25 Mart 2012 Pazar

Mutluluk

Bu da benim beynimmiş mesela.
Ve sonunda bahar geldi! Yaşama sevincimi de beraberinde getirdi. Sabah okula gitmek için evden çıktığımda hava bahar kokuyor, kuş cıvıltıları müzik oluyor artık. Okulda bulduğumuz her boş anda çimenlere atıyoruz kendimizi. Üstelik daha çimenler, ağaçlar yeşillenmedi! Bir de salıncak bulduk, bölümlerden birinin bahçesinde, sanırım en sevdiğim yer olacak orası. Dersler bitti mi koşa koşa eve giden, sürekli kendine tatil ilan edip evde yatan ben artık okula koşa koşa gidiyorum. Ders bitti mi o güzel yeri bırakmaya kıyamıyorum gitmemek için oturup ders bile çalışıyorum! Ama görmelisiniz kampüsümüz öylesine güzel oldu ki! Rengarenk giyinmiş, cıvıl cıvıl bir sürü insan çimenlerde, gitar çalanlar, iskambil oynayanlar.. Tatilde gibiyiz! Trilyon tane ödevim, sınavım var ama bu bile sinirimi bozmuyor çünkü BAHAR GELDİ!
Ben ilkbaharı böyle dolu dolu yaşıyorum, yılın geri kalanını ilkbahar gelsin diye yaşıyorum işte. Ben baharları aşık oluyorum hep. Belki de baharlara aşık oluyorum emin değilim, hangisiyse çok güzel bir aşk.
Ah, hayat çok güzel. Hava böyle güzelken insanların mutsuz olabilmesini anlayamıyorum. Sevgilin mi yok, ya da ayrıldın mı? Çık dışarı bi etrafına bak, 7 milyar insan var seninle aynı atmosferin altında yaşayan, biri üzdü, kalbini kırdı diye 7 milyarına da küsme! Sonra, bu sıkışıp kalmışlık, hapsolmuşluk niye? Yapmakta özgür olduğun o kadar çok şey var ki, düşünsen. Bir uçurtma uçurmakta özgürsün mesela, bisiklet sürmekte, bir balona binip gökyüzünü dolaşmakta.. İnanabiliyor musun, yollara düşüp hiç durmadan yürümekte özgürsün.Kendi kendine de konuşabilirsin, ağaçlarla, hayvanlarla da. Sokaktan geçen herhangi birine merhaba diyebilirsin. Birini gülümsetmekte özgürsün, ya da kırmakta hayatını mahvetmekte istersen. Ama kırmaya, üzmeye gerek yok bence. Çünkü şarkıda dediği gibi mutlu olmak bizim elimizde.. Ve havalar böyle güzelken mutlu olmak, mutlu etmek güneşle yıkanıp dondurma yemek kadar kolay.

16 Mart 2012 Cuma

Doğumgünü Anıları

Bugün benim doğumgünüm. Doğumgünü yazım geçmiş doğumgünü anılarımdan oluşsun istedim. Doğumgünü benim için her zaman çok önemli olmuştur, sanki her şeyi değiştirmek için bir fırsat, güzel şeylerin olması için en uygun zaman gibi gelir. Hep büyük umutlarla beklerim doğumgünümü. Sanki insanlar da Luna'nın doğumgünü hadi hepimiz ona sürprizler hazırlayalım, pastadan hayatının aşkını çıkartalım ya da ona olan gizli aşkımızı ilan edelim bugün falan diyor. Yani demiyorlar ama ben her yıl üşenmeden heyecan duymaktan vazgeçmiyorum.
Doğumgünümü ne kadar ciddiye aldığımı şunu anlatırsam anlarsınız sanırım.. 5 yaşıma gireceğim yıl anneannem kalp krizi geçirmişti, ankarada ameliyat oldu bizde kalıyordu. Tabi evde hasta var, annemler doğumgünümü kutlamamışlar gününde. Her gün ne zaman olucak ne zaman olucak diye soruyormuşum, annem daha doğumgünün gelmedi, yarın yarın diyormuş. 3-4 gün yarın diye avutulduktan sonra bi anda ateşim çıkmış. Ama öyle böyle değil 40 derece ateşle yatıyormuşum. İyi ki annemin aklına psikolojik olabileceği gelmiş, hemen bana pasta almışlar. Doğumgünümü kutlamışız ve anında düşmüş ateşim. Düşünün, 5 yaşında çocuk doğumgününün ne zaman olduğunu o kadar iyi biliyor ki geçtiği halde kutlanmadığı için üzülüp yataklara düşüyor, yani bu kadar önemli bir şey benim için.
***
Zaten bir doğumgünüyle de yetinmezdim! Önce babaannemlerde, sonra kreşte sonra da sitedeki çocukları çağırıp kutlardım. Evde yaptığımız kutlamalarda evi süslerdik, parlak kağıtlardan kedi merdivenleri yapıp asardık, balonlar şişirirdik. Şimdi düşününce annemi daha da çok seviyorum. Çalışan anne olmak zaten çok zordur, o koşuşturmacada bir de evi süsleyip pastalar, börekler yapıp bir sürü çocukla uğraştırıyordum kadıncağızı. Canım annem benim.:) İlkokul 5teyken de sınıf arkadaşlarımı çağırıp parti yapmıştım, her zamanki işi ciddiye alışımla powerpoint'te davet için küçük kartlar hazırlayıp zarflara koyup sınıfta dağıtmıştım. Ama nasıl bir şanssızlıktır ki sadece 4 kişi gelebilmişti. Hatta en yakın arkadaşlarımdan birinin babaannesi ölmüştü o sabah o kadar şanssızdım! Bir de hem en yakın arkadaşım hem de ilk aşkım olan çocukla küstüm, yani küs değildim de bana aşk mektubu yazdığından beri konuşmuyorduk. Doğumgünüme çağırmıştım ama gelmemişti o da. Ama hediyemi sıramın altına bırakmıştı :)
***
Bir de doğumgünlerinin olmazsa olmazı arkadaşlar tarafından yapılan sürprizler vardır. Genelde o sürprizleri anlayıp anlamamış gibi sevinirim ben hep. Bence herkes anlıyordur yani ne bileyim bir kaç gün önceden fısırdaşmalar, gizli gizli konuşmalar doğumgünü çocuğu gelince susmalar, o gün ekstra garip davranışlar, sürprizin hemen öncesi özellikle kişiyi ortamdan uzaklaştırmaya çalışmalar gayet barizdir yani :D Ama bir defasında gerçekten anlamamıştım, doğal olarak beni en çok mutlu eden sürpriz de o olmuştu. Lise sondaydım, okulda her zamanki minik sürprizimizi yapıp mum üfleyip hediyelerimi almıştım, beklenen bir şeydi zaten ehe. Okuldan sonra dersane vardı, Özgeyle serviste gidiyoruz. Bugün ne yesek falan konuştuk bir süre yanlış hatırlamıyorsam burgerda karar kıldık. Daha çok dersanede bir şeyler yerdik ama sık sık burgera da gittiğimiz için, garip gelmemişti. Sonra tam servisten indik Özge dedi ki "Simk ....daymış, sarhoş olmuş gidip bakalım". Ben bundan da hiç şüphe duymadım çünkü o zamanlar bir birayla sarhoş olurduk ve dersane öncesi Simk'i ayıltmaya çalıştığım, kahve içirip derste konuşma sessiz dur dediğim çok olmuştu. Özgenin dediği yere gelip, içeri girdiğimizde yüzümdeki ifade görülmeye değerdi! Bi anda pasta ve iyi ki doğdun diyen insanlarla karşılaştım. Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam, 18 yaş önemli bir yaştır, bu şekilde girmiş olmak çok ama çok güzeldi.
***
Bir de 20 yaşına giriyorum ama 19 diyeceğim çaktırmayın sdlkşjndslkm Olm 20 ne kadar itici, ne kadar sevimsiz yahu ben 22ye kadar 19um bu böyle bilinsin slkdjdlskmYazıyı doğumgünümden 5 gün önce yazdım, o yüzden nasıl bir doğumgünü geçireceğim şu an için bilemiyorum, yine her zamanki heyecanımla bekliyorum gelmesini umarım her şey çok güzel olur!(:
Bu da şarkı!

12 Mart 2012 Pazartesi

Belki

Her zaman o an geldiğinde, "o" geldiğinde doğru hamleleri yapıp doğru sözleri söyleyememekten korkmuşumdur. Aynı otobüsteyken kafamı kaldırmadığım için görememekten, sokakta yürürken ayaklarıma baktığım için ya da. Ama belki de durum hiç bir zaman bu olmamıştı. Belki de sadece o anın gelip gelmemiş olmasıydı mesele. Belki de o geldiğinde sen fark etmesen bile, vücudun geldiğin bilip ona yöneliyordur, bacakların ona gidiyordur, ellerin ona uzanıyordur, dudakların senden habersiz onunla konuşuyordur. Belki o an geldiğinde sen, mantığın, düşüncelerin bir kenara çekilip uzaktan içgüdülerinin yaptıklarını izliyordur, ne olup bittiğine anlam veremeden. Belki de.

Her zaman o an geldiğinde aklım başımdan gidecek, kalbim yerinden çıkacak sanıyordum. Ama belki de ilk görüşte aşk diye bir şey olmamıştı hiç bir zaman. Belki de ben aşığım, aşık oldum diyip durarak O olduğunu düşündüğün kişiye hayaller giydirip kendi rengine boyamak değildi mesele. Ne yaptığını, neden yaptığını bilememekti olması gereken. Hiç hesapta olmamalıydı, aklın ucundan geçmemeliydi son saniyeye kadar. Beynin sevmemeliydi, mantığın kaçınmalıydı yapmak üzere olduğun şeyden. Belki de hayatın akışını değiştirecek bir şey yapmalıydın ama bunu yapacağını kendine bile belli etmeden. Çünkü belli ettiğinde, bir plan yapmış olurdun ve hayat planlarını bozardı daima.
Belki de.
Belki de saçmalıyorum sadece. O'nu hiç bulamama ihtimali aklıma gelmesin diye avutuyorum kendimi belki de. Her neyse.

10 Mart 2012 Cumartesi

twitter.com/marslibikiz
Twitter aldım :/ Hiç hoşuma gitmedi, gitmiyor ama yazmak istediğim bir iki satırlık şeyleri bloga yazmak istemediğimden (teması uzun yazılar üzerine kurulu olduğu için) böyle bişey yapma gereği duydum. Twitterı olan olmayan herkesi beklerim, sizin tatlılığınıza, içtenliğinize ihtiyacı var o sitenin. Öptüm bloggişlerim, bay^^