29 Ocak 2012 Pazar

Aslında mim postunu silmeye gelmiştim ama yorumlarınızı görünce silmedim. Kendimi attention whore gibi hissettim, neyse işte bu da konuyu değiştirme postu olsun.
Bu ara hep kar yağıyo ya, şöyle bişey olsun istiyorum:

Belki de olur. Çünkü o elini uzatmaktan çekinmez hiç.


I feel good, in peace with him. But how long will he keep coming? Will he come till that he sees me, hiding in me? We both like playing games, acting. Can he find out that and admit playing with me one day?But how he easily comes and he easy goes.. How can i be sure that he won't let me down? How can i know he will love me when i couldn't even know if i will love him?


Maybe, i should just let him hold my hand and see what the future brings us. Simple and natural.

28 Ocak 2012 Cumartesi

Mim 19- Babalar ve Kızları

Allie* mimlemiş, uzun süredi yazmak istediğim bi konuydu, hemen yapıyorum o yüzden. Teşekkürleer Allie* :)

Konu:
Babalar ve kızları. "Bir baba nasıl olmalı ?" (İster babanızla aranızda geçen bir anıyı anlatın, ister itiraf edin, isterseniz sadece ona ne kadar düşkün olduğunuzu yazın.) 
En az 4 kişiyi mimleyin.

Benim babam sevmeyi, sevgi göstermeyi bilmez. Her zaman haklı olduğunu düşünür, her konuda mutlaka bir fikri, bir yorumu vardır hep de onun dediği doğrudur. Benim babam çabuk sinirlenir, kızdı mı gözü hiçbir şeyi görmez, anlamadan dinlemeden bağırır sadece. Cevap verdikçe daha çok kızar, ağlarsan daha çok kızar ama hiç sesini çıkarmazsan da saatlerce söylenmeye devam eder.
Küçükken kızdığında saklanıp ağlardım, ağladığımı görüp daha çok kızar diye. Koltukla kuşumun kafesinin olduğu sehpanın arasına girip ses çıkarmadan ağlamaya çalışırdım. Her zaman uykuya zor dalan bir insan oldum. Uyuyamadıkça babam kızacak diye korkar, korktukça uyuyamazdım.
Üniversitenin kaydına ağlaya ağlaya gittim. Sırf yarım saat erken gitmek istediğim için hem de. Çünkü o çizgifilm izliyordu, oof sizin yüzünüzden geç kaldık bi kere de benim dediğimi dinleseniz dedim diye kızdı. Onlar dünyanın en iyi en muhteşem ailesiydi, bir dediğimi iki etmezlerdi bense çok nankördüm. Hazırlık sınavına geç kaldığımı söylediğim için nankördüm, evet.
Benim babam iyi yaptığımız şeylerle dalga geçer. Şarkı söylediğimde yine böğürüyor musun der, kardeşim yan flüt çalarken seslerin iğrenç çıktığını söyler. Halbuki benim sesim güzeldir, kardeşim de yan flüt konusunda gerçekten çok yetenekli.
Ama babam beni seviyor biliyorum. Sevmeyi bilmiyor. Benim babam, babasız büyümüş, ilgisiz duygusuz babaannem babamı doğururken kahvede oyun oynayan bir babası varmış 6 yaşında terk etmiş. Bir daha hiç arayıp sormamış, hiç görüşmemişler. Sonra babaannem babamı ve halamı alıp annesinin yanına taşınmış. Kalabalık bir evde, geçim sıkıntısıyla büyümüş. Babamın çocukluk fotoğrafları hep içimi acıtır o yüzden. O yüzden her ne kadar kızsam da her ne kadar bazı yaptıklarını asla affedemeyecek olsam da her ne kadar artık doğru düzgün konuşamasam da ondan nefret edemem, kendime beni sevdiğini hatırlatırım her defasında.
O yüzden pasta yaptığım gün ellerine sağlık babam dediğinde dünyanın en güzel cümlesini söylemiş gibi sevindim, o yüzden espri yaptığında, anneme sataştığında hep güler ona katılırım, tartışmadan yapabildiğimiz tek diyalog onlar çünkü. Zor bir çocukluk geçirmiş, zor bir insan benim babam. Belki yukarıda bahsettiğim ve yaşanan ama bahsetmediğim kırgınlıkları hiç yaşamamış olacaktım o olmasaydı ama yine de iyi ki var. Ne olursa olsun ona bir şey olursa üzüleceğimi biliyorum. Sonradan pişman olmamak için affetmesem de nefret etmiyorum.

Bir baba sadece sevgi göstermekten korkmamalı ve kızının başına ne gelirse gelsin onu koruyacağını, yanında olacağını hissettirmeli. Başka hiç bir şeye gerek yok, gerçekten..

Of, zor bir yazı oldu benim için. Gelelim mimlediklerime:
Mia -çok şirin bir babası ve onunla çok komik hikayeleri olduğu için biraz neşe gelir mime diye düşünüyorum:)
Seymsomething
Volante
Bal
Hassas bir konu olduğu için mimlerken çok zorlandım umarım kimseyi incitmemişimdir..

24 Ocak 2012 Salı

Depresyon-2

Görünmeyen eller içimi sıkıyor.
Görünmeyen eller içimin boğazını sıkıyor.
Dünyanın en kötü şeyi sevememek, bilmezsiniz. Beni üzenlerden uzak durmamı, onları unutmamı söylersiniz ya, onlar da olmayınca ben hiçbir şey oluyorum. Sevebildiği kadar yaşayanlardanım ben.
"O" bir yerlerde yaşıyorken, benim onu sevmiyor olmam çok anlamsız. Ama sorun bu bile değil. O'na yakın'lar, O olabilir'ler bile terk etti kafamı. Ve aynada..Bu aynada yine kimse yok. Diyor iç seslerimden biri. Boğazıma düğümlüyorum sesi, susturuyorum. Yutkunamıyorum belki düğümleri, ama kimse anlamıyor en azından mutsuzluğumu.

Mesela böyle biri olabilirsin.
Yoo, hayır ağlamıyorum sadece gözüme
bir şey kaçtı
İmkansız bir şey istemiyorum. Sadece sevmek istiyorum. Sadece yine telefonum titreştiğinde heyecandan karnım ağrısın istiyorum, ellerim titresin tuş kilidini açarken. Sırf Sen'i görebilme ihtimali olduğu için sevinçle yataktan fırladığım günler olsun mesela.Sen öyle biri ol ki gördüğümde geri kalan her şeyi unutayım. Konuşurken yüzün dışında bütün dünya kararsın yok olsun yine. Tesadüfen Sen'i gördüğüm için güzel geçen günler olsun. Bir şarkı dinlediğimde hissetmek istiyorum eskisi gibi, Sen'i düşünmek istiyorum her kimsen. Bana dinlemem için şarkılar gönder sonra. Yanındayken ellerim sıcak olsun istiyorum, Sen. Bana gel, bilmezsin ama iyi bir dinleyiciyimdir, canın sıkkınken. Benim kötü günlerim olur, nedensiz üzülürüm. Sen ol ki, öyle günlerde huzur bulayım. Gel, çöz düğümleri serbest bırak. Gel, çek içimi sıkan elleri. Gel, her neredeysen.
Ne söylemen gerekiyorsa onu söyle, dinlerim ben. Kim olman gerekiyorsa o ol, biliyorsun Sen'i seveceğim ben. Nerede olman gerekiyorsa orada ol, bana yerini söyle sadece ki orda karşılaştığımızda doğru anda kafamı kaldırabileyim. Ne yapman gerekiyorsa onu yap, eleştirmem. Sadece, sen Sen olurken yanımda ol, izin ver Sen'i sevmeme. Sana yetmeme izin ver. Herhangi bir şey olalım, ne istersen. Her şey olalım, inan zor değil beni sevebilirsen. Belki daha tanımıyorum seni, belki tanıyorum ama bilmiyorum Sen olduğunu, belki biliyordum ama unuttum zamanla, belki hep yanlış anladık birbirimizi, belki hiç düşünmedik birbirimize Sen olabileceğimizi ama Sen'i çok özlüyorum ben.
Çok belki. Çok ihtimal. Ve çok umut aslında, ama ben umut falan hissetmiyorum.
I'm looking for love this time, sounding hopeful but it's making me cry.

15 Ocak 2012 Pazar

Marslı Bi Kız'ın 1.yılı

Bugün tam bir yıl oldu.
Bir yıl içinde mutsuz Luna yazdı kimi zaman, kimi zaman öfkeli, kimi zaman kırgın. Ama sanırım en çok da aşık Luna konuştu.
Ve tam bir yıl sonra bugün baktığımda, o aşık kızı bulamıyorum. Mutsuz değilim, öfkeli değilim, kırgın değilim, mutlu değilim, neşeli değilim, hiçbir şey değilim sanki. Ya da daha doğrusu hiçbir şeyim. İçi boşaltılmış gibiyim.
Hissedebildiğim tek şey sıkılmak. Sabah kalkıyorum ve sıkılıyorum. Kahvaltı yaparken sıkılıyorum. Ders çalışmam gerekiyor, sıkılıyorum. Boş boş bilgisayara bakmaktan sıkılıyorum. Şarkı açıyorum, hep aynı şarkılar çalıyor, sıkılıyorum. Ders çalışırken sıkılıyorum. Uyurken bile sıkılıyorum. O kadar çok sıkılıyorum ki nefes alamıyorum.Bir de özlem var bir anda geliveren, pişmanlık duyduğum, onu görmezden geliyorum.


Hayır, hayır. Baştan alıyorum.
Ve tam bir yıl sonra bugün, dışarısı bembeyaz. Kar bütün siyahların, kahverengilerin, tüm o karamsar, sıkıcı renklerin üstünü örtmüş. Odam karanlık, perdeler açık. Gökyüzü neredeyse aydınlık, gecenin bu saatinde. Tam bir yıl sonra bugün, kar lapa lapa yağmıyor, pudra şekeri gibi yağıyor. Mutluluk yağar gibi.
Aslında pencerenin önünde oturup seyretmektense dışarı çıkmak istiyorum. Yere uzanmak, soğuğa aldırmadan. Karların yüzüme tane tane düşüşü. Buzdan öpücükler. Benim de üstümü tamamen kaplayana kadar kalayım istiyorum öylece. Sıkıntımı örtsün, boşluğumu doldursun kar.

Bugün blogumun ilk yılı doldu. Tam 103 izleyicim var, 3-5 kişinin bakacağı bir günlükten öteye gideceğini düşünmemiştim bile. Koca bir yıl boyunca bir şekilde yanımda oldunuz, çoğaldınız, beni de çoğalttınız. En sıkıntılı anımda bile yazılarınızı okuyup gülümsedim, zaman zaman hüzünlendim. Başka başka pencereler sundunuz bana. Öyle işte iyi ki varsınızı hepiniz.
Marslı Bi Kız'ın 1.yıl dönümü kutlu olsun. Daha mutlu daha aşık yazılara.. (:

Küçük bi ekleme: Şimdi dışardan geldim, ellerimi hissedemiyorum, burnum kıpkırmızı, her tarafım ıslak ama karların altında yattım. Öyle öyle öyle güzeldi ki! Mutluluk yağıyooo, hadi herkes dışarıııı!! :) Bide eve çılgınlar gibi üşüyüp, gelip sıcacık bi kahveyle, harry potter okumaktan daha huzurlu bişey yok bu dünya üzerinde.

8 Ocak 2012 Pazar

Saçmalamak-bilmemkaç

Zaman buzdu.
Basıp basıp kaydın.
Kayıp kayıp gözümden düştün .
Hani hazin masallarda biri biri için feda edilirdi hep?
Biz kimi feda ettik, kim kime yenildi?
Kim daha önce vazgeçti?
Önemli mi?


Ben çaydanlıktım, sen içimde kaynayan çay.
Yoksun sen, boşum ben.
Sen içimi soğutunca başladı çayla ilişkim aslında.
Kettleda su ısıtıp, poşet çay içiyorum.
Gerçeği gibi değil ama içim ısınıyor zaman zaman.
Ama zaten hep ben çabaladım seni sıcak tutmak için, sen çaydın.


Tüm satırlar yalan mıydı, peki yani?
Ben hep yalan söyledim.
Ama sen.
Sen o değilsin sanki.
Başka biri.


İçimi titreten bir rüya var mesela, dün gördüm.
Sen gerçektin, ama içimi titretememiştin.
Sabırlı olamadığım şeyler var.
Seninle konuşmak için günlerce beklerdim.
Bi keresinde elim sıcaktı biliyor musun, mesela.
Senin hiç zamanın yoktu böyle şeylere.
Zaten karşılaştırmalar yapıp durmanın anlamı var mı?


Ama bir aşk vardı.
Gitti.
Bitti.
Bittik biz.
Sahi biz ne kadar "Biz"dik ki zaten? Biz. Uzay boşluğunda gezinen üç harf. İşte o kadar. Biz'den bu kadar.