olmasın istiyorum şu an.

Not: Baştaki alıntı Melda Uytun'un Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı isimli kitabından.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder