27 Haziran 2012 Çarşamba

Rüya

Rüyalar çok garip. Rüyalarda duygular çok yoğun. En azından benimkilerde öyle. Rüyalarımda hıçkıra hıçkıra ağlayabiliyorum. Ya da o kadar çok gülüyorum ki bazen kendi kahkaha sesime uyanıyorum. Hiç korkmadığım kadar korkuyorum bazen rüyalarımda, ya da hiç olmadığım kadar cesur olup kendimi bir apartmanın çatısından aşağı bırakıyorum. Belki normalde o kadar çok şey hissettiremeyecek dokunuşlar -bir elin koluma dokunması, ya da sırtımda durması- çok yoğun duygular hissettirebiliyor. Öyle yoğun ki başımı döndürüyor, aklımı başımdan alıyor. Bir kaç gün boyunca her aklıma geldiğinde düşme hissi uyandırıyor, rüya dokunuşları.
Uyuyorum, dünyalar görüyorum. Uyuyorum, aslında hiç yaşanmamış olan saatler yaşıyorum. Belki de bu yüzden uyku açlığım bitmiyor, daha çok daha çok uyumak istiyorum. Yeni duygular hissedebilmek için, yeni insanlar tanımak için, tanıdıklarımı başka şekillerde görmek, başka şekillerde sevmek ya da nefret etmek için. Uyku bir terapi bizler için, gördüğümüz rüyalar bizi yatıştırıp korkularımızı gideriyor, rüyalarda karşılaştığımız zorluklar bizi güçlendirip kötü şeylere hazırlıyor, gerçek olmadığını bilsek de mutlu ediyor rüyalar.
Rüyada duyguların bu kadar içten hissedilmesinin sebebi belki de her şeyin beynin içinde olup bitmesidir. Dışardan bir etkiye beynin tarafından üretilen bir tepki değil de beynin etkisine beyninin tepkisi olduğu içindir. Beş duyu organınla algıladığın şeyleri beynine ulaştırıp, yorumlarken kaybettiğin hisleri, rüyalarında kaybetmediğin içindir. Çünkü rüyalarımızda gözlerimizle görmeyiz, gerçekten dokunmayız ya da.
Rüyalar çok gerçek, rüyalar uydurmaca.
Rüyalar anlamlı, rüyalar aldatmaca.
Bu da şarkısı olsun o zaman.

22 Haziran 2012 Cuma

Marslı Bi Kız Hikayesi

Bölüm 1

Tanışma

Bu hikaye 1998 yılında başladı. Yani Luna'nın ve Engin'in ilkokula başladığı yıl. Ne yazık ki ailemden sonra en uzun süre hayatımda olan ve belki de en önemli insanlardan biri olan Engin'le nasıl tanıştık hatırlamıyorum. Heralde herkes tek tek ayağa kalkıp adını, annesinin babasının ne iş yaptığını söylemiştir. Sınıfımız 8 kişiydi, o 8 kişiden ve sonradan gelip gidenlerden geride bana kalan bir Engin oldu.
Hani hepimizin çocukken sevdiği olur ya, gizli gizli en yakın arkadaşlarımıza anlatırız. İşte benim o ilk aşkım Engin'di. Onunki de bendim. Öğretmen yanıma oturtmazsa huysuzluk yapardı, ben herkesi sevdiğim için sorun etmezdim çok ama. Kümelere ismimizin baş harflerini yazardım, çocukluk işte. Engin okula okuma yazmayı bilerek başlamıştı, ondan sonra ilk öğrenense ben olmuştum.
Seneler birbirini kovalayıp duruyordu, ilkokul 1,2,3... Birbirimizi sevmeye devam ettik bu süre içinde, danslarda hep o benim eşim olurdu, olmadığı zamanlar içten içe kıskanır ama belli etmezdim.
Sonra bir gün bir şey oldu ve küstük neredeyse bir yıl boyunca hiç konuşmadık..



Mektup

5.sınıftaydık, 15 tatile gireceğimiz haftaydı, yanlış hatırlamıyorsam. İngilizce dersinde ben Duygu'yla oturuyordum arkamızda Engin bir çocukla oturuyordu. Normalde oturma düzeni bu değildi ama son günler diye öğretmen izin vermişti istediğimiz gibi oturmamıza. Duygu sürekli Engin'e bir şey için ısrar ediyordu, ne olduğunu bilmiyordum ama sormadım da. Bilmek istemiyordum sanırım. Tenefüste ısrar ettiği şeyin ne olduğunu sıramın üstüne koyulan mektupla öğrenmiş oldum. Engin bana aşk mektubu yazmıştı, Duygu vermesi için ısrar ediyordu. Böyle şeylerden çok utanırdım çok rahatsız olurdum, yakın zamanda alt sınıftan beni seven bir çocuk da barbie bebek almıştı çünkü, kabul etmek istememiştim ama en sonunda araya öğretmenlerin de girmesiyle kabul etmiştim. 
Mektubu aldığım gibi Duygu'yla tuvalete koştuk, bi tanesine girip kapıyı sıkıca kapattıktan sonra okumaya başladım. Çok ama çok utanıyordum, beni böyle utandırdığı için de ona çok kızmıştım. Mektuptan hatırladığım tek bir cümle var şimdi büyük, düzgün harflerle -Engin'in yazısı çok güzeldi, çok da iyi resim çizerdi.- "Lütfen beni anla" yazıyordu. Ama ben onu anlamamıştım. Aramızdaki sözsüz oyunu, o sözlere dökerek gerçek hale getirmiş utanç verici bir şey yapmıştı. Bunlar için çok küçüktük, bu olmamalıydı, yanlıştı.
Bir hışım sınıfa gittim, gözleri önünde mektubu defalarca yırtıp çöpe attım. Sonra bir cevap yazdım, çok sert, çok kırıcı bir cevaptı ama neler dediğimi hatırlamıyorum. 15 tatilden sonra, çaktırmadan montunun cebine koydum. Uzun süre hiç ama hiç konuşmadık. İkimiz de 17 kişilik o küçük sınıftaydık ama birbirimiz için yoktuk sanki. 

16 Haziran 2012 Cumartesi

Yalnızca ben, y(apayanlış)üzlerce sen.

Bir zaman makinem olmalıydı belki. Dönüp dönüp yaptığım hataları düzeltebilmem için. Baştan aşağı yanlış olan seni düzeltebileceğimden değil ama,işte.. Sen "yapayanlış"ken yaptığım 3-5 hatayı neden bu kadar önemsiyorum bilmiyorum aslında. Belki de sadece sen yapayanlışsın diye benim yapayalnız olmam haksızlık olduğu için bu kadar takılıyorum. Biliyorum olanları değiştiremem, değiştiremezsin. Ama ya sahiden zaman makinem olsaydı?

Burası karanlık, her yerde sen varsın. Ya ben o kadar küçülmüşüm ki ellerinde kayboluyorum ya sa yüzlerce sen var burada. Emin olamıyorum. Ama önemli değil sanırım, düşünemiyorum. Ya küçüle küçüle yok olursam? Ya senlerden bana yer kalmaz da kaybolursam? -hiç olmaktan iyiymiş her iki seçenek de.- Bu kez önemsemiyorum.
Hayır,hayır ben seni sıkmıyorum, gelecekte bir gün bunu söylemiş olamazsın bana. Bak, kolların beni sıkıyor aslında, çok sıkıyor. Ama bu iyi, dedim ya yok olabilirim, kaybolabilirim. Biliyorsun sen ve ben fikri bu hayat için çok fazla olabilir. Beni hayatta tutuyorsun böyle. -geçen sefer bırakmasını istemiştin, kopup gitmeyi hayattan ve sonunda hiç olmayı tercih etmiştin?- Bu defa değil. Daha sıkı tut, uçabilirim.
Bazı anlarda kesinlikle konuşmamak gerekir. Çünkü sözcükler yüzyılların kirini taşır üstünde, bu o anların el değmemişliğini bozabilir. Bu küçük karanlık yerde küçülmüş, ufacık minicik ben ve yüzlerce sen varken konuşmak niye? -öyleyse niye konuşmuştun bir daha söyler misin? ah, evet hatırladım, söylediğin sözler sana ait bile değildi. başkalarını dinledin, size değil onlara inandın.- Normal şartlarda hiç konuşmasam aptal görünebilirdim, neyse ki konuşmadan anlaşmakta iyiydik seninle. Hadi biraz daha susalım. Üç noktalık sessizliklerde uzayalım.
***
Ne dersin olaylar böyle gelişmiş olsa fotoğraflarındaki o zaten anlamsız olan mükemmeliyeti bozan çirkin yüzün yerini benim yüzüm alır mıydı? Belki de almazdı ama biliyor musun, bunu okuduğunda inatla hayır olmazdı diyeceğin için alırdı büyük ihtimal. Anlattığım gibi olsaydı, en azından yapayanlış bir sen ve yapayalnız bir ben yerine bir doğrulu sen ve bir senli ben olurduk. Yine karanlık olurdu ve yüzlerce sen küçülmüş, ufacık minicik beni öperken, sözcükler o kadar anlamsız olurdu ki yok olurdu. Üç noktalarda yaşayıp giderdik.

Not: Yazın eğlenceli şeyler yazıcaktım ama cidden konu bulamıyorum bununla idare edin şimdilik :/ Konu bulayım yazıcam hemen.

8 Haziran 2012 Cuma

Saçma Bi Yazı

Herkese merabaaa! Evet, evet yanlış görmüyosunuz Marslı Bi Kız dünyaya döndü. Son zamanlar yazı yazmadım, yazdıklarım da hep karamsardı. Ama bugün finallerim bitti ve dedim artık biraz gülmenin, gülümsetmenin zamanı geldi!
Öncelikle finallerimden başlayayım. Tahmin edeceğiniz üzere çalıştık, çalıştık sınavda mal olduk kaldık her defasında skdflmvsfd. Ama öyle böyle değil çocuklar bizim bölüm hocaları çılgın, her konuya farklı hoca giriyo hepsinin tarzı farklı, sorduğu şeyler farklı bu da iyice zorlaştırıyor durumu. Mesela 2.vizede full yorum sormuştu bi hoca konuya hiç çalışmasam yine o kadar yorum yapabilirdim, böyle olunca -ve finalle 2.vize arası sadece 6 gün olunca- o konulara bi daha çalışmadık. Bu kez o kadar zordu ki soruları bile anlamadık :') Durun durun daha fenası geliyo şimdi size 12 puanlık sorumuzu yazıcam:

What is this? 
:'')))) Ve hayır cevap siyah üzerine beyaz 7 çizgimsi şey değil. Koskoca 12 puandan bahsediyoruz insaf, biz o 12 puan için 100 sayfalık koooskoca bi ünite çalıştık lan :')
Sonuç olarak cevap; Hocam, bu resim benim kırılan kalbim..Yıkılan hayallerim.. Boşa giden emeklerim.. Uykusuz gecelerim.. Bu resim calculusten kaldığım yetmiyomuş gibi kendi alan dersimden de kalacağımın resmi hocam. TEŞEKKÜRLER :')))) 
Ha, ben biliyomuşçasına cevap yazdım, boş bırakmadım hiç merak etmeyin çocuklar, hocalar sayesinde her sınav biyolojiyi baştan yazıyorum, yeminle çığırlar aştım. Bi gün keşfedilecem, umutluyum. dfkşlmvdfkşlm
Peki neymiş bu biliyo musunuz? o 100 sayfadan birinin sağ üst köşesinde benim koyduğumun yarısı büyüklükte bir resim ve üstelik mekanizmasını bildiğim bişey, resmin açıklamasını yazsa konuyu anlatabilirim. Ah, neyse kader.
Sonra calculusu bırakmış oldum dolayısıyla, sınava ortalamayı düşüreyim de canım arkadaşlarıma bi faydam dokunsun diye girdim 17 aldım, çok tatlıyım. Bide hiç çalışmamışım utanmadan ya aslında kolaymış la çalışsam yapardım diyorum. Bırak allaasen yapcakmışmış! -kendi kendime konuştum burda-
***
4 hazirandan sonra kendimi eğlenceye verdim, lunaparka gidip her şeye bindim, iki alette bi an bile susmadan çığlık attım. Sadece çığlık atsam iyi saçma sapan şeyler söylüyorum.
"Çok korkuyorum ama çook güzeeelll ama çok korkuuunç! Anneciiim açıldı bu ay ölcem, öldüüm biraz sonra ölceem, ohaa elimi bıraktım ölmediiim!" Evet o anlardan bi alıntı okudunuz. Ama yine olsun yine binerim, altıma sışmayı çok seviyom, hayatımın her anında sışmazsam yaşıyamıyom slkdfmdvfl
***
İşsizliğim tuttu şöyle bi arama anahtar kelimelerine baktım da olm ne saçma şeyler çıkıyo yea
Düzgün şeyler yazın kafamı bozmayın benim :')))
Bu kısa bi başlangıç olsun, zaten tatil la napıcam saçma sapan yazılar yazıp dururum slkdmcdsk Sims3 oynarım bide :')
Gitmeden, soldaki oğlan benimle bi evlenebilir misin zahmet olmazsa? Bişey denicem :')))