23 Eylül 2012 Pazar

Daha öpmemiz gereken öpücükler var dedim.
Sahi öpücük öpülür mü? Yağmur yağardı, yemek yenirdi ama öpücük öpülür müydü ki? Neden olmasın? Zaten aslında öpücüklerin karşılığı değil mi tüm öpüşler? Dudaklara değil dudakların verdiği öpücüğe cevap, öyle olmalı.
Sahi siz hiç karşılığı olmayan bi öpücük verdiniz mi? Ben verdim, tadı duvar öpmek gibiydi. Keşke duvarı öpseydim, o duvardan duygusuz dudaklar yerine. Keşke böyle üzülmeseydi içim.
Sahi içimiz üzülür müydü? İçim sıkıldı derdik mesela ama içim üzüldü demezdik hiç. Benim bi kere midem çok üzülmüştü. Kendi kendini kemirip, yiyip bitirmişti yüzüm bir hafta içinde kendini toparlamışken.
Sahi neden bunları yazdım ki? Öpmem gereken öpücüklerim vardı, içimi üzenler belli belirsiz hatırladığım bir kabus kadardı. Onu hatırlayarak kaybedecek zamanım yoktu hem, sevmem gereken sevgilerim vardı. O daha çok seviyordu, ben daha sevmeye korkuyordum.
Ben de geçmiş acılara döndüm arkamı gittim, ona yetişmem lazımdı.

11 Eylül 2012 Salı

03082012

Yanıldığım, yanlış bildiğim bir çok şey varmış. Uzakta olmak acı çekmek değilmiş. Uzağına düşmek unutmak, unutulmak değilmiş. Uzak olmak can sıkıcıymış yalnızca. Sanki yapacak hiçbir şey yokmuş gibi sıkılıyorum. Durmaksızın gün sayıyorum, bitmiyor, bitmek bilmiyor. Zaman durmuş sanki ama güzel anılarım, tatlı heyecanlarla dolu beklentilerim var.
Yanımda olmayışı canıma tak eden bir'im var. Yüzüme 15-20 dakika vuracak güneşin beni rahatsız edip etmeyeceğini düşünen beni uğurlamak için, beni görmek için uzun yollardan gelen bir'im var. Artık içimde yer etmiş kaygılarımı silip atan, endişelerimi gideren bir'im var. Beni en kötü anılarımla yüzleşmekten korkmayan biri yapan bir'im var. Birlikte iki ettiğimiz bir'im var. Aramıza koca bir eksi koyup hiç yapanların aksine.
Kafamda asla gerçek olmayacak hayaller ya da yaşananların en kanlı, en acıklı sahneleri yok mesela.Onunla geçirdiğimiz zamanları düşünüyorum ve daha çok gelecekte yapacaklarımızı.
Zamanla bir sürü anımız olacak değil mi? Bu çok heyecan verici. Hayatımda ilk defa avcumun içinde güzel bir şey var. Canlı, büyüyen bir şey. Önce birler ikiler oluyor, sonra 10lar derken ay diyoruz, 1.ayımız. Bütün bunlar çok yavaş mı oluyor yoksa çok hızlı mı karar veremiyorum. Acılar yavaştır, rüyalarsa çok hızlı. Bu ise..zamanın normal akışı belki. Olması gereken. İlk defa beni yerden yere vuran boyumdan büyük aşkların peşini bıraktım. İlk defa sakin, durgun, güvenli bir sevgiye şans verdim. Ama kimse bana bu kadar kolay ve aynı anda bu kadar güzel olacağını söylememişti. Yıllar süren soğuk ve zor bir kıştan sonra ılık ilkbahar günlerinde yaşıyorum sanki ve ilkbaharın Mart'la başlaması tatlı bir tesadüf değil de ne?

8 Eylül 2012 Cumartesi

Tatil Biterken

Öhöö öhöö! Luna is back, guys!!
Tatile gitmiştim de biraz. Biraz derken 25 gün kadar dklfjdlkj

Tatilde neler yaptım?

En baştan başlarsak anlatmaya, bu sene yaz okulum vardı (ay şimdi siz beni tembel sandınız ama değilim not yükseltmek içindi şşşşş;))) Annemler yazlıktaydı, okulum olmasına rağmen cidden güzel zaman geçirdim. Yemek yaptım, alışverişe çıktım, arkadaşlarımla sabahladım, evi temizlemekten bile zevk aldım yalnız olunca. 
Okulum bitince de yola düştüm: istikamet yazlık!
İlk bi hafta bütün kasaba bronz bebeksi tenleriyle gezinirken, soluk zavallı tenimin utancıyla yaşadım.. Üstelik esmerim! Beyaz tenli annem bile benden daha esmer olmuştu. Pek yüzmedim, çünkü denizde yüzmeyi sevmem, havuza da kalabalıksa girmiyodum. Yani daha çok sahilde kitap okuyup müzik dinledim. Çok çok yürüdüm, sanırım yürümek en birinci favori eylemim.
Yan sitedeki marketin sahibi öldürüldü. Cinayet lan cinayet! OHA! Gazeteye falan çıktı, çok havalı.
Bi günde kardeşimle yürürken kavgaya şahit olduk: 
O KIZA Bİ DAHA YAKLAŞMAYACAKSIN!! ŞANGIIIIRTT (burda diğeri şişeyi kaldırıma vurup kırdı diğeri.)
Ben: Alllaaah şişeyi saplıcak galiba sdlkcmdsklm
Yerde yuvarlanıp dövüşmeler, havada uçuşan küfürler, kız çığlıkları falan. Sonra ayırdılar. Belki de burda asıl bahsedilmesi gereken olay, çevredeki izleyenlerin heyecanıydı. Yanımda duran kız nolmuşş siz biliyo musunuz kavga niye çıkmış dedi. Gözleri ışıl ışıldı bunu söylerken, baya sevinçliydi. Ben de sırıtarak ay biz de bilmiyoruz ki, kız kavgası galiba dedim. Ne biliyim, hepimizin hayatına bi renk gelmişti, günlük rutinimizde bi değişiklik olmuştu. O an kavga edenler hariç herkes mutluydu. Belki onlar da mutluydu hatta rahatlamak, sakinleşmek için ağız burun kırmak, kafa göz yarmak gibisi yok dfklsjnvsfdkljnvslnkj O olaydan sonra kardeşimle durduk yere şişe kırma hareketini yapıp gülüyoruz.
Bunun dışında pek bi heyecan yaşamadık zaten. Bayramı yazlıkta geçirip, bayram ziyaretine çıkan tek aile olduk. Gitmeden önce bi kez asansörde kalma geleneğimizi geçen yıl olduğu gibi bu yıl da babam üstlendi. Önceki yıllar hep ben kalırdım, hoş değil.
Tüm bu süreç boyunca da sevgilimi özledim. O da beni özledi, o kadar özledi ki tatilini bırakıp 2 günlüğüne yanıma gelecek canım benim.

Son olarak küçük bir diyalog:
Ben: Yarın nerdeyse 1 ay sonra ilk kez sevdiceğimle buluşucam iki kaşımın ortasında kocaman bi sivilce..Yaşamak bu diyil..
Özge: Makyaj denilen nimeti kullan kız :D
Ben: Bu sivilceyi kapamak için estetik yaptırmam gerek olm, makyaj kurtarmaz :(
Özge: Hemen kutsiyi ayarlıyorum o halleder :D 
sdkjlvcnfsdjlkndf böyle de şanssızım çocuklar. Dua edin de yarına geçmiş olsun! 

Not: Elif beni onun deyişiyle bi mimde sobelemiş, bu yazıda onu da yapacaktım ama bi baktım kendisi o kadar tatliş yapmış ki fotoğraflarla falan ben de özenli yapayım istedim. Bide şimdi çantam boş, tatilden geldim ya her şeyi boşalttım ehe.
Kendinize cici bakın.

7 Ağustos 2012 Salı

Aylar Sonra Gelen Mim!

Başlığa bakmayın, biriciklerim beni hiç unutmadınız hep mimlediniz ama benim ya yazıcak zamanım olmadı ya da içimden yazı yazmak gelmedi. Umarım kırılmamışsınızdır :/ Ama madem tatildeyiz -her ne kadar ben yaz okuluna gidiyor olsam da- ve madem memento mori beni gördüğüm en güzel mimlerden birine mimlemiş, kesinlikle yapmalıyım bunu tabi ki.
Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan 1 yılınızda ne yapardınız ?
Önce çok üzülürdüm, 1-2 günü kendi kendime geçirirdim ve bi yapılacaklar listesi hazırlardım. Doğruyu söylemek gerekirse ölcek olsam napardım? sorusunu önceden düşünmüştüm listem de kafamda aşağı yukarı belli, tabi bişeyler daha eklerdim belki düşündüğümde aklıma gelmemiş olan. Önce görmek istediğim şehirlere giderdim; Paris, Londra, Roma, New York (büyük ihtimal bu saydıklarımla hızımı alamayıp Avupayı tamamen gezerdim.) Paraşütle atlardım, okyanusta yüzerdim, bir kaç günümü Disneyland'de geçirirdim. Sevdiğim grupların konserlerine giderdim. Nasılsa ölücem diye LSD falan da denerdim hatta. Ertesi gününü düşünmeyeceğim ilişkiler yaşardım. Son zamanlarımı da aşık olduğum biriyle Avrupanın en çok neresini beğendiysem orda geçirip onunla uyurken ölmek isterdim. Bu o kişi için acımasızlık olurdu ama ölücem sonuçta biraz bencillik yapma hakkım var bence. 
Fobileriniz , takıntılarınız var mı ? Varsa neler ?  
Hafiften klostrofobim var otobüs kalabalık olduğunda mesela nefes alamıyomuşum gibi hissediyorum. Uyuyamama fobim var bide çok stres oluyorum uyuyamayınca, ama her zaman değil zaten başka bir konuda stresliysem oluyor bu. Eskiden kısa saç fobim vardı, yıllarca hiç kuaför eli değmedi saçıma anneannem uçlarından azıcık keserdi o kadar. Hep belime kadar uzun saçlarım oldu. Sonra lise sonda ygs,lys stresi derken gittim küt kestirdim, baktım ölmüyorum öyle de güzel oluyo hem, bu korkunun üstesinden geldim sanırım. Takıntılarım var, özellikle uyku konusunda. Mesela oda hiç ışık almamalı, perde tamamen kapalı olmalı. Odamın kapısı açık uyuyamam, evde yalnız olsam da kapatırım. Saatin tik tak sesi, başka birinin gürültüsü, horlaması çok rahatsız eder. Odamda kendi arkadaşlarım ve kardeşimden başka birisinin yatmasından nefret ederim. Yatağıma çorapla çıkılmasına katlanamam. Aklıma gelenler bu kadar.
Bir sabah kalktınız ve dünyada hiç bir insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız ? 
Bi şok olurdum tabi, ama sonra kendimi çok özgür hissederdim. Her yere giderdim, aklıma gelen her şeyi yapardım, en önemlisi kafa dinlerdim. Bide aramızda kalsın bazı insanların evini karıştırırdım gidip merak ediyom ya bakmayın öyle! dşlfmvdklmfd Ama bu durum devam ederse korkardım ve başka insan kalmış mı neden böyle olmuş diye araştırmalara dalardım sanırım.
Dünyayı dolaşmak isteseniz hangi ülkeden başlardınız ? Neden ? 
Özel bi tercihim yok, Avrupa'da bir şehirden başlardım, büyük ihtimal benim dünyayı dolaşmam da Avrupa'yla sınırlı kalırdı. Çok burjuvayım lskdfmvfdlkm
İtiraf edin prens/prenses e dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz ?
Bu soruyu şöyle algıladım, 5 para etmez olduğunu düşündüğünüz halde hayallerinizdeki adam olabilir umuduyla kaç kişi için çaba harcadım, 1 sanırım. O da prense falan dönüşmedi, yani dönüşmüyor. Palyaço her zaman palyaço olarak kalıyor. Onun dışında prensleri kurbağa sanıp, her şeyi mahvettiğim de oldu tabi.
En son yaşadığınız küçük düşürücü , unutamadığınız olay ?
Sarhoştum hatırlamıyorum dedirtecek şeyler yaptım, bunu unutamıyorum. Gerçekten hangover'ı yaşadım ama sor bana pişman mıyım? Yoo, hiç değilim. Her türlü çılgınlığa count me in guys. 
Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey ?
Daha özel, daha anlamlı şeyler saymak isterdim ama ne yazık ki cevabım ipodum ve telefonum olacak. 3. nesneyi bulamadım.
Hayatınızın bir kitap/ film olmasını isteseydiniz hangi kitap/film olmasını isterdiniz ? 
Klişe ötesi olacak ama Amelie olsun isterdim, başka sevdiğim bir sürü film var ama Amelie bana hep huzur vermiştir. Bide tabi ki Harry Potter olsun isterdim. Düşüncesi bile heyecanlandırıyo olm.
En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiniz, ne yapardınız ?
Oha çok iyi! bunca zaman niye söylemedin olm derdim direkt dflkmdflkm Olağanüstü şeylere inanma eğilimim var napabilirim. Dünya bu haliyle çok sıkıcı. Ama gezegenine gider miydim bilmiyorum, uzaylı sonuçta napacağı belli olmaz dlkfmlkmfv
İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapıcağınız ilk şey nedir?
İşte bu en büyük hayalim ya! Çok eğlenirdim, merak ettiğim herkesin yanında bi gün geçirirdim, gıcık olduğum insanlarla gün boyu uğraşır, ağlayacak hale getirirdim ahahaa çok kötüyüm :D Ama bunu istediğime göre beni üzmüşlerdir, durduk yere gıcık olmam, beni biliyosunuz 0:)

Mimlediklerim: elif , Sam ve çokomell :)

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Potterhead olma sorunsalı.

Dün 20 yaşında insanlar olarak sabahın 5inde Harry Potter tartışması yaptık arkadaşımla. Aşırı uykum vardı ama Harry Potterdan bahsederken uyucam diyemezdim..
Luna: Kitap her zaman daha iyidir, kitabını okuyup da oha harika olmuş dediğim bi film olmadı yani.
M: Bence de, mesela Harry Potter filmini sevenleri hiç anlamıyorum
L: Yani sadece film olarak değerlendirince güzel ama kitapların yanında meeeh :D arada hala okuyorum ben
M: Ben her yıl baştan sona okuyorum
L: Oha çok iyi, etkilendim şu an :D
M: Gerçek olaydı iyiydi :D
L: Ben hala Hogwarts'tan mektup bekliyorum, ümidimi kesmedim :')
M: Ben geçen yıl bıraktım beklemeyi :D
L: Keşke gelseydi ya. Hermonie'nin kankası olurdum küçükken Harry'ye büyüyünce Neville'a yazardım hey gidi :'D
M: Ben kesin Voldemortçu olurdum :D safkan değilim ne yazık ki
L: Tabi ki yine senliğini yapardın hiç şaşırmadım :D
M: Adamın bi şekli vardı en azından.
L: Ve bi burnu yoktu.. :') Ayrıca şekilse şekil Harry'de de var.
M: Yok, gelmiş geçmiş en büyük 2.büyücüyü 17 yaşında bi bebe nasıl yenebilir. Teknik olarak yenmedi zaten :D
L: Teknik meknik anlamam sonunda Voldemort gg oldu. ok kib bay. :D
M: O tamamen saçma. Tüm kara büyüleri bil bide karşında mal ergen harry olsun sen git Avada Kedavra yap.
L: Ne yani harry ölse miydi? :D O durumda dünya üzerindeki bütün Harry Potter hayranları-sen sayıda insan üzülürdü intihar edenler bile olurdu.
M: Ben de harrynin ölmesini istemiyodum tabi. Ama voldemort'ta ölmemeliydi :D
L: E nasıl olucaktı o? :D Harry de Voldemort'a katılıyo bütün dünyanın ağzını sıçıyolar kdjfsnsvdlkjn
Derken kafama dank etti, aradan yıllar geçtiği halde hala kitaplarını okuyup uzun uzun tartışıyoduk. O an bütün bilimadamlarına bilgisayar mühendislerine, Mark Zuckerberg'e, Jack'e, yayında ve yapımda emeği geçen herkese şükrettim içimden kjlsdfnvfd
Eğer ben 13 yaşındayken facebook, twitter vb şeyler olsaydı bugünkü castincilerden ve adını getiremediğim diğerlerinden farkım olmayacaktı :') Düşüncesi bile korkunç lan 13 yaşındayım Turkey needs Harry Potter şeklinde TT'ler için kendimi parçalıyorum sdvcıknjfsdjvklnvf Tabi o zamanlar şükürler olsun ki bizim evde internet bile yoktu. Bilgisayarı sadece Sims oynamak, paint ve powerpointte eğlenmek için kullanıyodum. Sims de Sims olsa Sims1 neydi la öyle? :') İnsanları direkt tip olarak seçiyodun birbirinin aynısı bir sürü tip dksldlşksd Kötü günlermiş :')
Fakat Harry Potter lan. Güzel bir çocukluk geçirmemin önemli bi kısmını ona borçluyum. Yani yukarıda castin falan dedim de karşılaştırılmaz bence :') #90schildrenneedharrypotter hadi bakıyım :') Ben de şu elimdeki kitabı bitiriyim de Harry Potter okuyayım biraz.
Bunu koymasam olmazdı tabi ki.
***
Diğer bir konu ise tabi ki yine toplu taşıma araçları. Rica ediyorum azıcık insan olalım ya. O metroya otobüse biniyorum solunum sistemi çöküyor, oksijensiz solunum bile diyemiyorum direkt solunum yapmayan yaşam formu geliştirdim yeminle :')) Biliyoruz sıcak, biz de terliyoruz da zehirli gaz mı salgılıyonuz nasıl öyle bi koku olur lan insaf. Ara sıra banyo yapsanız böyle olmaz valla bak, biz yapıyoruz ondan insan gibi terliyoruz. Çok sinirleniyorum cidden artık Ayşe teyze gibi çantamda ace taşıyıp kötü kokan herkesi çitilicem yemin ediyorum lsşkdfmvmkl Bide klimasız metroyu hala kullanımda tutan görevliler size çok ağır küfürler ediyorum bilesiniz. Bi gün metro dolusu insan ölücek orda.
Son olarak geçen gün otobüse bindim ve otobüs şoförü bana dedi ki: İNTİHAR ETMEZSİN DİMİ?!!!!11birbir!! La niye intihar ediyim? Nerden bu kanıya vardı çok merak ediyorum ama soramadım, çoküzülüyorum ')
Gerçi Ağustos'a geldik ve ayak parmağım dahi tuzlu su yüzü görmedi. TATİL İSTİYORUM ARTIK! O yüzden intihar edebilirim sanırım...

sdlfkmvfdlkm etmem lan etmem tatile giderim yani sdklmvcsmkl
Neyse hadi ben süsleniyim yine kopmaya gidiyorum kdmcdsklm her gün kopuyoruz all day all night klsjdncsdkln çok şımardım hadi bay.

22 Temmuz 2012 Pazar

He said.

Sevilmemekten ne kadar da korkuyoruz, ya da bir gün gelip vazgeçilmekten. Farklılıklarımızı öldürüyoruz o yüzden de ilk önce. Bizi biz yapan, bizi güzel yapan ayrıntılarımızı katlediyoruz ya da içimize saklıyoruz, gömüyoruz. Halbuki olduğumuz gibi güzeliz, hissettiğimiz gibi, hissettiğimiz kadar güzeliz.
Bana beni sevmeye devam et tamam mı? Hep sev. Demişti dün. Korkuyordu, tek kelime etmese de gözlerinde görürdüm zaten korkusunu. Çok büyüktü, çok gerçekti o korku. Halbuki korkmasına gerek yoktu ki ben onu hep sevecektim zaten.  Sorun bir tek benim bir gün ondan vazgeçmem değildi tabi ki. Ailesinin, arkadaşlarının, çevresindeki herkesin onu yüz üstü bırakacağına inanıyordu. Sarhoş kelimelerimle anlatmaya çalıştım ben onu o olduğu için seviyordum, olduğu kişi için. Nasıl olduğu önemli değil ki, neyi seçtiği, neden seçtiği. İnandıklarına inanmak zorunda bile değilim ona inanıyorum ya, bu sevmek için yeterli.
Normalde utangaçtım ama o beni sahneye çektiğinde dans ederdim, izleyen gözlere aldırmadan. Onun yanında utanmazdım yaptığım hiçbir şeyden, ondan saklamazdım çünkü bilirim beni anlar. Kendimi suçlu hissettiğim, yaptığım için utanç duyduğum şeyleri ona olduğu gibi anlatırdım, çünkü o neden yaptığımı bilir. O ise kapalı bir kutuydu, onu tanıdığım ilk günden beri öyle oldu. Ama dün bana içini gösterdi, herkesten sakladığı öğrenirler de ondan nefret ederler diye korktuğu şeyleri söyledi. Nefret etmedim, aksine ona olan sevgim büyüdü. Çünkü o, tüm o neşesinin arkasında eziliyordu aslında. Yüzünü avuçlarımın arasına aldım ve dedim ki, senden bir an bile vazgeçmeyeceğim, hep seveceğim, söz veriyorum. 
You're just so beautiful as you are my dear, neither wrong, nor a creep and I love you.

20 Temmuz 2012 Cuma

Summer Rain

Temmuz’un sonunda, yazın en sıcak günlerinde yağmur yağmaz sanıyor insan, ama yağıyor işte. Mucizelere olan çocuksu inancını tazelercesine.  Yağmur yağıyor, gökyüzünün üstü denizmiş de gökyüzü yırtılınca üstünde taşıdığı bütün suyu dünyaya boşaltmış gibi. Tatlı bir bahar kokusu doluyor burnuma, biraz topraklı. Bilgisayarda izleyeceğim film, tepsiye koyup salona getirdiğim yemeğim hepsi hazır ama o an yağmur yağıyor Temmuz’un sonunda, çok sıcak bir günde. Her şeyi bırakıp balkona oturuyorum, ıslanıyorum.
Ankara’nın gökyüzünde yıldızlar yok sanıyor insan, halbuki dikkatli baktığında orda olduklarını görebiliyorsun. Bir sahilin üstünü örten gökyüzündeki yıldızlar kadar güzeller hem de. Belki daha bile güzeller, çünkü saklanıyorlar. Sadece bakmak yetmiyor, var olduklarına inanınca, görmek isteyince görüyorsun.  Bugün sıcak odamda bilgisayar başında zaman geçirmektense Ankaranın yıldızlarını izlemeyi tercih ediyorum.
Bazen hayatı akmaya akmaya donup kalmış bir gözyaşı sanıyor insan, aslında hayat hep akıyor, ara sıra durup soluk almak isteyen bizleriz. Bugün Temmuz’un sonunda yağmur yağdığı için ve Ankara’da da yıldızların olduğunu gördüğüm için farklı bir gün. Bugün böyle anların tadını çıkarmamız gerektiğine inanıyorum, çünkü yazın çok sık yağmur yağmıyor ve her gün yıldızlara bakmayı akıl edemiyor insan.
Sonra mesela birini çok sevip de o yüzden çok üzülünce, bir daha sevmekten korktuğunu sanıyor insan, halbuki sevmekten korkmuyoruz hiç, sevilmemekten korkuyoruz. İkisinin aynı şey olduğunu sanıyoruz ama çok farklılar aslında. Bazılarının sevemeyeceğini sanıyor insan, beceremezlermiş gibi halbuki ya sevilmeyi beceremiyorlar ya da seni değil de onu seviyorlar işte. Başka birisi de başka birini sevmeyi becerememişken seni seviyor bir şekilde. Yani bişeyleri hep sanıyoruz ama bir çok şey hiç de sandığımız gibi değil aslında. 

13 Temmuz 2012 Cuma

Healing

İyi olmak isteyince, iyi olunuyor mesela. Öyle yalandan iyiymiş gibi yapmalar değil hem de, gerçek. Mutluluğu taa karnımın içinde hissediyorum, taa beynimin derinliklerinde. Dışarıda değil sadece, hayatımda yok o mutluluk, heyecanlar, umutlar. Bana sarılmıyor, beni öpmüyor, elimi tutmuyor. Elim ayağıma dolaşa dolaşa yemek yapmıyorum ona, göğsüne başımı yaslayıp uyumuyorum. İçimde öylece duruyor.
İyiyim, nefes alıyorum canım yanmıyor, nefes veriyorum ölmüyorum. Artık kötü şeyleri o kadar da aklıma getirmiyorum. Kollarım birine sarılıyor, kim olduğunu umursamıyorum. O olmadığını biliyorum ya gerisi mühim değil. Hem kollarım orda iyi hissediyor, bırakalım dursunlar. Birinin omzunda uykuya dalıyorum sonra, kim olduğu hiç önemli değil. O olamaz ya diyorum, o olmaya yakın bile değil boşver. Omzuma atılmış ya da belime sarılmış bir kol iyi hissettiriyor ya vücudumu, bırakın sarılarak uyuyalım. Garip ama, onunla uyumaktan çok daha huzur veriyor bir isimsizin yanımda olması, daha güvende hissettiriyor parmaklarının bana dokunuşu -ama o eski kötü şeyleri düşünmeyecektim-
Aptal değilim, bütün bunları daha önce de gördüm. Verdiğim söze pamuk ipliğiyle bağlı olduğumun farkındayım. Ufacık bir çakıl taşına takılsam, içimdeki tüm mutluluğu kusacağımı biliyorum. Daha çok kırılgan olduğumu, ayakta zar zor durduğumu hissedebiliyorum. Ama iyi idare ediyorum bence, bir anda sapasağlam olamam değil mi? Bu ancak hafızamı sildirsem mümkün olurdu. Hafıza sildirmek de iyi bir fikir değil, yaptığım her şeyi aynı şekilde baştan yapardım ben mesela. Yavaş yavaş düzeliyorum işte, her gün biraz daha fazla adım atmaya gücüm yetiyor, her gün daha çok şey yapabilir hale geliyorum. Güvende hissettim diye kendimi tamamen birine bırakıp risk almıyorum mesela, dedim ya daha çok kırılganım.
Ama yürürken, otobüste giderken, bir şarkı dinlerken mutluluğu hissediyorum taa içimde, taa artık ona yer olmayan yerde.
Bir de elimi tutup beni ayağa kaldıran Léo'ya, soul mate'ime teşekkürler.

5 Temmuz 2012 Perşembe

I want to be okay.

Why would I carry such a weight on my shoulder?
Bu sabah kalktığımda aklımda bu vardı. Neden omzumda böylesi bi yük taşıyacaktım ki? Zaten yeterince yüküm yok mu? Yeterince geçmiş'im yok mu boğazıma düğümlenen? Bu midemi kemirip duran, o kadar zaman göremediğim değersizliğine, çirkinliğine duyduğum nefrete ihtiyacım yok. Senden nefret ettiğim süre içerisinde hep acı çekiyordum sanki, o kadar sürekli o kadar bitmezdi ki canımın acıdığını unutmuştum artık. Sadece nefret etmeyi unuttuğum kısa anlarda, beynime batmış iğne çıkıyordu, o zaman anlıyordum bu şekilde ne kadar da acı çektiğimi. Seni görme, dokunma şansı kızgın iğne gibiydi. Özür dileyene kadar batıp durmak, senden bata çıka bir açıklama almak istiyordu. Sana batamadıkça benim beynime batıp, geri dönmemi, eve gitmemi, seninle bir daha asla konuşmamamı söylüyordu bana. Onu dinlemiyordum.
Artık "iyi" olmak istiyorum. Bugün iyileşmeye karar verdim, seni omuzlarımdan indirmeye -küçücük bir kızın sırtına yük olmaya utanmadın mı hiç Mikey?- indirmek kibar olurdu aslında atmaya daha çok. Artık seni merak etmemeye karar verdim, takip etmemeye, düşünmemeye, hatta senden intikam aldığım hayallerden bile vazgeçiyorum bugün. Kısacası seni yaşatmamaya karar verdim bugün. Uzun süre sonra ilk defa seni değil kendimi düşündüm. Böylesi senin için iyi olmayacak, sadece benim için iyi olacak çünkü. Ben iyi olacağım. Bugünden itibaren, eğer bir daha yüzünü hiç görmeyeceksem bile bu umrumda değil. Dün gece çok çirkin olduğunu fark ettim, bakmaya değer bir yüzün yok, hiçbir şeye yüzün yok ki bakmaya değer olsun.
Bunca zaman farkında değil miydim peki, acıya son verebileceğimin? Tabi ki farkındaydım, en başından beri. Farkında değilmiş gibi yapmayı tercih ettim, seni özlemek, seni sevmek, senden nefret etmek elimde değilmiş gibi. Çünkü elimdeydi ama yapacak gücüm yoktu, ayağa kalkacak halim yoktu ki, sana olan duygularıma kafa tutayım. Ben de sana kafa tuttum, sen zayıftın hatalıydın sana kafa tutmak daha kolaydı. Bugüne kadarmış, 65 günlükmüş senle ilgili duyguların, yoğun bakımda yaşama süresi. Artık öldüler.
Bu bir veda ama sonuna kendine iyi bak yazılanlardan değil. Kendine iyi bakıp bakmaman umrumdaymış gibi davranamam, yalan söylemiş olurum. Her şeye rağmen güzeldi denilen vedalardan da değil bu veda. "Her şey" olmasa güzeldi, ama her şey vardı ve her şey bizim güzel kalmamız için çok fazlaydı. Sonunda sıkıca sarılıp, gözyaşı dökülen vedalardan da olmayacak. Bırak sarılmayı, ellerimiz birbirine uzanmak için çok uzak kaldı, ellerimizin arasına girdi her şey ve her şey bizim tekrar dokunabilmemiz için çok fazlaydı. İçinde pişmanlık olmayan bir hatıra olmayacak bizimkisi. Kendi yaptıklarımdan değil de, senin yaptığın her şeyden pişmanım ve dediğim gibi her şey bizim pişmanlıksız kalmamız için çok fazla. Aslına bakarsan, biz bir hatıra bile olmayacağız. Hayatımda hiç olmamışsın gibi yapacağım ben. Umarım karşılaşmayız ama Ankara küçük bi yer, hani olur da bir gün karşılaşırsak yüzüne bomboş gözlerle bakacağım, bana hiçbir şey ifade etmiyor olacaksın çünkü o zamana. Seni hiç tanımamış olacağım Mikey. Bir gün tekrar tanışırsak seninle, yeni insanlarla tanışırken genelde yaptığım gibi o kadar önemsemeyeceğim ki seni, adını 5 dakika içinde unutmuş olacağım.
I want to be okay.

27 Haziran 2012 Çarşamba

Rüya

Rüyalar çok garip. Rüyalarda duygular çok yoğun. En azından benimkilerde öyle. Rüyalarımda hıçkıra hıçkıra ağlayabiliyorum. Ya da o kadar çok gülüyorum ki bazen kendi kahkaha sesime uyanıyorum. Hiç korkmadığım kadar korkuyorum bazen rüyalarımda, ya da hiç olmadığım kadar cesur olup kendimi bir apartmanın çatısından aşağı bırakıyorum. Belki normalde o kadar çok şey hissettiremeyecek dokunuşlar -bir elin koluma dokunması, ya da sırtımda durması- çok yoğun duygular hissettirebiliyor. Öyle yoğun ki başımı döndürüyor, aklımı başımdan alıyor. Bir kaç gün boyunca her aklıma geldiğinde düşme hissi uyandırıyor, rüya dokunuşları.
Uyuyorum, dünyalar görüyorum. Uyuyorum, aslında hiç yaşanmamış olan saatler yaşıyorum. Belki de bu yüzden uyku açlığım bitmiyor, daha çok daha çok uyumak istiyorum. Yeni duygular hissedebilmek için, yeni insanlar tanımak için, tanıdıklarımı başka şekillerde görmek, başka şekillerde sevmek ya da nefret etmek için. Uyku bir terapi bizler için, gördüğümüz rüyalar bizi yatıştırıp korkularımızı gideriyor, rüyalarda karşılaştığımız zorluklar bizi güçlendirip kötü şeylere hazırlıyor, gerçek olmadığını bilsek de mutlu ediyor rüyalar.
Rüyada duyguların bu kadar içten hissedilmesinin sebebi belki de her şeyin beynin içinde olup bitmesidir. Dışardan bir etkiye beynin tarafından üretilen bir tepki değil de beynin etkisine beyninin tepkisi olduğu içindir. Beş duyu organınla algıladığın şeyleri beynine ulaştırıp, yorumlarken kaybettiğin hisleri, rüyalarında kaybetmediğin içindir. Çünkü rüyalarımızda gözlerimizle görmeyiz, gerçekten dokunmayız ya da.
Rüyalar çok gerçek, rüyalar uydurmaca.
Rüyalar anlamlı, rüyalar aldatmaca.
Bu da şarkısı olsun o zaman.

22 Haziran 2012 Cuma

Marslı Bi Kız Hikayesi

Bölüm 1

Tanışma

Bu hikaye 1998 yılında başladı. Yani Luna'nın ve Engin'in ilkokula başladığı yıl. Ne yazık ki ailemden sonra en uzun süre hayatımda olan ve belki de en önemli insanlardan biri olan Engin'le nasıl tanıştık hatırlamıyorum. Heralde herkes tek tek ayağa kalkıp adını, annesinin babasının ne iş yaptığını söylemiştir. Sınıfımız 8 kişiydi, o 8 kişiden ve sonradan gelip gidenlerden geride bana kalan bir Engin oldu.
Hani hepimizin çocukken sevdiği olur ya, gizli gizli en yakın arkadaşlarımıza anlatırız. İşte benim o ilk aşkım Engin'di. Onunki de bendim. Öğretmen yanıma oturtmazsa huysuzluk yapardı, ben herkesi sevdiğim için sorun etmezdim çok ama. Kümelere ismimizin baş harflerini yazardım, çocukluk işte. Engin okula okuma yazmayı bilerek başlamıştı, ondan sonra ilk öğrenense ben olmuştum.
Seneler birbirini kovalayıp duruyordu, ilkokul 1,2,3... Birbirimizi sevmeye devam ettik bu süre içinde, danslarda hep o benim eşim olurdu, olmadığı zamanlar içten içe kıskanır ama belli etmezdim.
Sonra bir gün bir şey oldu ve küstük neredeyse bir yıl boyunca hiç konuşmadık..



Mektup

5.sınıftaydık, 15 tatile gireceğimiz haftaydı, yanlış hatırlamıyorsam. İngilizce dersinde ben Duygu'yla oturuyordum arkamızda Engin bir çocukla oturuyordu. Normalde oturma düzeni bu değildi ama son günler diye öğretmen izin vermişti istediğimiz gibi oturmamıza. Duygu sürekli Engin'e bir şey için ısrar ediyordu, ne olduğunu bilmiyordum ama sormadım da. Bilmek istemiyordum sanırım. Tenefüste ısrar ettiği şeyin ne olduğunu sıramın üstüne koyulan mektupla öğrenmiş oldum. Engin bana aşk mektubu yazmıştı, Duygu vermesi için ısrar ediyordu. Böyle şeylerden çok utanırdım çok rahatsız olurdum, yakın zamanda alt sınıftan beni seven bir çocuk da barbie bebek almıştı çünkü, kabul etmek istememiştim ama en sonunda araya öğretmenlerin de girmesiyle kabul etmiştim. 
Mektubu aldığım gibi Duygu'yla tuvalete koştuk, bi tanesine girip kapıyı sıkıca kapattıktan sonra okumaya başladım. Çok ama çok utanıyordum, beni böyle utandırdığı için de ona çok kızmıştım. Mektuptan hatırladığım tek bir cümle var şimdi büyük, düzgün harflerle -Engin'in yazısı çok güzeldi, çok da iyi resim çizerdi.- "Lütfen beni anla" yazıyordu. Ama ben onu anlamamıştım. Aramızdaki sözsüz oyunu, o sözlere dökerek gerçek hale getirmiş utanç verici bir şey yapmıştı. Bunlar için çok küçüktük, bu olmamalıydı, yanlıştı.
Bir hışım sınıfa gittim, gözleri önünde mektubu defalarca yırtıp çöpe attım. Sonra bir cevap yazdım, çok sert, çok kırıcı bir cevaptı ama neler dediğimi hatırlamıyorum. 15 tatilden sonra, çaktırmadan montunun cebine koydum. Uzun süre hiç ama hiç konuşmadık. İkimiz de 17 kişilik o küçük sınıftaydık ama birbirimiz için yoktuk sanki. 

16 Haziran 2012 Cumartesi

Yalnızca ben, y(apayanlış)üzlerce sen.

Bir zaman makinem olmalıydı belki. Dönüp dönüp yaptığım hataları düzeltebilmem için. Baştan aşağı yanlış olan seni düzeltebileceğimden değil ama,işte.. Sen "yapayanlış"ken yaptığım 3-5 hatayı neden bu kadar önemsiyorum bilmiyorum aslında. Belki de sadece sen yapayanlışsın diye benim yapayalnız olmam haksızlık olduğu için bu kadar takılıyorum. Biliyorum olanları değiştiremem, değiştiremezsin. Ama ya sahiden zaman makinem olsaydı?

Burası karanlık, her yerde sen varsın. Ya ben o kadar küçülmüşüm ki ellerinde kayboluyorum ya sa yüzlerce sen var burada. Emin olamıyorum. Ama önemli değil sanırım, düşünemiyorum. Ya küçüle küçüle yok olursam? Ya senlerden bana yer kalmaz da kaybolursam? -hiç olmaktan iyiymiş her iki seçenek de.- Bu kez önemsemiyorum.
Hayır,hayır ben seni sıkmıyorum, gelecekte bir gün bunu söylemiş olamazsın bana. Bak, kolların beni sıkıyor aslında, çok sıkıyor. Ama bu iyi, dedim ya yok olabilirim, kaybolabilirim. Biliyorsun sen ve ben fikri bu hayat için çok fazla olabilir. Beni hayatta tutuyorsun böyle. -geçen sefer bırakmasını istemiştin, kopup gitmeyi hayattan ve sonunda hiç olmayı tercih etmiştin?- Bu defa değil. Daha sıkı tut, uçabilirim.
Bazı anlarda kesinlikle konuşmamak gerekir. Çünkü sözcükler yüzyılların kirini taşır üstünde, bu o anların el değmemişliğini bozabilir. Bu küçük karanlık yerde küçülmüş, ufacık minicik ben ve yüzlerce sen varken konuşmak niye? -öyleyse niye konuşmuştun bir daha söyler misin? ah, evet hatırladım, söylediğin sözler sana ait bile değildi. başkalarını dinledin, size değil onlara inandın.- Normal şartlarda hiç konuşmasam aptal görünebilirdim, neyse ki konuşmadan anlaşmakta iyiydik seninle. Hadi biraz daha susalım. Üç noktalık sessizliklerde uzayalım.
***
Ne dersin olaylar böyle gelişmiş olsa fotoğraflarındaki o zaten anlamsız olan mükemmeliyeti bozan çirkin yüzün yerini benim yüzüm alır mıydı? Belki de almazdı ama biliyor musun, bunu okuduğunda inatla hayır olmazdı diyeceğin için alırdı büyük ihtimal. Anlattığım gibi olsaydı, en azından yapayanlış bir sen ve yapayalnız bir ben yerine bir doğrulu sen ve bir senli ben olurduk. Yine karanlık olurdu ve yüzlerce sen küçülmüş, ufacık minicik beni öperken, sözcükler o kadar anlamsız olurdu ki yok olurdu. Üç noktalarda yaşayıp giderdik.

Not: Yazın eğlenceli şeyler yazıcaktım ama cidden konu bulamıyorum bununla idare edin şimdilik :/ Konu bulayım yazıcam hemen.

8 Haziran 2012 Cuma

Saçma Bi Yazı

Herkese merabaaa! Evet, evet yanlış görmüyosunuz Marslı Bi Kız dünyaya döndü. Son zamanlar yazı yazmadım, yazdıklarım da hep karamsardı. Ama bugün finallerim bitti ve dedim artık biraz gülmenin, gülümsetmenin zamanı geldi!
Öncelikle finallerimden başlayayım. Tahmin edeceğiniz üzere çalıştık, çalıştık sınavda mal olduk kaldık her defasında skdflmvsfd. Ama öyle böyle değil çocuklar bizim bölüm hocaları çılgın, her konuya farklı hoca giriyo hepsinin tarzı farklı, sorduğu şeyler farklı bu da iyice zorlaştırıyor durumu. Mesela 2.vizede full yorum sormuştu bi hoca konuya hiç çalışmasam yine o kadar yorum yapabilirdim, böyle olunca -ve finalle 2.vize arası sadece 6 gün olunca- o konulara bi daha çalışmadık. Bu kez o kadar zordu ki soruları bile anlamadık :') Durun durun daha fenası geliyo şimdi size 12 puanlık sorumuzu yazıcam:

What is this? 
:'')))) Ve hayır cevap siyah üzerine beyaz 7 çizgimsi şey değil. Koskoca 12 puandan bahsediyoruz insaf, biz o 12 puan için 100 sayfalık koooskoca bi ünite çalıştık lan :')
Sonuç olarak cevap; Hocam, bu resim benim kırılan kalbim..Yıkılan hayallerim.. Boşa giden emeklerim.. Uykusuz gecelerim.. Bu resim calculusten kaldığım yetmiyomuş gibi kendi alan dersimden de kalacağımın resmi hocam. TEŞEKKÜRLER :')))) 
Ha, ben biliyomuşçasına cevap yazdım, boş bırakmadım hiç merak etmeyin çocuklar, hocalar sayesinde her sınav biyolojiyi baştan yazıyorum, yeminle çığırlar aştım. Bi gün keşfedilecem, umutluyum. dfkşlmvdfkşlm
Peki neymiş bu biliyo musunuz? o 100 sayfadan birinin sağ üst köşesinde benim koyduğumun yarısı büyüklükte bir resim ve üstelik mekanizmasını bildiğim bişey, resmin açıklamasını yazsa konuyu anlatabilirim. Ah, neyse kader.
Sonra calculusu bırakmış oldum dolayısıyla, sınava ortalamayı düşüreyim de canım arkadaşlarıma bi faydam dokunsun diye girdim 17 aldım, çok tatlıyım. Bide hiç çalışmamışım utanmadan ya aslında kolaymış la çalışsam yapardım diyorum. Bırak allaasen yapcakmışmış! -kendi kendime konuştum burda-
***
4 hazirandan sonra kendimi eğlenceye verdim, lunaparka gidip her şeye bindim, iki alette bi an bile susmadan çığlık attım. Sadece çığlık atsam iyi saçma sapan şeyler söylüyorum.
"Çok korkuyorum ama çook güzeeelll ama çok korkuuunç! Anneciiim açıldı bu ay ölcem, öldüüm biraz sonra ölceem, ohaa elimi bıraktım ölmediiim!" Evet o anlardan bi alıntı okudunuz. Ama yine olsun yine binerim, altıma sışmayı çok seviyom, hayatımın her anında sışmazsam yaşıyamıyom slkdfmdvfl
***
İşsizliğim tuttu şöyle bi arama anahtar kelimelerine baktım da olm ne saçma şeyler çıkıyo yea
Düzgün şeyler yazın kafamı bozmayın benim :')))
Bu kısa bi başlangıç olsun, zaten tatil la napıcam saçma sapan yazılar yazıp dururum slkdmcdsk Sims3 oynarım bide :')
Gitmeden, soldaki oğlan benimle bi evlenebilir misin zahmet olmazsa? Bişey denicem :')))

26 Mayıs 2012 Cumartesi

Mikey'ye Mektuplar 2

There is no illusion, there are only illusionists.

Ne büyü, sihir var ne mucizeler, efsaneler gerçek. İnandığımız için var bir çok şey. İnandığımız kadar var. Ben sana inanmayı seçmiştim. Bu seçimi ne zaman yaptığımdan emin değilim, belki de tanıştığımız gündü, ya da bir sonraki seferde sen saçımdaki ince örgüyle oynarken. Ama en çok da 3 aralığı 4 aralığa bağlayan gece, beni Kızılay'da mahsur bırakıp, üşüdüğümde sıkı sıkı sarıldığın gün yaptım bu seçimi sanırım. Ne olduğunu bilerek ve bunu kabul ederek. Çünkü tam da o gün bana illüzyonistlerin en iyisi olduğunu söylemiştin.
Doğru niyetle gelmiştim belki sana, ama yokmuş gibi yaptığım yanlış duygularla gelmiştim. Doğrum seni benim için çabalamaya iterken yanlışım beni bir uçurumdan itmişti, fark etmemiştim ikincisini. -fark etmemiş gibi yapmıştım.- Sonra aşağı süzülürken beni büyülemene izin verdim nasılsa düşecektim, zamanla unuttum gerçeğini. Senin ve benim, bizim, yarattığımız sana inanmaya başladım, zamanla düşüyor olduğumu bile unuttum. Sonra gün geldi, düşmüyorum da uçuyorum sandım. Derken..
Yere çakıldım. Büyü bozuldu.

Ya sen, sen farklı mıydın benden, kandırılmayı tercih eden bizlerden? Değildin, değilsin. Sen de kendine yarattığın karaktere inanıp, gerçeğini unutmuşsun. Unutmuşsun insan olarak kendinden bile yüzde yüz emin olmaman gerektiğini, kesinlerin aslaların aslında belkiler, keşkeler olduğunu. Kendi kendinle öyle büyülenmişsin ki değer verdiğini iddia ettiğin insanları bile aldatmaktan çekinmez olmuşsun. Sen böyleymişsin işte rüyamda dediğin gibi aynı yerde aynı şeyleri yapamazmışsın sıkılırmışsın.
Ah, Mikey öyle değilsin. Farkında değilsin sadece, illüzyonun gözlerini kapamış, tüm o alkışlarla, aşıklarla kör olmuşsun. Kanıt mı istiyorsun. Uyumaya çalışırken, yorganını bacaklarının arasına koyuyorsun değil mi? Ah, Mikey tabi ki biliyorum. Çünkü bacaklarının arasındaki boşluğu benim bacaklarımla doldurduğunda mutluydun, hemen uykuya dalmıştın. İçinin boşluğunu da aynı şekilde ben dolduracaktım, mutlu olacaktın, dışının güzelliği benim kadar seni de kendine pervane etmeseydi. Şimdi sıkıntını saçma sapan yerlerde saçma sapan konuşmalarla, hareketlerle oyalamaya çalışıyorsun. Ve sen yine bilmiyorsun ama sıkıntını hala ben oyalıyorum. Uyuyamıyorsun, doğru şekli almakta zorlanıyor bedenin yokluğumda. Sıkılıyorsun. Ah, Mikey bilmiyorsun sen de benim gibi düşüyorsun. Bebek yüzün içini ittirmiş benim düştüğüm uçuruma. Yere çakılman an meselesi.
Çakılacaksın. Büyü bozulacak.

Sonra uyuyacağız birlikte, belki bir kara deliğe uyuyacağız bambaşka evrenlerin bambaşka boyutlarında uyanacağız, belki de bir aşka uyuyup bu kez birlikte uyanacağız -ilk sefer yapamamamızın aksine-
Çünkü ben uykuyum, büyüsün de bebeğim uyusun. 

22 Mayıs 2012 Salı

Ben bi uykuyum, seninle uyuduğum.
Bi hayal kurdum, içine seni koydum.
Sonra hayali uyudum, uyanınca kırılacağını unutmuştum.
O sabah uyanıp yataktan kalktığımda hayalkırıklıklarıma bastım.
Kanadı, ne olduğunu anlamadım dedim ya unutmuştum.

Ben bi uykuyum, seninle uyuduğum. 
Ben bi uykuyum, senin de uyuduğun.
Sadece gözlerini açık tuttuğun sürece yokum.
Ama kapamak zorundasın bir gün, hayat gözleri acıtır çünkü.
Hadi uyu beni bebeğim, büyüsün de bebeğim uyusun.

Ben bi uykuyum, seninle uyuduğum.
Ben bi uyduyum, etrafında dönüp durduğum.
Yörüngenden kopup gidiverdim, dönmekten sarhoştum.
Yer çekimine boyun eğmezsem ya parçalanırdım ya sonsuza karışırdım.
Ben de bu kez karadeliğe uyudum.

Ben uykuyum, sen gecelerdir uykusuzsun.

18 Mayıs 2012 Cuma

Mikey'ye Mektuplar 1

Her şeyin başladığı yerdeyim şu an. Hiç hesapta yokken sana ilk mesajımı attığım yer. Evet tanışmamız bundan daha önceydi, ama geleceği değiştirecek bugünü oluşturacak adımı burada atmıştım. Kızılay'da bir Mcdonalds kadar anlamsız bir yer olamazdı sanırım ilerde beni mahvedecek bir şeye imza atmak için. En az bizim kadar anlamsızdı.. Ve burası hiçbir şey hissetmiyor, olanlardan habersiz, o zamanla bu zaman arasında hiç fark yokmuş gibi. Sen beni hiç parça parça etmemişsin gibi, burada zaman donmuş sanki. Sahi ne fark var ki? Bu kez ani bir kararla ya da düşünerek sana mesaj atamam tek fark bu aslında. Kötü şeyler olmamış gibi yapsam, nefreti görmezden gelsem ne hissederdim ki şu an, her şeyin başladığı yerde?
Bir dua gibi içimden tekrarlayıp durduğum gibi sana aşık olmadım, hiç sevmedim seni. Bir an bile. Neden sevecektim ki? Sen ne tereddüt bile etmeden yıllarımı vereceğim ilk aşkımdın ne ben bu kollarda son bulmalıyım diyeceğim son. Ne yalnızca rüyama girerek bir mucize yaratan alevdin, ne eskilerden hala sönmemiş bir kor. Ne ruh eşimdin, ne beni dünyadaki en değerli şeymiş gibi görüyordun. Ne yazmaya başlama nedenimdin ne blog açma. Sen ne Sky'dın, ne Leo. Sadece Mikey'din işte, sirkimizin sevimli, çekici palyaçosu. Hiçbir şeydin. Hiç kimseydin.
Öyleyse çok anlamsızdı acı çekmem mi dersin? Ama değildi. Bana dokunmanı sevdim ben, ellerinin üstümde olmasını, saçlarımla oynamanı, yanaklarımı sıkmanı sevdim. Üşüdüğümde beni sarıp ısıtan kollarını sevdim, kollarının sanki beni sıkıca sarmak için yaratılmış olmasını ya da kolların sarsın diye yaratılmışım gibi hissetmeyi sevdim. Beni neredeyse bir parçan yapacakmışsın gibi güçlü olmanı sevdim, oyuncak bebekmişim gibi kolayca kucaklayıp hareketlerime yön verecek kadar güçlü olmanı. 5-10 dakika görmeye gelmelerini, gelme ihtimallerini sevdim. Senin yüzünden son metroyu kaçırıp Kızılay'da kalakalmayı sevdim. Sarhoşken sana mesaj atmayı sevdim, ne dediğimin önemi yoktu çünkü senin için. Bu o kadar iyi bir şey değilmiş şimdi anlıyorum. Pembe pijamalarım ıslak saçlarımla kamera açtığımda tatlı olduğumu söylemeni sevdim ben. Tam da öğrettiğim gibi bana saçma sapan sevgi sözcükleri uydurmanı sevdim. Yanağımı öpeceğini sanırken dudaklarının dudaklarıma dokunuvermiş olmasını sevdim. Beni öpmeni sevdim, özelmişim gibi hissettirmeni. Seninle uyumayı sevdim ben. Ve en önemlisi bütün bunları senin de sevdiğini bilmeyi sevdim.
Sevdiğimiz bu kadar çok şeyden vazgeçmek zorunda olmamız sence de üzücü değil mi yani? Buna sen sebep olmuş olsan bile. Tüm bu sevdiğimiz şeyleri hatırlamamın, özlememin yasak olması haksızlık değil de ne? Kötü anıları itinayla çıkardıktan sonra -son 16 günü yani- dönüp bakınca, son bir defa yenmek istiyorum seni, zaferi tatmak. Son bir defa yenik düşmek istiyorum sana, daha önce hiç kaybetmemişçesine. Son bir defa daha boynuna atılmak, dudağını öpmek istiyorum...
...hayatın.
* Kim bilir, bu satırları yazmayı bitirip otobüsten indiğimde, belki de bugün sadece 10 dakikalığına yağacak olan yağmura yakalanmam, tam o anda Ipodumda Travis'in hit me baby one more time demesi, şarkının orijinal haline inat bütün duygusallığıyla, tesadüf değildi belki de. Oh baby, baby how was i supposed to know that something wasn't right here? Give me yourself, hit me baby one more time. Ben de bilemezdim, ben de hiçbir şey olmamış gibi tekrar benim olmanı istedim.
***
Ama olmaz, tüm o kötü şeyler yaşandı. İnkar edilemez, değiştirilemez. Bundan sonra seni yenilgiye uğratmamın tek amacı intikam olabilir, bilirsin intikam soğuk yenir. Sana yenik düşmemin, boynuna atılıp dudağını öpmemin tek anlamı rol yapıyor oluşum olabilir.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Hoşlandığımız çocukların kız kankaları

Bakın sizinle bi kız kıza konuşalım. Halimizi anlamanız lazım. Şimdi o bütün gün gülüp eğlendiğiniz, kanka olduğunuz için aşkım bebeğim diyip sarılıp öpebildiğiniz çocuklar var ya, biz onlar bi selam versin diye kıçımızı yırtıyoruz. Çağımızın en büyük sorunu bu. Kanka ayağı..you know yani devamını söylememe gerek bile yok. Arkadaşının kız olmasına karşı değilim de yerinizi bilin lan! Ne çektiysem sizden çektim ben. Tam çocuğu tavladım tamamdır dediğim an ortaya çıkıp elimden aldınız. Lisede aynı en yakın kız arkadaş -üf bakışlarla öldürmek diye bişey olsa yeminle o kız beni öldürmüştü.-  aynı çocuğu en az 3 kere tam biz yakınlaşmışken elimden aldı. (sonra noldu? 3 defasında da AYRILDILAR.) Bu seferki daha kötüydü ama konuşmaya başlama,yakınlaşma değil direkt herkes artık bizi sevgili kabul ederken elimden alındı ex aşkım. Canımın içi kız kanka:))))) -bakışla değil de laf sokmayla öldürmek diye bişey olsa yeminle bu kız beni öldürmüştü.-  Hayır anlamadığım, o kadar zamandır tanıyosun kanka ayağına yazıyosun ben gelince kıymete biniyo çocuk bi anda aşkını ilan edesin geliyo amk. -kusura bakmayın bugün biraz böyle olucak sinirliyim kankalar.-  . Hoşlanabilirsiniz bunu da anlarım gönül bu kayar da kayan niye bana kayıyo lan hep? Ortalıkta bi kız varsa yakınlaştılarsa, aşkınızdan ölseniz de bi susun lan ağzınıza sıçıyım bi susun. Onu düşün biraz da o da insan, bu zamana kadar boş durmasaydım de otur dimi. Zaten aşkından da ölmezsin, şimdiye kadar ölmedin. Sonuçta hoşlandığım çocuğun ona yazan kız kankasısın sen hem suçlu hem güçlüsün,yüzsüzsün, pisliksin, kötüye bişey olmaz lan.

Hoşlandığı çocuğun kız kankası olan masum iyi niyetli, canım kader ortaklarım;
Kızın niyeti illaki kötü olmayabilir, işaretleri iyi yorumlamak lazım. Kız sizi tanımadığı halde alttan alttan laf sokuyosa, tanımadığı halde bakışlarıyla öldürüyorsa, tanıyosa yanınızda sizinle kendi arasındaki farkı gözünüze sokma çabasına giriyorsa -sen bilmezsin bu çocuk şöyledir böyledir, biz şunu yapmıştık bunu yapmıştık gibi laflar ya da sen gergin gergin otururken ben sarılır öperim her boku yerim tavırları-, çocuğa ilgisi had safhadaysa, fazla sevgi sözcüğü kullanıyorsa oradan koşarak uzaklaşın. Gerçekten bak. O kız o çocuğa aşık ve bunu itiraf ettiğinde çocuk da geri çevirmeyecek. Çünkü sen dış kapının dış mandalısın canım benim, o kız kankası onu üzemez. Senin hayatını siker ama ona hayır diyemez. Birlikte çok şey paylaştılar, eski sevgililerine sövdüler, bilmemne. Onu kıracağına kendi kafasını kırar diyeceğimi sandıysanız yanıldınız sevgili kankalarım, sizin kafanızı kırar koduumun çocukları. Ne diye kendini üzsün yorsun? Ha bide en kötüsü ne biliyo musunuz bebişlerim, şimdi bu kız kankası ya, kıramaz ya, hayatı boyunca hiç bi kızı siklememiş esas oğlan bu kıza gelince ilişkisini bi ciddiye alacak ki sormayın. -Ha benimki ilişkisine beni öpüp, yanımda uyuduğu gün başladı o ayrı (şimdi düşündüm de o kadar ciddiye almayabilirler erkek sonuçta olm)- Ama içiniz rahat olsun (böyle kızlar varken ne kadar rahat olabilirse artık) AYRILACAKLAR. Hem de bi daha konuşmayacak halde, facebook arkadaş listesinden çıkarmalar falan. Karma'ya şükürler olsun ki o kız da sizi üzdüğü kadar hatta daha çok üzülecek, o çocuk da sizi kaybettiği için pişman olacak.

E bu yazıya bu şarkı gelmezse olmaz.
"Filmimin sonu bir hüsran terk etti beni esas oğlan. Yarım kalan bir şeyler var, bu işte bir yanlışlık var. Sette kaldı bütün mutlu anılar. Son sahnede o ikisi, repliğim ağlama sesi. Bu rol bana göre miydi?
Bu film benim filmim, burda esas kız benim, senaryoda bile yokken bu süslü şıllık da kim?.
."

-Evet eskiden en yakın arkadaşı olan kız o süslü şıllık canım:)))))

Sonradan eklenen not: hoşlandığımız çocukların eski sevgilileri de baya sıkıntı ama en azından we know it's coming yani kanka olunca direkt göt olmuş oluyoruz.

3 Mayıs 2012 Perşembe

Falling

Şimdi anneler çocuklarını onun adıyla çağıracak, tam da ben ordan geçerken. Sanki başka bir isim yokmuş gibi hep o çınlayacak kulaklarımda. Müzik dinlemek büyük bir risk olacak. Çünkü hep Love hurtsten sonra Falling çalacak.
 *I've got to let you go. 
Yalnız kalmak çok zor şimdi. Aklıma önce dokunuşların gelecek sonra o son sözlerin. O, beni küçük odamda duvardan duvara vuran, nefessiz bırakan, midemi bulandıran sözlerin. Beni sevdiğin anlara olan özlem yerini kocaman bir öfkeye bırakacak böylece. Bebek yüzünü dağıtmak isteyeceğim, senin beni dağıttığın gibi. Yapamam ki artık yoluma çıkmaya cesaret edemezsin. Başkalarının yanında da duramayacağım, seni sorarlar korkusuyla. O an ağzımı açıp tek kelime etsem, hıçkırıklara boğulacağımı bildiğimden cevap veremem çünkü. Yani anlayacağın her yer bana dar gelecek bir süre, duvarlar ya da insanlar üstüme yürüyecek, yıkılıp yıkılıp, tekrar yapılacak.
Seninle geçirdiğim her bir saniye boğazıma düğümlenip kalacak. Sana yazdığım her bir satır göğsümü ağrıtacak. Yazdığım o iki şarkıdan nefret edeceğim, halbuki onlar benimdi tamamen bana aittiler. Ben de bana aittim gerçi, sen dinlemedin. Sana aşık olmayayım diye kalbimi sıkan ellerim yerini midemi sıkan ellerine bıraktı. Sana hiç bahsetmemeliydim içimdeki boşluktan, bazen acıdığından. Oradan başlayıp basit bir kağıt parçasıymışım gibi yırtıp attın işte beni. Yavaş yavaş. Acı çektirdiğin her bir saniyesinden keyif duyarak. Kalbimi sıkan ellerim şimdi karnıma sarılı duruyor, kopup gitmeyeyim diye. Öyle kırılganım. Şimdi ben bir kağıt parçasıyım, önce üstüme güzel masallar yazdın, sonra üstümü karalayıp yırttın, buruşturdun.
Ama biliyor musun, zaman da geçecek tüm bu dramlar yaşanırken. O sokakta yürüyen en hüzünlü kız ben olacağım belki, otobüste dokunsan ağlayacak gibi dışarıyı seyreden o kız ama zaman geçecek. Geçiyor. Belki acıtarak, kanatarak, her bir saniye bir günmüş gibi, ama geçiyor. Benim için bile. Son dokunuşunun üstünden 4 gün geçti. Beni sevdiğin en son an bundan 5 gün önceydi.  

Hani olur ya, tartışma sonrası keşke şöyle deseydim diye düşünürsün hep sonradan aklına gelir en iyi sözler. Düşünüyorum da ben ne desem, aynı saçma repliği savuracaktın yüzüme. Ben doğru soruları sordum biliyorsun, sense yanlış cevapları verdin, biliyorum.
 *Ve bunun için öldürüldüm.

29 Nisan 2012 Pazar

Uyandırma-yın

Son yazımı sildim. Ama beni düşünen, üşenmeyip yorum yapan bütün bloggişlerime tek tek teşekkür etmek istiyorum. bidüşünKısaca FdSeymsomethingfansifanso'mVolante'mdoctorsherlockAllie* ve tabi ki biricik Mia'm sizi nasıl seviyorum belli değil! :))
Neden sildiğime gelirsek,
***

Düşününce çok anlamsız geldi, gerek yok aslında bir şeyleri zorunluluk haline getirmeye, gerçekten sevgiyle değil de bir sorumlulukmuş bir görevmiş gibi hareket etmeye. Kollarında uykuya dalıyorsam, "ilk defa bir sabah huzurlu, sakin kayıp ruhum, dün gece hayata seninle yeniden doğdum"sa, hiç lüzum yok kendi kalbimi kırmaya. Çünkü kırılan hep ben oldum, öyle de olacak. Aşık oldum kırıldım, sahip olmak istedim kırıldım, ait olmak istedim kırıldım, hatta beni sevdiklerinde bile ben kırıldım. Öyleyse ne sen beni kır Mikey, ne de ben beni kırayım. Masal olmayıverelim biz de, aklıma geldiğin yüzümdeki aptal sırıtmadan anlaşıldığı sürece oyuna devam edelim. Bir gün aklıma gelişin kaşlarımı çatmama sebep olursa da bitsin gitsin bu garip hikaye. Yerde durmasın, ben yürümek isterken bacaklarıma dolanıp beni yavaşlatmasın, ona takılıp düşmeyeyim. İz bırakmasın, içimizden geldiği gibi davranalım sonra rüzgarda savrulup gitsin.
Bütün gece içimden sana yazdığım şarkıyı söyledim, -hani şarkıda da demiştim ya "so lets hug me so tightly and kiss me one more time, so that I'll know what's on your mind" dediğimi yapmıştın işte, daha ne isteyebilirdim ki.- seninle uyurken ama sen hiç duymadın gözlerin bir rüyaya kapanmıştı. Ara ara sayıklıyordun ne dediğini anlayamadım ama başımı omzuna yaslayıp endişelerini gidermeye çabalarken uykuya daldım ben de. Önemli olan tek şey vardı düne dair, aklıma takılması gereken, üstünde düşünmem gereken o da ne kadar huzurlu ve mutlu olduğumdu. O yüzden..
Uyandırma(yın) bu rüyadayken, bırak(ın) bitsin uykudayken. Üstümden ört(sün) kapıyı, bilirsin(iz) bu en kolayı..

.   

23 Nisan 2012 Pazartesi

Me and Mikey

..Dünya patladı, yörüngesinden çıkıp Mars'a -bana- çarptı.

Kalbim eziliyor. Sanki bir el bütün gücüyle bastırıyormuş gibi. Seninle tanıştığımız andan beri belki de. Sonra şaşkınlıkla fark ediyorum o el benim. Ben kendi ellerimle eziyorum kalbimi. Sen içime dolma diye. Çünkü sana aşık olmak ne kadar kolaysa bununla yaşayabilmek o kadar zor. Tavizsiz reddediyor aklım sana aşık olma fikrini. Ellerin saçlarımda gezdikçe, ellerim kalbimi sıkıştırıyor. İnan böylesi daha iyi.


Gösterişsiz kelimelerle anlatabilir miyim gösterişini?
Anlatmak zorunda değilim belki de, hislerimi tanımlamak, farkında olmadan onlara bir sınır koymak ya da daha yıpratıcısı bizi ulaşılmaz bir nokta yapıp hiç ulaşamamak gereksiz aslında. Ama bu mükemmeliyet beni hep acıtır mı ki? Kalbim kırılıyor düşürdüğün gölgelerin bile hayranlık uyandırmasına. Benim olsan bile geçmez mi bu his?


Sonra..Merak ediyorum, kimse maskeni bir kenara atıp seni sevdi mi?
Sen hep insanlardan oluşan bir kafesin içindesin, güzel çocuk. Maskelerin var sonra senin, kalkanların, duvarların. Ne olduğunu seviyorlar, kim olduğunu değil. Bu da senin lanetin. Ben duvarlarındaki küçük deliklerden geçebilecek kadar küçüğüm, maskeni yavaşça çıkarıp seni sevebilecek kadar da pervasız. Ama daha değil güzel çocuk, büyüyecek misin görmeliyim.

En güzeli, sen büyüyene kadar oyunlar oynayalım. Oyun bitince evlerimize dönelim bir şey olmamış gibi sonra ertesi gün bir daha başlayalım. Sen büyüyene kadar beklentisiz, plansız, hesapsız davranalım.
Ellerin saçlarımda, ellerim kalbimde atmasın diye. Kokun burnumda, kolların bana sarılmış yine o zamanki gibi üşümeyeyim diye.*

*Burdan sonra film kopuyor Mikey, cümleler mantığını kaybediyor, kelimeler hangi sırada geleceklerini unutuyor. Düşüncelere dalıyorum, yaşananları baştan gözden geçirirken korkmuş gibi derin ani bir nefes alıyorum bu hayalimsi gerçekler -Ama gerçekler! +Hala yeterince gerçek değil.- beni çıldırtmadan uyanmak için. O bir türlü engel olamadığım gülümseme yerleşiyor yüzüme, hayatıma devam ediyorum. 



 

19 Nisan 2012 Perşembe

ben kupa kızıydım, sinek valesiydin sense

Ne kadar anlamsızdı, 3 yıl 2 ay sonra böyle durduk yere rüyama girmen. Demek ki "biraz damdan düşer gibi" gelen sadece ben değilmişim.. Ne garipti özlemle kollarına atılmam ve dudaklarımızın buluşması. Biz hiç öpüşmemiştik ki, sadece konuşurduk bütün gece. Sonra sabahları birbirini hiç tanımayan iki insanmışız gibi geçip giderdik birbirimizin yanından. Ben sorardım sen söylerdin.. Yalancıyım demiştin, ya o yalandı ya da gördüğüm en iyi oyuncu sendin. Ben sorardım sen masallar anlatırdın. Anlattıklarının doğruluğundan hiç emin olamadım, ama severdim dinlemeyi. Eskiden boks yaptığını söylemiştin, kavgaya hazırdın hep karakollara düşerdin.. Aşık oldun mu, gözün dünyayı görmezdi, ama aşkını tehlikeye atacak büyük oyunlar oynamaktan da geri durmazdın. Yani bana anlattığın hikayeler bunlardı, doğru muydu hiç bilemedim..
Belki de tanıdığım en garip adamdın sen. Yakışıklı değildin,popüler değildin, sevimli değildin. Biraz agresif, genelde ciddiydin. Attığım her mesajda cevap gelene kadar tedirgin olurdum, gerilirdim tersleyeceksin diye, halbuki hiç terslememiştin ama hep korkardım işte. Tatlı-acı bir kokun vardı sigarayla parfümünün karışımı..
***
"...Ve sonra beni öldürüyorsun. Çok acımasızca bu. Geliyorsun üstüme doğru eğilmişsin, bacaklarıma çarparak geçiyorsun, kokun içime doluyor. O ürkütücü tatlı kokuyu armağan ediyorsun bana. Hayır bunu yapmamalıydın, kokunu bilmemeliydim hiç, sahiplenmemeliydim. Koku hücrelerime kadar doluyor, benimsiyorum bu tatlı-acı sonradan aklıma gelecek, özleyeceğim, arayacağım kokuyu.."
*** 
yazmışım o zaman, yanılmamışım kokunu hala hatırlıyorum. Seni sevmiş miydim bilmiyorum, garip bir şekilde beni kendine çekiyordun sadece. Bunu nasıl yapıyorsun onu da bilmiyorum ama üç yıl sonra yine beni etkilemeyi başarıyorsun bir şekilde. Hem de kendi beynimin bana gösterdiği, kısacık bir film şeridiyle.

...Ve dudakların benimkilere değdiği an uyandım.

9 Nisan 2012 Pazartesi

Keep Losing Myself

Canım blog ben geldim! Ayrı düştük, seni çok özledim. Sen de beni özledin mi?!
Biliyorum çok ihmal ettim, ama gerçekten çok yoğundum. Vizelerim vardı haftalardır ne doğru düzgün bir uyku uyudum, ne başka bişeyler yapabildim. Son sınavımdan önceki gün artık yorgunluğum öyle bir hale gelmişti ki ellerim titriyordu, başımı yukarıda tutamıyordum. Üniversite sınavına hazırlanma sürecinde bile böyle bir şey yaşamamıştım. Üniversiteye kapağı at yalan olm :'( Neyse ama sonunda bitti, yaklaşık olarak bir ay kafam rahat.
***
Tüm bu fiziksel yorgunluğun yanında bir de "İçim boş kaldı, çok yandı canım. Artık ne yapsam yalnızlardanım". Alışkın değilim böyle boşluklara. Hep diyorum ya, Mars'ta hayat sevmeyi bilenlere var diye, benim de tek bildiğim sevmek. Başka bir şey bilmiyorum. Öğreniyorum, öğreniyorum unutuyorum. Sadece sevmeyi biliyorum. Bildiğim tek şeyi de doğru düzgün yapamayınca anlamsızlaşıyorum, gereksizleşiyorum. O yüzden birilerini sokuyorum hayatıma gerekli gereksiz. Boşluğum dolsun diye uğraşırken bir bakıyorum onlar fazlalık. Çıkarıyorum. Yeni baştan tekrar tekrar yaşanıyor aynı şey. Anlayacağın blog, hep biri eksik, birileri fazla. Mutsuz musun dersen, değilim aslında. Boşlukta süzülmenin huzuru bu belki, ya da sadece içimi ısıtan gözlerimi kısan güneş.
***
Sevemediklerimin yanında bir de sevmekten korktuklarım var. Bana önem verdiğini hissettikçe korkuyorum, eskiden mesaj attığımda cevap vermezken kendiliğinden mesaj attığını görünce geriliyorum. Seviniyorum da. Ama ya onu çok seversem? Bu beni öldürebilir. O, 3 yıl sonra ilk kez bir erkek için ağlamama sebep olabilir. Ağlamam, ağlamayacağım.. Kısa bir süreliğine olsa bile, severse bu beni çıldırtabilir. Korkmasam seni sevmekten? Düşünmesem sonumu senle ölsem? Bir ölüm daha istemiyorum ben. Ama yine o ihtimaller.. Mantığımı zorlayan, damarlarımda zonklayan. Beni öpse dünya mı patlar, yörüngesinden çıkıp bana -Mars'a- mı çarpar?


***
Geçen sene bu zamanlar Léo'yla tanışmıştım. Şimdi düşününce ne kadar uzak hatıralar, eski bir hayale uzanır gibi. Ama yarım kalmış bir hikaye gibi. Neden bitiremedik, neden nokta koyup gitmedik? Bitmiş olsak daha kolay olacaktı belki. Bu yarım kalmışlık, bu uzayıp giden 3 nokta büyük harfle yeni bir cümleye başlamama engel oluyor sanki. Kurşun kalemle soluk, belli belirsiz yazar oldum hikayelerimi, silmeye hazır. Kara kaplı defterimi çıkartıp siyah tükenmezle kendinden emin belki üzgün ama aşkla yazmaz oldum, seni boş bırakır oldum, blogum. O camın önünde takılıp kaldı aşklarım, Léo'yu izlerken. Halbuki aklımda yok bile, tarihlere, sayılara takıntılı ben tanışmamızın üstünden bir yıl geçtiğinde hatırlamadım, aylardır mesaj bile atmak gelmedi aklıma. Ama bir şekilde orda kaldım, onda kaldım. Şarkıda diyordu ya, camın ardından sana bakıyorum, ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Çok zaman geçmiş, yıl geçmiş Léo ve ben hala o camın ardındaymışım. Artık bıraksan beni, devam etsem yola?
***
Eh bu kadar, içsel konuşma yeter. Hep içini karartıyorum blog biliyorum ama en çok burada kendim olabiliyorum. Ben de böyle bi insanım napalım ama dimi, sen beni olduğum gibi seviyorsun. Mutluluğumun yanında abartılı duygusallığımla, depresyonlarımla. Sen beni böyle kabul ettin dimi blog?
Söz eğlenceli bir şeyler de yazıcam en kısa sürede.
Bu da şarkı. 
"What a wicked thing to do, to make me dream of you and,
No, I don't want to fall in love with you."

25 Mart 2012 Pazar

Mutluluk

Bu da benim beynimmiş mesela.
Ve sonunda bahar geldi! Yaşama sevincimi de beraberinde getirdi. Sabah okula gitmek için evden çıktığımda hava bahar kokuyor, kuş cıvıltıları müzik oluyor artık. Okulda bulduğumuz her boş anda çimenlere atıyoruz kendimizi. Üstelik daha çimenler, ağaçlar yeşillenmedi! Bir de salıncak bulduk, bölümlerden birinin bahçesinde, sanırım en sevdiğim yer olacak orası. Dersler bitti mi koşa koşa eve giden, sürekli kendine tatil ilan edip evde yatan ben artık okula koşa koşa gidiyorum. Ders bitti mi o güzel yeri bırakmaya kıyamıyorum gitmemek için oturup ders bile çalışıyorum! Ama görmelisiniz kampüsümüz öylesine güzel oldu ki! Rengarenk giyinmiş, cıvıl cıvıl bir sürü insan çimenlerde, gitar çalanlar, iskambil oynayanlar.. Tatilde gibiyiz! Trilyon tane ödevim, sınavım var ama bu bile sinirimi bozmuyor çünkü BAHAR GELDİ!
Ben ilkbaharı böyle dolu dolu yaşıyorum, yılın geri kalanını ilkbahar gelsin diye yaşıyorum işte. Ben baharları aşık oluyorum hep. Belki de baharlara aşık oluyorum emin değilim, hangisiyse çok güzel bir aşk.
Ah, hayat çok güzel. Hava böyle güzelken insanların mutsuz olabilmesini anlayamıyorum. Sevgilin mi yok, ya da ayrıldın mı? Çık dışarı bi etrafına bak, 7 milyar insan var seninle aynı atmosferin altında yaşayan, biri üzdü, kalbini kırdı diye 7 milyarına da küsme! Sonra, bu sıkışıp kalmışlık, hapsolmuşluk niye? Yapmakta özgür olduğun o kadar çok şey var ki, düşünsen. Bir uçurtma uçurmakta özgürsün mesela, bisiklet sürmekte, bir balona binip gökyüzünü dolaşmakta.. İnanabiliyor musun, yollara düşüp hiç durmadan yürümekte özgürsün.Kendi kendine de konuşabilirsin, ağaçlarla, hayvanlarla da. Sokaktan geçen herhangi birine merhaba diyebilirsin. Birini gülümsetmekte özgürsün, ya da kırmakta hayatını mahvetmekte istersen. Ama kırmaya, üzmeye gerek yok bence. Çünkü şarkıda dediği gibi mutlu olmak bizim elimizde.. Ve havalar böyle güzelken mutlu olmak, mutlu etmek güneşle yıkanıp dondurma yemek kadar kolay.

16 Mart 2012 Cuma

Doğumgünü Anıları

Bugün benim doğumgünüm. Doğumgünü yazım geçmiş doğumgünü anılarımdan oluşsun istedim. Doğumgünü benim için her zaman çok önemli olmuştur, sanki her şeyi değiştirmek için bir fırsat, güzel şeylerin olması için en uygun zaman gibi gelir. Hep büyük umutlarla beklerim doğumgünümü. Sanki insanlar da Luna'nın doğumgünü hadi hepimiz ona sürprizler hazırlayalım, pastadan hayatının aşkını çıkartalım ya da ona olan gizli aşkımızı ilan edelim bugün falan diyor. Yani demiyorlar ama ben her yıl üşenmeden heyecan duymaktan vazgeçmiyorum.
Doğumgünümü ne kadar ciddiye aldığımı şunu anlatırsam anlarsınız sanırım.. 5 yaşıma gireceğim yıl anneannem kalp krizi geçirmişti, ankarada ameliyat oldu bizde kalıyordu. Tabi evde hasta var, annemler doğumgünümü kutlamamışlar gününde. Her gün ne zaman olucak ne zaman olucak diye soruyormuşum, annem daha doğumgünün gelmedi, yarın yarın diyormuş. 3-4 gün yarın diye avutulduktan sonra bi anda ateşim çıkmış. Ama öyle böyle değil 40 derece ateşle yatıyormuşum. İyi ki annemin aklına psikolojik olabileceği gelmiş, hemen bana pasta almışlar. Doğumgünümü kutlamışız ve anında düşmüş ateşim. Düşünün, 5 yaşında çocuk doğumgününün ne zaman olduğunu o kadar iyi biliyor ki geçtiği halde kutlanmadığı için üzülüp yataklara düşüyor, yani bu kadar önemli bir şey benim için.
***
Zaten bir doğumgünüyle de yetinmezdim! Önce babaannemlerde, sonra kreşte sonra da sitedeki çocukları çağırıp kutlardım. Evde yaptığımız kutlamalarda evi süslerdik, parlak kağıtlardan kedi merdivenleri yapıp asardık, balonlar şişirirdik. Şimdi düşününce annemi daha da çok seviyorum. Çalışan anne olmak zaten çok zordur, o koşuşturmacada bir de evi süsleyip pastalar, börekler yapıp bir sürü çocukla uğraştırıyordum kadıncağızı. Canım annem benim.:) İlkokul 5teyken de sınıf arkadaşlarımı çağırıp parti yapmıştım, her zamanki işi ciddiye alışımla powerpoint'te davet için küçük kartlar hazırlayıp zarflara koyup sınıfta dağıtmıştım. Ama nasıl bir şanssızlıktır ki sadece 4 kişi gelebilmişti. Hatta en yakın arkadaşlarımdan birinin babaannesi ölmüştü o sabah o kadar şanssızdım! Bir de hem en yakın arkadaşım hem de ilk aşkım olan çocukla küstüm, yani küs değildim de bana aşk mektubu yazdığından beri konuşmuyorduk. Doğumgünüme çağırmıştım ama gelmemişti o da. Ama hediyemi sıramın altına bırakmıştı :)
***
Bir de doğumgünlerinin olmazsa olmazı arkadaşlar tarafından yapılan sürprizler vardır. Genelde o sürprizleri anlayıp anlamamış gibi sevinirim ben hep. Bence herkes anlıyordur yani ne bileyim bir kaç gün önceden fısırdaşmalar, gizli gizli konuşmalar doğumgünü çocuğu gelince susmalar, o gün ekstra garip davranışlar, sürprizin hemen öncesi özellikle kişiyi ortamdan uzaklaştırmaya çalışmalar gayet barizdir yani :D Ama bir defasında gerçekten anlamamıştım, doğal olarak beni en çok mutlu eden sürpriz de o olmuştu. Lise sondaydım, okulda her zamanki minik sürprizimizi yapıp mum üfleyip hediyelerimi almıştım, beklenen bir şeydi zaten ehe. Okuldan sonra dersane vardı, Özgeyle serviste gidiyoruz. Bugün ne yesek falan konuştuk bir süre yanlış hatırlamıyorsam burgerda karar kıldık. Daha çok dersanede bir şeyler yerdik ama sık sık burgera da gittiğimiz için, garip gelmemişti. Sonra tam servisten indik Özge dedi ki "Simk ....daymış, sarhoş olmuş gidip bakalım". Ben bundan da hiç şüphe duymadım çünkü o zamanlar bir birayla sarhoş olurduk ve dersane öncesi Simk'i ayıltmaya çalıştığım, kahve içirip derste konuşma sessiz dur dediğim çok olmuştu. Özgenin dediği yere gelip, içeri girdiğimizde yüzümdeki ifade görülmeye değerdi! Bi anda pasta ve iyi ki doğdun diyen insanlarla karşılaştım. Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam, 18 yaş önemli bir yaştır, bu şekilde girmiş olmak çok ama çok güzeldi.
***
Bir de 20 yaşına giriyorum ama 19 diyeceğim çaktırmayın sdlkşjndslkm Olm 20 ne kadar itici, ne kadar sevimsiz yahu ben 22ye kadar 19um bu böyle bilinsin slkdjdlskmYazıyı doğumgünümden 5 gün önce yazdım, o yüzden nasıl bir doğumgünü geçireceğim şu an için bilemiyorum, yine her zamanki heyecanımla bekliyorum gelmesini umarım her şey çok güzel olur!(:
Bu da şarkı!

12 Mart 2012 Pazartesi

Belki

Her zaman o an geldiğinde, "o" geldiğinde doğru hamleleri yapıp doğru sözleri söyleyememekten korkmuşumdur. Aynı otobüsteyken kafamı kaldırmadığım için görememekten, sokakta yürürken ayaklarıma baktığım için ya da. Ama belki de durum hiç bir zaman bu olmamıştı. Belki de sadece o anın gelip gelmemiş olmasıydı mesele. Belki de o geldiğinde sen fark etmesen bile, vücudun geldiğin bilip ona yöneliyordur, bacakların ona gidiyordur, ellerin ona uzanıyordur, dudakların senden habersiz onunla konuşuyordur. Belki o an geldiğinde sen, mantığın, düşüncelerin bir kenara çekilip uzaktan içgüdülerinin yaptıklarını izliyordur, ne olup bittiğine anlam veremeden. Belki de.

Her zaman o an geldiğinde aklım başımdan gidecek, kalbim yerinden çıkacak sanıyordum. Ama belki de ilk görüşte aşk diye bir şey olmamıştı hiç bir zaman. Belki de ben aşığım, aşık oldum diyip durarak O olduğunu düşündüğün kişiye hayaller giydirip kendi rengine boyamak değildi mesele. Ne yaptığını, neden yaptığını bilememekti olması gereken. Hiç hesapta olmamalıydı, aklın ucundan geçmemeliydi son saniyeye kadar. Beynin sevmemeliydi, mantığın kaçınmalıydı yapmak üzere olduğun şeyden. Belki de hayatın akışını değiştirecek bir şey yapmalıydın ama bunu yapacağını kendine bile belli etmeden. Çünkü belli ettiğinde, bir plan yapmış olurdun ve hayat planlarını bozardı daima.
Belki de.
Belki de saçmalıyorum sadece. O'nu hiç bulamama ihtimali aklıma gelmesin diye avutuyorum kendimi belki de. Her neyse.

10 Mart 2012 Cumartesi

twitter.com/marslibikiz
Twitter aldım :/ Hiç hoşuma gitmedi, gitmiyor ama yazmak istediğim bir iki satırlık şeyleri bloga yazmak istemediğimden (teması uzun yazılar üzerine kurulu olduğu için) böyle bişey yapma gereği duydum. Twitterı olan olmayan herkesi beklerim, sizin tatlılığınıza, içtenliğinize ihtiyacı var o sitenin. Öptüm bloggişlerim, bay^^

28 Şubat 2012 Salı

Ordan, burdan, şurdan 3

Biliyorum, biliyorum blogu çok aksattım! Okulun ilk haftaları böyle oluyor, napıyıım! Her şey düzene otursun söz, mimleri de yapacağım bloglarınızı da okuyacağıma and içerim :') diye geliyodu nerdeyse cümlenin devamı kasdşmvcnkl Şimdi kısa kısa bişeyler anlatıp gideceğim üzgünüm :/
***
Bir arkadaşım, B. diyelim, hoşlandığı çocuğu anlatıyordu bugün.
B.: Sevgilisi varmış ama yok gibi davranıyo, resmen yazıyo bana yaa
Biz: Bırak sen onu, bugün sevgilisini aldatan yarın seni de aldatır kızım yea bla bla bla
B.: Ama çok entel, çok güzel laflar ediyo çok hoşuma gidiyo..Dün gözlerin yıldızlar gibi, ben uyumadan kapama olur mu, çok karanlık oluyo dedi..
Luna: Kusucam galiba.
O entel değil, sadece feysbukta düşsel avuntulara üye canım :') demek istedim, ama içime attım söylemedim. Bana öyle laflar edicek sevgilinin/sevgili adayının aazını kırarım ben lksdnjvdlkşscm. Ne diyon la ne diyon düzgün konuş! der sonra facebookumu kapatır, telefonumu değiştirir, başka ülkeye taşınırım mümkünse klsdşsdklşjhvckl Ya da vereceğim en olumlu tepki: ahahahaaa çok komikmiş kim yazmış yaa :D (sevgili adayı sonuçta konduramaz insan :/)
***
Sadece sayısal derslerle geçen bir dönemden sonra ilk defa ingilizce dersine girdim. Ve acı gerçeği yüzüme bir tokat gibi çarptılar kdflnjvmdkl Resmen odun sayısalcı mantığına bürünmüşüm! oha!
Soru: Describe the meaning of power with a picture.
Herkes neler yapmış: Halter kaldıran adam, dolar işareti, süper kahramanlar..
Ben naptım: Mitokondri :')
lkdşcmlksdşmvcsdlokmvclkşdsmşmödasvkc Aklıma gelen şey kas hücresi mi çizsem mitokondri mi oldu!! Ben sadece öyle şeyler çizebiliyorum olm, onun dışında çöp adam yani, ama evet bu aklıma ilk gelen şeyin mitokondri olmasının acıklılığını değiştirmiyo deklfcmdck
***
A: Ama sen gerçekten çok güzel giyiniyorsun yani çok seksisin. (Bir kız arkadaşım bir erkek arkadaşıma söylüyor..)
B: Ay teşekkür ederim, bana seksi diyenin kırk yıl kölesi olurum gerçekten
Derin bir sessizliğin ardından..
Luna: Seks kölesi oluyosun anlaşılan..
fkdjndmvkilcsdlkmvidflkm Evet çok eğlendim bunu söylerken, o derin sessizliği bununla doldurduğum için çok mutluyum, yine olsa yine yaparım lisdkmv
Hadi ben kaçtım seviyorum sizii öptüm, bay.

18 Şubat 2012 Cumartesi

The letter i just wrote

Tam şu an burda durmuş seni düşünüp gülümsüyor olmam çok anlamsız. Seni gerçekten tanıdığımdan emin değilim. O olabilirsin ama hiç de olabilirsin. Ama sabahları kalkmak için bir sebep bulabiliyor olmak çok güzel. Ölü bir yaşam sürmemek. Hayatın sürprizlerle dolu olduğunu görmem iyi, yoksa rüyalarımda yaşamayı seçebilirim.
Ama sonu var mı bunun? Bir ucu, varış noktası var mı yola düşersem? Nereye dediklerinde yüreğimin götürdüğü yere gidiyorum diyip gülerek geçiştirecek miyim yine, yolun nereye varacağını bilmeyişimi. Belirsiz, bilinmez sadece gitmelerim var hep benim. Kim bilir belki nereye dediklerinde sadece gidiyorum diyebileceğim, aşk bile olmayan bir şeyin peşinde olduğumu bildiğim için.
Bunun sonu yoksa benim sonum ne biliyor musun? Hep aynı. Bir gün sıkılıp karşıma çıkan ilk yola sapmak. Ya da adım atamayacak hale gelip, yolun ortasına oturmak, çaresizce gelmeni beklemek. Halbuki gelecek olsan gideceğim yol önümde dümdüz uzanıyor olurdu. Bilirim ama bilmezden gelirim bir süre sonra kalkar üstümdeki hüznü yenilgileri silkeler dönerim.
Gitmek için erken sanırım henüz. Kime gülümsediğim, kimin hatırasının içimi okşadığı, kimin günümü yaptığı sürekli değişirken. Şimdi hangi yolu seçsem, gidiyorumdan fazlasını söyleyemeyeceğim belli ki. Her birine bir iki çekingen adım atıp geri döneceğim başladığım yere bir süre. Anılar mı ağır basacak yeniler mi görmem lazım.
Bir an olabilecekler, ihtimaller damarlarımda zonkluyor adeta. Çok heyecan verici olabilir, çok eğlenceli. Sonra soğuyorum o düşüncelerden, yapamam, onu elimde tutamam. Başka bir an geliyor anıların vaatleri başımı döndürüyor. Yeniden bir bütünün diğer yarısı gibi hissedebilirim, anlamsızlık en anlamlı şey olabilir yeniden. Sonra sıkılıyorum bu fikirden, yeterince kurmadım mı bu hayali, o büyüyü hiç bozulmamışçasına geri döndüremem. Tam uykuya dalmadan önce veya ara ara o uyanış anlarında, üstümü örtüyor huzur. Bu kadar basit olabilir, başımı sevgiye yaslayıp kolayca uykuya dalıyor oluşum kadar. Sonra korkuyorum aklımdan geçenlerden, sevginin gerçekliğinden emin olamam, sevgi ne kadar şeye katlanabilir bilemem. Belki de sadece filmlerde oluyordur çünkü, aklımdan geçenler.
Ama neden gerçek olmasın ki? Yaşananlar da birilerinin aklından geçenler değil mi zaten? diyor iç sesim, kulak asmamaya çalışıyorum. Bu ara ne dediğini o da bilmiyor. Bazen de siz birbirinize aşıktınız, birbirnize aitsiniz hep öyle kalacaksınız diye fısıldıyor içime yavaşça. Hangi dediğine inansam bilemiyorum, yani şu ara kendime bile inanamıyorum, güvenemiyorum aslında.
Tam şu an burda durmuş seni bekliyor olmam çok anlamsız. Ama bekliyorum işte.

9 Şubat 2012 Perşembe

Be Loved

İnsan hafızası çok garip. Sıkıntılarımızı çok çabuk unutuyoruz sanki. Geçen sene bu zamanlar, gerçek anlamda çok mutsuzmuşum neredeyse depresyon eşiğindeymişim. Ve hatırlamıyorum, ne hissettiğimi,  neden o kadar kötü olduğunu her şeyin. Öyle olduğunu bana hatırlatan blogtaki ilk yazılarım oldu. Boktan geçen bir tatilden, üstümden günlerce çıkarmadığım pijamalarımdan bahsettiğim yazılar. Kardeşim, geçen sene kar yağdığında oynayalım demiştim ben kardan nefret ediyorum git başımdan demiştin dedi. Gerçekten hiç ama hiç hatırlamıyorum.

Düşünüyorum o zamanla şimdi arasında çok büyük farklar yok. O zaman hayatımı mahveden, şu ara aklıma bile gelmeyen bir insanın gidişiyken, şimdi hayatımı güzelleştiren, anlamlı kılan kim bilmiyorum.
Belki bu tatil boyunca doğru düzgün evde oturmama izin vermeyen arkadaşlarımdır, son bir yılda edindiğim yeni arkadaşlar. Ohaa, çok özledim olmmm! diye koşarak sarılacağım insanlar. Beni güldüren, benimle gülen insanlar. Mutlulukları paylaşan güzel insanlar..
Belki her şeyin eskisi gibi olduğunu düşünmemi sağlayan, bana o güveni veren insandır. Yeniden kendini bulmaya başlayan yine buluştuğumuz da bir saniyeyi susarak geçirmediğimiz ikiz. Kötü her şeyin düzeltilebileceğini, çok derin yaraların bile iyileştiğini hissettiren ikiz.

Belki sabah uyandığımda telefonuma gelmiş olan 8934789 mesajın sahibi olan, her sabaha gülerek başlamamı sağlayan insandır. Her zaman gerçekçi olan, ama bunu beni hiç kırmadan yapan Özgüş. Beni saçmalamaktan alıkoyan, ama saçmaladığımda da yanımda olmaktan vazgeçmeyen, saatlerce geyik yapabileceğim Özgüş.
Belki yanında sarhoş olabileceğim, her türlü saçmalığı yapabileceğim ve bundan asla rahatsızlık duymayacağım insandır. Çılgınlar gibi kar yağmasına rağmen ben üzülmeyeyim diye Kızılay'a gelmeyi kabul eden, beni neredeyse anne şefkatiyle seven Simk. Aşık olduğumda bana cesaret veren, hemen evlendiğimizden, çocuklarımızdan bahsetmeye başlayıp beni mutlu eden, kimi zaman tüm saflığıyla beni gülmekten öldüren Simk.

Belki ne zaman arasam, konuşmaya ihtiyacım olsa bulabileceğim insandır. Kimi zaman yanlış anlaşılmalar yaşasak da açıkça konuşmaktan çekinmeyeceğim, beni muhteşem biri'yle tanıştıran Summersmiler. O tatlı insanın günlerimi aydınlatmasını sağlayan Summersmiler.
Bloga yazdıklarımı okuyan, yorum yapan insanlar. Sizler varsınız, sonra.

Ya da ne bileyim, her gün üşenmeden 2-3 saatini bana vermekten çekinmeyen insanlar var.
Tanımadığım halde sevdiğim adamların olması çok güzel, tanıyıp nefret ettiğim adamlar varken. 
Yukarıda bahsettiklerimin hepsi belki de hayatımı güzelleştiren. Zor yolu seçenler onlar. Birini üzmek, hayatını zorlaştırmak çok kolay. Sadece onun hayatından çıkarak bile yapabilirsin. Ama birini gülümsetmek zor, çaba gerektirir, gerçekten içten gelen bi sevgi gerektirir. Zoru seçtiğiniz için teşekkür ederim hepinize. Ben de sizin için zoru seçicem hep.

Hayat bazen çok böyle(:

Bide bazen nefret ettiğiniz insanın size geri döndüğünü görmek de hoş değil ama baya mutlu edebiliyor.

6 Şubat 2012 Pazartesi

Mimoş 20

Lei'nin Gölgesi mimlemiş çok teşekkür ediyor ve hemen başlıyorum mime :)

1.Sence çok anlamlı bir söz? 
Söz değil de diyalog olacak bu,
-But how can I know who my Soul Mate is?
-By taking risks, risking the failure, disappointment, disillusion.
2. Makyajında olmazsa olmazın?Göz kalemiyle, rimel arasında kaldım
3.Uyguladığın güzellik tüyosu nedir?
Güzel olmak için tüyoya ihtiyacım yok falan diyomuşum fcksdjclksjş aklıma bişey gelmedi şimdi ne desem yalan olur
4. En sevdiğin içecek?Kahve
5. Nefret ettiğin şey?İlgisizlik. Yani ben birini önemsiyorsam, onun bana karşı ilgisiz davranmasına tahammülüm yoktur pek.
6. En çok sevdiğin iltifat?
Sevilmeyen iltifat olur mu bilemedim. Sanırım bir iltifatı sevmem için önemli olan iltifatın ne olduğu değil kimden geldiği:)
7. Favori kitabın?

Bunu uzun süre düşündüm ama hepsi çocuğum gibi aralarında ayrım yapamam lkdsfmvklm Daha okumadıklarım favorilerim şu ara :D
8. Sana görünüş olarak yakın bulduğun bir ünlü?
Ben kimseyi yakın bulmuyorum da bi kere bi arkadaşım şu aşağıdaki bağyana yani Audrey Tautou'ya benzetmişti, bence hiç benzemiyorum ama benzesem baya sevinirdim dlckodflik

 9. Herkesin beğendiği ama senin beğenmediğin bir ürün? Ürün değil de şu Vampir Günlükleri dizisini hiç sevmiyorum, herkes niye o kadar bayılıyo ona yea :/
10. Şu an en çok almak istediğin kozmetik ürünü?
Sayılır mı bilmiyorum ama parfümümü değiştirmek istiyorum, bir türlü istediğim kokuyu bulamadım. Çok severek alıyorum sonra hiç hoşuma gitmemeye başlıyo.
Mimlemeye çok üşendim, isteyen herkes yapabilir :)
***
Tatilin bitmesini hiç istemiyorum, böyle o kadar mutluyum ki :')
Her güzel şey neden bitmeli? Neden bitmek zorunda? Gibi sorular soruyorum kendime. Şu bi hafta hiç geçmese yaaa :')

Not: Blog şeysimi yapan ellerini yer, yapmayı düşünen kafanı kucaklarım Simk'im! Böyle de tatlı arkadaşlarım var kiii (:

3 Şubat 2012 Cuma

Adını feriha koydumu izledim replikleri 1:
"Allaam bi gün ben de annemi arıyıp anne biz ....'yle kaşdık diyim dinimizamin."
Kiminle kaçtığımı da söylemiyorum merak edin :')

1 Şubat 2012 Çarşamba

Awesome sister is awesome

Uzun zamandır eğlenceli şeyler yazmıyordum artık yazmanın zamanı geldi! Kardeşimin muhteşem anılarından bir derleme yazıcam! Here it goes..
 Vol 1.
Kreşe yeni başlayan kardeşim Havva isimli sınıf annesine isyan ediyor;
-Git başımdan Havanaaaa senden nefret ediyoruuum! (Havva anne diyorlarmış diğer çocuklar kardeşim biraz yanlış anlamış..)
Vol 2.
Yine kreş zamanları..
-Anne bana fosfonyo yapsana, kreşte yapıyolar hep çok güzel
+Nasıl bir şey o?
-Meyve suyu gibi
+Komposto mu?
-Hayır fosfonyo.
Kardeşim uzun süre ısrarla fosfonyo olduğunu iddia etti ama evet kompostoydu.
Vol 3.
Bizim ranzamız vardı kardeşim altta ben üstte yatardık. O uyuyamayınca ben kenardan elimi uzatırdım el ele tutuşurduk, uyku akımı oluyo bak sana gönderiyorum derdim. İnanır uykuya dalardı hemen:) Neyse anlatacağım bu değil biraz iğrenç bişey :D Bazen kardeşimin kendi kendine bir şeyler dediğini duyardım geceleri. Kreşe hoş geldinn, evet sen mezun oldun güle güle benzeri.. Sonra fark ettik ki, sümükleriyle konuşuyormuş.. Evet garip.
Vol 4.
-Abla, 2 tane portakal 3 tane elma 5 tane mandalina 1 tane muz yedim, süt içsem kusar mıyım?
Evet, içti ve kustu.
Vol 5.
Gece 1de kardeşimden mesaj:
-Abla, aklıma hülya avşarın sırt dekoltesi geliyo korkuyorum uyuyamıyorum
+ Ahahahaaa kıyamam :D murat bozun yüzüne odaklan ;D
Vol 6.
Yeni eve taşındığımız gün;
-Abla, ben bu evde yaşadığımız süre boyunca kaç kere çampikçorabak dediğimi sayıcam, bir.
+Ha?
-Çampikçorabak. iki.
-Oldu, görüşürüz.
Bir kaç ay gerçekten saydı sonradan unuttu.
Vol 7.
Bisküvinin kabını açmaya çalışırken,
-Uuuf bi türlü açamadım, allah yememi istemiyo mu acaba?
+Evet, tüm derdi senin bisküvi yememen zaten..
Vol 8.
Bir atarimin olduğu zamanlar, kardeşim daha bebek. Ben oynuyorum o da arkamda oturmuş izliyor. Bir süre sonra sıkılıp gidiyor, bu arada pis bi koku geliyo ama anlam veremiyorum. Derken odaya giren babam;
-Vaayy sahte kaka mı aldınız :D
Arkamı dönmemle kokunun kaynağıyla karşı karşıya gelmem bir oldu. Annem alışsın diye bez bağlamamış, bizimki de yapmış yapacağını.. Evet burda asıl güzel olan babamın tepkisi, sahte kaka almış olabileceğimize hatta öyle bir şeyin olabileceğine ihtimal vermesi.
Vol 9.
Yine küçükken,
Ben: Sen doğmadan önce annemin kaşları yerlere kadar uzundu, saç gibi.
Kardeşim: Yaaa değildir kandırma, sonra nolmuş peki şimdi niye öyle değil?
B: Sen doğunca döküldü.
K: Fotoğraflarda niye hiç uzun değil?
B: Çekilmeden hemen önce kesiyodu, sonra hemen yine uzuyodu.İnanmıyosan git sor anneme.
Evet, gerçekten sordu..
Vol 10.
Sınıfta deney yapılıyor, şeker ve tuz ayrı ayrı ısıtılıyor, ne olduğu gözlemlenecek. Kardeşim yanında muhteşem arkadaşıyla izliyor deneyi.
Arkadaşı: Aaaaa şeker karamelee dönüşüyooo :O
Kardeşim: Aaaa tuz da gargameleee :D
Kardeşim bir sonraki ders fark ediyor ki arkadaşı dediğini ciddiye almış ve deneyin sonucuna tuz da gargamele dönüştü yazmış..
***
Bu seferlik bu kadar olsun. Böyle tatlı bir kardeşe sahip olduğum için çok şanslıyım.. Tabi ki arada kavga ediyoruz ama..O olmasa kar yağdığında dışarı çıkmaya üşenirdim. O zorladığı için çıktım, el ele tutuşup kara yattık, kardanminiayı yaptık. O olmasa sinirlerim çok bozuk olduğunda Marilyn Mansonun kopya kağıdıyla çizip getiren beni gülmekten ağlatan ve rahatlamamı sağlayan biri olmazdı. O olmasa kimse masama "seni cedric 9 yaşına girene, slwester tweety yi yiyene, Tom jerry yi yakalayana kadar seveceğim" yazılı bir not bırakmazdı. O olmasa armut diye mesaj atamazdım kimseye. O olmasa bir parçam eksik olurdu.

Sonradan ekleme: Bunu nasıl unuttum kesinlikle eklemeliyim! Kardeşim annemle babamdan akrabalarımız diye bahsediyo sdlkfjcdl mesela evde yalnızız kapı çaldı, akrabalarımız gelmiştir kapıya baksana falan diyo :D

29 Ocak 2012 Pazar

Aslında mim postunu silmeye gelmiştim ama yorumlarınızı görünce silmedim. Kendimi attention whore gibi hissettim, neyse işte bu da konuyu değiştirme postu olsun.
Bu ara hep kar yağıyo ya, şöyle bişey olsun istiyorum:

Belki de olur. Çünkü o elini uzatmaktan çekinmez hiç.


I feel good, in peace with him. But how long will he keep coming? Will he come till that he sees me, hiding in me? We both like playing games, acting. Can he find out that and admit playing with me one day?But how he easily comes and he easy goes.. How can i be sure that he won't let me down? How can i know he will love me when i couldn't even know if i will love him?


Maybe, i should just let him hold my hand and see what the future brings us. Simple and natural.