28 Temmuz 2012 Cumartesi

Potterhead olma sorunsalı.

Dün 20 yaşında insanlar olarak sabahın 5inde Harry Potter tartışması yaptık arkadaşımla. Aşırı uykum vardı ama Harry Potterdan bahsederken uyucam diyemezdim..
Luna: Kitap her zaman daha iyidir, kitabını okuyup da oha harika olmuş dediğim bi film olmadı yani.
M: Bence de, mesela Harry Potter filmini sevenleri hiç anlamıyorum
L: Yani sadece film olarak değerlendirince güzel ama kitapların yanında meeeh :D arada hala okuyorum ben
M: Ben her yıl baştan sona okuyorum
L: Oha çok iyi, etkilendim şu an :D
M: Gerçek olaydı iyiydi :D
L: Ben hala Hogwarts'tan mektup bekliyorum, ümidimi kesmedim :')
M: Ben geçen yıl bıraktım beklemeyi :D
L: Keşke gelseydi ya. Hermonie'nin kankası olurdum küçükken Harry'ye büyüyünce Neville'a yazardım hey gidi :'D
M: Ben kesin Voldemortçu olurdum :D safkan değilim ne yazık ki
L: Tabi ki yine senliğini yapardın hiç şaşırmadım :D
M: Adamın bi şekli vardı en azından.
L: Ve bi burnu yoktu.. :') Ayrıca şekilse şekil Harry'de de var.
M: Yok, gelmiş geçmiş en büyük 2.büyücüyü 17 yaşında bi bebe nasıl yenebilir. Teknik olarak yenmedi zaten :D
L: Teknik meknik anlamam sonunda Voldemort gg oldu. ok kib bay. :D
M: O tamamen saçma. Tüm kara büyüleri bil bide karşında mal ergen harry olsun sen git Avada Kedavra yap.
L: Ne yani harry ölse miydi? :D O durumda dünya üzerindeki bütün Harry Potter hayranları-sen sayıda insan üzülürdü intihar edenler bile olurdu.
M: Ben de harrynin ölmesini istemiyodum tabi. Ama voldemort'ta ölmemeliydi :D
L: E nasıl olucaktı o? :D Harry de Voldemort'a katılıyo bütün dünyanın ağzını sıçıyolar kdjfsnsvdlkjn
Derken kafama dank etti, aradan yıllar geçtiği halde hala kitaplarını okuyup uzun uzun tartışıyoduk. O an bütün bilimadamlarına bilgisayar mühendislerine, Mark Zuckerberg'e, Jack'e, yayında ve yapımda emeği geçen herkese şükrettim içimden kjlsdfnvfd
Eğer ben 13 yaşındayken facebook, twitter vb şeyler olsaydı bugünkü castincilerden ve adını getiremediğim diğerlerinden farkım olmayacaktı :') Düşüncesi bile korkunç lan 13 yaşındayım Turkey needs Harry Potter şeklinde TT'ler için kendimi parçalıyorum sdvcıknjfsdjvklnvf Tabi o zamanlar şükürler olsun ki bizim evde internet bile yoktu. Bilgisayarı sadece Sims oynamak, paint ve powerpointte eğlenmek için kullanıyodum. Sims de Sims olsa Sims1 neydi la öyle? :') İnsanları direkt tip olarak seçiyodun birbirinin aynısı bir sürü tip dksldlşksd Kötü günlermiş :')
Fakat Harry Potter lan. Güzel bir çocukluk geçirmemin önemli bi kısmını ona borçluyum. Yani yukarıda castin falan dedim de karşılaştırılmaz bence :') #90schildrenneedharrypotter hadi bakıyım :') Ben de şu elimdeki kitabı bitiriyim de Harry Potter okuyayım biraz.
Bunu koymasam olmazdı tabi ki.
***
Diğer bir konu ise tabi ki yine toplu taşıma araçları. Rica ediyorum azıcık insan olalım ya. O metroya otobüse biniyorum solunum sistemi çöküyor, oksijensiz solunum bile diyemiyorum direkt solunum yapmayan yaşam formu geliştirdim yeminle :')) Biliyoruz sıcak, biz de terliyoruz da zehirli gaz mı salgılıyonuz nasıl öyle bi koku olur lan insaf. Ara sıra banyo yapsanız böyle olmaz valla bak, biz yapıyoruz ondan insan gibi terliyoruz. Çok sinirleniyorum cidden artık Ayşe teyze gibi çantamda ace taşıyıp kötü kokan herkesi çitilicem yemin ediyorum lsşkdfmvmkl Bide klimasız metroyu hala kullanımda tutan görevliler size çok ağır küfürler ediyorum bilesiniz. Bi gün metro dolusu insan ölücek orda.
Son olarak geçen gün otobüse bindim ve otobüs şoförü bana dedi ki: İNTİHAR ETMEZSİN DİMİ?!!!!11birbir!! La niye intihar ediyim? Nerden bu kanıya vardı çok merak ediyorum ama soramadım, çoküzülüyorum ')
Gerçi Ağustos'a geldik ve ayak parmağım dahi tuzlu su yüzü görmedi. TATİL İSTİYORUM ARTIK! O yüzden intihar edebilirim sanırım...

sdlfkmvfdlkm etmem lan etmem tatile giderim yani sdklmvcsmkl
Neyse hadi ben süsleniyim yine kopmaya gidiyorum kdmcdsklm her gün kopuyoruz all day all night klsjdncsdkln çok şımardım hadi bay.

22 Temmuz 2012 Pazar

He said.

Sevilmemekten ne kadar da korkuyoruz, ya da bir gün gelip vazgeçilmekten. Farklılıklarımızı öldürüyoruz o yüzden de ilk önce. Bizi biz yapan, bizi güzel yapan ayrıntılarımızı katlediyoruz ya da içimize saklıyoruz, gömüyoruz. Halbuki olduğumuz gibi güzeliz, hissettiğimiz gibi, hissettiğimiz kadar güzeliz.
Bana beni sevmeye devam et tamam mı? Hep sev. Demişti dün. Korkuyordu, tek kelime etmese de gözlerinde görürdüm zaten korkusunu. Çok büyüktü, çok gerçekti o korku. Halbuki korkmasına gerek yoktu ki ben onu hep sevecektim zaten.  Sorun bir tek benim bir gün ondan vazgeçmem değildi tabi ki. Ailesinin, arkadaşlarının, çevresindeki herkesin onu yüz üstü bırakacağına inanıyordu. Sarhoş kelimelerimle anlatmaya çalıştım ben onu o olduğu için seviyordum, olduğu kişi için. Nasıl olduğu önemli değil ki, neyi seçtiği, neden seçtiği. İnandıklarına inanmak zorunda bile değilim ona inanıyorum ya, bu sevmek için yeterli.
Normalde utangaçtım ama o beni sahneye çektiğinde dans ederdim, izleyen gözlere aldırmadan. Onun yanında utanmazdım yaptığım hiçbir şeyden, ondan saklamazdım çünkü bilirim beni anlar. Kendimi suçlu hissettiğim, yaptığım için utanç duyduğum şeyleri ona olduğu gibi anlatırdım, çünkü o neden yaptığımı bilir. O ise kapalı bir kutuydu, onu tanıdığım ilk günden beri öyle oldu. Ama dün bana içini gösterdi, herkesten sakladığı öğrenirler de ondan nefret ederler diye korktuğu şeyleri söyledi. Nefret etmedim, aksine ona olan sevgim büyüdü. Çünkü o, tüm o neşesinin arkasında eziliyordu aslında. Yüzünü avuçlarımın arasına aldım ve dedim ki, senden bir an bile vazgeçmeyeceğim, hep seveceğim, söz veriyorum. 
You're just so beautiful as you are my dear, neither wrong, nor a creep and I love you.

20 Temmuz 2012 Cuma

Summer Rain

Temmuz’un sonunda, yazın en sıcak günlerinde yağmur yağmaz sanıyor insan, ama yağıyor işte. Mucizelere olan çocuksu inancını tazelercesine.  Yağmur yağıyor, gökyüzünün üstü denizmiş de gökyüzü yırtılınca üstünde taşıdığı bütün suyu dünyaya boşaltmış gibi. Tatlı bir bahar kokusu doluyor burnuma, biraz topraklı. Bilgisayarda izleyeceğim film, tepsiye koyup salona getirdiğim yemeğim hepsi hazır ama o an yağmur yağıyor Temmuz’un sonunda, çok sıcak bir günde. Her şeyi bırakıp balkona oturuyorum, ıslanıyorum.
Ankara’nın gökyüzünde yıldızlar yok sanıyor insan, halbuki dikkatli baktığında orda olduklarını görebiliyorsun. Bir sahilin üstünü örten gökyüzündeki yıldızlar kadar güzeller hem de. Belki daha bile güzeller, çünkü saklanıyorlar. Sadece bakmak yetmiyor, var olduklarına inanınca, görmek isteyince görüyorsun.  Bugün sıcak odamda bilgisayar başında zaman geçirmektense Ankaranın yıldızlarını izlemeyi tercih ediyorum.
Bazen hayatı akmaya akmaya donup kalmış bir gözyaşı sanıyor insan, aslında hayat hep akıyor, ara sıra durup soluk almak isteyen bizleriz. Bugün Temmuz’un sonunda yağmur yağdığı için ve Ankara’da da yıldızların olduğunu gördüğüm için farklı bir gün. Bugün böyle anların tadını çıkarmamız gerektiğine inanıyorum, çünkü yazın çok sık yağmur yağmıyor ve her gün yıldızlara bakmayı akıl edemiyor insan.
Sonra mesela birini çok sevip de o yüzden çok üzülünce, bir daha sevmekten korktuğunu sanıyor insan, halbuki sevmekten korkmuyoruz hiç, sevilmemekten korkuyoruz. İkisinin aynı şey olduğunu sanıyoruz ama çok farklılar aslında. Bazılarının sevemeyeceğini sanıyor insan, beceremezlermiş gibi halbuki ya sevilmeyi beceremiyorlar ya da seni değil de onu seviyorlar işte. Başka birisi de başka birini sevmeyi becerememişken seni seviyor bir şekilde. Yani bişeyleri hep sanıyoruz ama bir çok şey hiç de sandığımız gibi değil aslında. 

13 Temmuz 2012 Cuma

Healing

İyi olmak isteyince, iyi olunuyor mesela. Öyle yalandan iyiymiş gibi yapmalar değil hem de, gerçek. Mutluluğu taa karnımın içinde hissediyorum, taa beynimin derinliklerinde. Dışarıda değil sadece, hayatımda yok o mutluluk, heyecanlar, umutlar. Bana sarılmıyor, beni öpmüyor, elimi tutmuyor. Elim ayağıma dolaşa dolaşa yemek yapmıyorum ona, göğsüne başımı yaslayıp uyumuyorum. İçimde öylece duruyor.
İyiyim, nefes alıyorum canım yanmıyor, nefes veriyorum ölmüyorum. Artık kötü şeyleri o kadar da aklıma getirmiyorum. Kollarım birine sarılıyor, kim olduğunu umursamıyorum. O olmadığını biliyorum ya gerisi mühim değil. Hem kollarım orda iyi hissediyor, bırakalım dursunlar. Birinin omzunda uykuya dalıyorum sonra, kim olduğu hiç önemli değil. O olamaz ya diyorum, o olmaya yakın bile değil boşver. Omzuma atılmış ya da belime sarılmış bir kol iyi hissettiriyor ya vücudumu, bırakın sarılarak uyuyalım. Garip ama, onunla uyumaktan çok daha huzur veriyor bir isimsizin yanımda olması, daha güvende hissettiriyor parmaklarının bana dokunuşu -ama o eski kötü şeyleri düşünmeyecektim-
Aptal değilim, bütün bunları daha önce de gördüm. Verdiğim söze pamuk ipliğiyle bağlı olduğumun farkındayım. Ufacık bir çakıl taşına takılsam, içimdeki tüm mutluluğu kusacağımı biliyorum. Daha çok kırılgan olduğumu, ayakta zar zor durduğumu hissedebiliyorum. Ama iyi idare ediyorum bence, bir anda sapasağlam olamam değil mi? Bu ancak hafızamı sildirsem mümkün olurdu. Hafıza sildirmek de iyi bir fikir değil, yaptığım her şeyi aynı şekilde baştan yapardım ben mesela. Yavaş yavaş düzeliyorum işte, her gün biraz daha fazla adım atmaya gücüm yetiyor, her gün daha çok şey yapabilir hale geliyorum. Güvende hissettim diye kendimi tamamen birine bırakıp risk almıyorum mesela, dedim ya daha çok kırılganım.
Ama yürürken, otobüste giderken, bir şarkı dinlerken mutluluğu hissediyorum taa içimde, taa artık ona yer olmayan yerde.
Bir de elimi tutup beni ayağa kaldıran Léo'ya, soul mate'ime teşekkürler.

5 Temmuz 2012 Perşembe

I want to be okay.

Why would I carry such a weight on my shoulder?
Bu sabah kalktığımda aklımda bu vardı. Neden omzumda böylesi bi yük taşıyacaktım ki? Zaten yeterince yüküm yok mu? Yeterince geçmiş'im yok mu boğazıma düğümlenen? Bu midemi kemirip duran, o kadar zaman göremediğim değersizliğine, çirkinliğine duyduğum nefrete ihtiyacım yok. Senden nefret ettiğim süre içerisinde hep acı çekiyordum sanki, o kadar sürekli o kadar bitmezdi ki canımın acıdığını unutmuştum artık. Sadece nefret etmeyi unuttuğum kısa anlarda, beynime batmış iğne çıkıyordu, o zaman anlıyordum bu şekilde ne kadar da acı çektiğimi. Seni görme, dokunma şansı kızgın iğne gibiydi. Özür dileyene kadar batıp durmak, senden bata çıka bir açıklama almak istiyordu. Sana batamadıkça benim beynime batıp, geri dönmemi, eve gitmemi, seninle bir daha asla konuşmamamı söylüyordu bana. Onu dinlemiyordum.
Artık "iyi" olmak istiyorum. Bugün iyileşmeye karar verdim, seni omuzlarımdan indirmeye -küçücük bir kızın sırtına yük olmaya utanmadın mı hiç Mikey?- indirmek kibar olurdu aslında atmaya daha çok. Artık seni merak etmemeye karar verdim, takip etmemeye, düşünmemeye, hatta senden intikam aldığım hayallerden bile vazgeçiyorum bugün. Kısacası seni yaşatmamaya karar verdim bugün. Uzun süre sonra ilk defa seni değil kendimi düşündüm. Böylesi senin için iyi olmayacak, sadece benim için iyi olacak çünkü. Ben iyi olacağım. Bugünden itibaren, eğer bir daha yüzünü hiç görmeyeceksem bile bu umrumda değil. Dün gece çok çirkin olduğunu fark ettim, bakmaya değer bir yüzün yok, hiçbir şeye yüzün yok ki bakmaya değer olsun.
Bunca zaman farkında değil miydim peki, acıya son verebileceğimin? Tabi ki farkındaydım, en başından beri. Farkında değilmiş gibi yapmayı tercih ettim, seni özlemek, seni sevmek, senden nefret etmek elimde değilmiş gibi. Çünkü elimdeydi ama yapacak gücüm yoktu, ayağa kalkacak halim yoktu ki, sana olan duygularıma kafa tutayım. Ben de sana kafa tuttum, sen zayıftın hatalıydın sana kafa tutmak daha kolaydı. Bugüne kadarmış, 65 günlükmüş senle ilgili duyguların, yoğun bakımda yaşama süresi. Artık öldüler.
Bu bir veda ama sonuna kendine iyi bak yazılanlardan değil. Kendine iyi bakıp bakmaman umrumdaymış gibi davranamam, yalan söylemiş olurum. Her şeye rağmen güzeldi denilen vedalardan da değil bu veda. "Her şey" olmasa güzeldi, ama her şey vardı ve her şey bizim güzel kalmamız için çok fazlaydı. Sonunda sıkıca sarılıp, gözyaşı dökülen vedalardan da olmayacak. Bırak sarılmayı, ellerimiz birbirine uzanmak için çok uzak kaldı, ellerimizin arasına girdi her şey ve her şey bizim tekrar dokunabilmemiz için çok fazlaydı. İçinde pişmanlık olmayan bir hatıra olmayacak bizimkisi. Kendi yaptıklarımdan değil de, senin yaptığın her şeyden pişmanım ve dediğim gibi her şey bizim pişmanlıksız kalmamız için çok fazla. Aslına bakarsan, biz bir hatıra bile olmayacağız. Hayatımda hiç olmamışsın gibi yapacağım ben. Umarım karşılaşmayız ama Ankara küçük bi yer, hani olur da bir gün karşılaşırsak yüzüne bomboş gözlerle bakacağım, bana hiçbir şey ifade etmiyor olacaksın çünkü o zamana. Seni hiç tanımamış olacağım Mikey. Bir gün tekrar tanışırsak seninle, yeni insanlarla tanışırken genelde yaptığım gibi o kadar önemsemeyeceğim ki seni, adını 5 dakika içinde unutmuş olacağım.
I want to be okay.