29 Ekim 2011 Cumartesi

Mim Uydurdum!

Ne zamandır aklımdaydı böyle bişey yapmak, bu tarz bi mim kesin yapılmıştır ama ben hiç rastlamadım, bu ara da pek mim dolaşmıyor bi tane de benden olsun dedim.
Konusuna gelirsek,
Şarkılar ve hikayeleri.
Hani bazı şarkılar vardır, ne zaman dinlesen gözünde aynı sahneler canlanır. Yaşadığın bir şeyle, tanıdığın biriyle o kadar bağdaştırmışsındır ki, ne zaman duysan hatırlarsın. Eskimez o şarkılar, çok özeldir. Bunların 5 tanesini hikayesiyle birlikte yazıyoruz. Şarkıların linklerini de verebilirsiniz sadece isimlerini de yazabilirsiniz. (5 şarkı olması şart değil bana en uygunu o geldi, bir tane seçmek çok zor olucaktı, 5ten fazlası da çok olucaktı.)
Benim listem;
1) Dream theater - Space-dye vest
Bu şarkı benim için o kadar önemli ki, dinlemiyorum. Çok dinlersem büyüsü kaçarmış gibi geliyor. Telefonumda shuffle modunda dinlerken falan denk gelirse you must be kidding me diyorum telefonuma ve aceleyle çeviriyorum. -evet biraz abartıyor olabilirim-
Bu şarkı, Léo'nun dinlememi istediği ilk şarkı. Durup dururken şarkı tavsiye edeyim mi? diyip bunu söylemişti. İlk 15 saniyesinde büyülenmiştim bile çoktan. Sözlerinde en sevdiğimiz kısımları söyledik birbirimize. Ben tüm melankolikliğimle "Love is an act of blood and i'm bleeding." kısmını sevmiştim. O ise "I want you to have your own thoughts and ideas and feelings, even when i hold you in my arms.." kısmını daha çok seviyor. Her dinleyişimde, ilk buluşmamızda şarkının hikayesini anlatışını hatırlıyorum, sonra sırasıyla tüm sözlerimiz geçiyor gözlerimin önünden.
Bu şarkı, bana O'nun benden hatta kendinden saklamaya çalıştığı duygusallığını anlatıyor.

2) Incubus - Love Hurts
Aslında eski hoşlandığım çocuk dinletmişti ilk, o zamanlar bizim şarkımızdı ama sonradan - şarkının içeriğiyle çok alakasız olucak ama- sadece 12.sınıfı, o sıkıntılı zamanlarımı, masamda milyon kere bu şarkıyı dinleyerek ders çalıştığım zamanları hatırlatır oldu. İşte önemli bir şekilde, bugün gittiğim okulu, tanıdığım çoğu insanı, en önemlisi Léo'yu, o seneye borçluyum. O sene de bu şarkı demek benim için.

3) Duman - Köprüaltı
Yaklaşık 4 buçuk yıl önce bu şarkıyı ilk kez duyduğumda -evet bundan daha eski bi şarkı ama pek duman dinlemezdim- ilk aşkım diyebileceğim insanı da ilk kez görmüştüm. Lise 1deydim daha, hala o an gözümün önünden gitmiyor. Güzel günlerdi.

4) Metallica - Fade to Black
İlk ve son sahneye çıkışımda söylediğim şarkılardan biriydi. Arkadaşımın lisesinde şenlikte çıkmıştık, inanılmaz dandik bişeydi çıkmadan 1 saat önce çalışmaya başlamıştık falan. Ama eğlenceliydi, kendimi oraya ait hissetmiştim. Mikrofonu bana ait hissetmiştim. Ama son 3 yıldır ne bir grubum var ne de mikrofonum. Üzülüyorum. :/

5) Cake - Never There
Bunu da bana en çok değer veren adam dinletmişti. O bana çok değer vermişti, çok sevmişti ben anlamamıştım. Aptaldım, çocuktum. O gitti, değerini anladım. Şarkının sözleri bana mesajdı, fark etmemiştim. Sevmedim diyip geçmiştim. O gitti, şarkıyı da anladım, sevdim. Evet, hiçbir zaman aşık olmayacaktım ona, asla beni sevdiği gibi sevemeyecektim ama kendimce sevmeyi öğrenecektim gitmeseydi. Sadece arkadaş olsak da mutlu olacaktık birbirimizin varlığından. Keşke gitmeseydi, keşke dönse.

Mimlediklerim;
MiaSupertrampBalFeli Jo,  Pembe KerestedeeptoneekingorgunVolantePollyjuliaEvaHemsponpiSiaZombiEkimoza
Daha mimleyecektim ama yoruldum, mimleyemediklerimden özür diliyorum!:)

28 Ekim 2011 Cuma

kader varsa benimki bu olsun.

Kader var. Ya da belki kader doğru kelime değil, ama bişey var işte. Attığımız küçük küçük adımlar, verdiğimiz önemsiz, basit kararlar, durduğumuz yerler, baktığımız yerler bir şekilde yolunu yoluma düşürüyor. Mucize.


Hiç bir sebebi yokken başımı yukarı kaldırdım, hiç bir sebebi yokken aşağıya baktın. Yukarı baktım, sen ordaydın, üstgeçitte. Aşağıya baktın ben ordaydım, durakta. Hepsi aynı yere gittiği halde binmediğim 5. belki 6. otobüs geçiyordu önümden, binmememin hiç bir sebebi yoktu ama binmedim işte. Kafamı kaldırmam da tamamen tesadüftü ama kaldırdım işte, tıpkı senin tam o an oradan geçmen ve aşağıya bakman gibi. Beynim sen olup olmadığını algılamaya çalışıyordu, sen benden hızlı davrandın. Tepki vermem için nefes almayı hatırlamam gerekiyordu, hatırlayamadım. Gülümsedin sen, el salladın. İçime hava doldu, yüzüme gülümseme yapışmıştı bile kim koydu onu oraya bilmiyorum, ve ben de el salladım sana. Hiç hesapta yokken ordaydın sen. Hiç düşünmezken bana bakıyordun, gülümsüyordun.

***
4-4.5 saatlik saçma sapan kabuslarla boğuştuğum bir uykunun ardından, alarmın yatağımdan beni neredeyse söküp almasıyla uyanmıştım halbuki o sabah -sabah demeye dilim varmıyor açıkçası, yattığımdan daha karanlıktı hava uyandığımda- mutsuzdum. Olmaması gereken bazı düşünceler vardı aklımda, hem düşünceler üzüyordu hem hiç var olmamaları gerektiği gerçeği, üzgündüm. Otobüsü kaçırdım, derse geç kaldım, sinirliydim. Son bozuk paramla kahve aldım, gözlerimi açabilmek için, uykusuzdum. Sonra kendime bi çeki düzen vermeye karar verdim, tuvalete gittim saçlarımı düzelttim, kalemimi rimelimi sürdüm, insana benzedim. Dersler geçmek bilmedi, bıkkındım. Sonunda bittiğinde dolmuşa vericek bir kuruş bozuk param kalmadığını fark ettim, kapıya kadar yürümeye karar verdim. Hem düşüncelerimle, müzik ve temiz havayla zaman geçirmeye ihtiyacım vardı. Yürüdüm, yürüdüm. Mesafe uzundu ama zor gelmedi, öyle düşüncelere dalmıştım ki ışınlandım sanki kapıya. Durağa geldim, otobüsler geçti, geçti binmedim. Hiç bir şeyi beklemiyordum halbuki ama her otobüs durduğunda yanına kadar gidip vazgeçip geri dönüyordum. Sonra oldu işte, sen geldin. Her şey anlam kazandı, sabah hatta dün gece hatta bir haftadır olan herşey. Ertelediğim ödev, uyumadığım uyku, kaçırdığım otobüs, kalmayan bozuk param, binmediğim otobüsler hepsi anlam kazandı.
***
Ve hepsi, o küçücük ana değerdi..Ve hikayemize, aramızdaki bizi bağlayan minicik minicik düğümlere bir yenisi eklendi..
Evet, kader varsa benimki bu olsun. Aşk yalansa gerçek olsun.

22 Ekim 2011 Cumartesi

Bütün gün nedensiz bi mutsuzlukla boğuşarak ders çalışmaya çalışır ama başaramazken, ona mesaj attım. Verdiği ho? cevabıyla (evet çok kibardır canım benim.) bütün mutsuzluğumu silip attı, yüzümde anlamsız bir sırıtma ders kitabıma dönüyorum hadi bye :*

18 Ekim 2011 Salı

Tam olarak onu bitirmeliyim belki de düşüncesinin beynimden geçtiği, içimi acıttığı an mesaj geldi telefonuma. Ondan. Léo böyle bi insan.
***
Aynı rüyayı görmüşüz O'nunla, onun deyişiyle rüya paylaşımı yapmışız. İkimiz de aynı uçakta düşmekten son anda kurtulmuşuz birbirimizi görmeden. Öyle bişey işte.
If the plane goes down..damn..I'll remember where the love was found.
***
Dün rüyamda bi şarkı çalıyordu, ağlamaklı bi kız sesi "the world doesn't exist." diyordu şarkıda. Nedense o cümle çok duygulandırdı beni, uyanmasam ağlayacaktım. Bi an için dünyanın aslında olmadığına inandım.

17 Ekim 2011 Pazartesi

Depression-1

Kız uyandı sabah, hava kapalıydı yine. Ama o severdi böyle havaları, melankoli belirli dozlarda alması gereken bir ilaç gibiydi. Hem bugün onu görebilecekti. Pazartesi sendromu yaşamıyordu o yüzden bir süredir, pazartesi en güzel gündü. O sabah, O'na hazırlandı, eyelinerını hiç olmadığı kadar düzgün çekti, kırmızı ruj ve dudak kremi karışımı ilk defa bu kadar kıvamında oldu, ilk defa böyle güzel hissetti kendini.
Orada beklemeye başladı, dakikalar geçmek bilmedi sanki ama aşağı yukarı yürüyerek beklemeye devam etti. O burdan geçecekti, hep geçiyordu. Bir türlü gelmek bilmedi o, kız da biraz buruk amfisine gitti, çantasını bıraktığı an ayağa kalktı ama aceleyle, nedensiz. Arkadaşları nereye dedi, tuvalete diyip çıktı hemen koridora koştu, gördü O'nu. Bir sürü insanın arasından ayırt edebildi bir saniyede. Çoktan koridorun ucuna varmışlardı, peşlerinden yürüdü aceleyle. Kapıya geldiği an o durdu, kıza döndü. Kız bir mucize gerçekleşti sandı, ama başka bir kızla konuşmak için durmuştu O. Bir kaç adım geride kalakaldı kız. Baktı, dönüp uzaklaştı içinden hayır,hayır,hayır çığlıkları atarak..Sınıfına gitti oturdu.
Havanın kapalı olmasına kızdı bugün, üzgün şarkılara, yağan yağmura. Bugün kendini güzel hissedişine kızdı kız. Hem azıcık daha beklemeyip sınıfa gidişine, hem tekrar çıkışına kızdı. Zamana kızdı.

Acaba Léo fark etti mi tüm bunları?

15 Ekim 2011 Cumartesi


Geçen gün Supertramp'le muhabbeti geçmişti, bu resmi görünce koyayım dedim. Cidden, hep böyle olmaz mı? sdklvşjfds

12 Ekim 2011 Çarşamba

Love Hurts.

"..örneğin aşk acısı psikolojik olarak ele alındığında, bir yakınını kaybetme duygusundan çok daha büyük bir olumsuz gerilime neden oluyor." Diyordu kitapta. Öyle, gerçeklerin esnetilebildiği hep doğru sanılanların yanlış yanlış sanılanların doğru çıkabildiği şu günlerde bile insanlar bir kez ölebiliyor çünkü. Bunun geri dönüşü olmadığı için kabullenmek zorunda kalıyoruz. Ama aşk acısı öyle değil kabullenemem, kabullenemezsin. Bir insanın sadece senin için ölmüş olması, sahip olmak istediğin şeye artık herhangi birinin sahip olabileceği -sen hariç- gerçeği yüzleşmesi zor bir şey.
Sonra bir de Love Hurts var. Ankara'da tam love hurts dinleme havası bugün. Aşk acıtır ama bazen iyi bir acıdır, yaşadığını hissettirir diyor. Aşk iyi bir acı değil, acıtmadığı zaman yaşadığını hissettiriyor halbuki.
Aşk acısı sadece ruhsal bir çöküntü değil, bedenini de acıtıyor. Sanki içini çekiştirip parça parça kopartıyorlarmış gibi, sanki onun boşluğunu kendinle doldurmaya çalışıyormuşsun gibi. Kendini küçücük parçalara ayırıp at boşluğa. Dolmuyor. Dolmaz. O gelene kadar boş kalacak bir boşluk o. Ya da zamanla gelen yeni aşk dolduracak ancak. Öyle bir aşk ki, hem eski yaralarını onaracak, boşluğunu doldurmakla kalmayıp hiç olmamış gibi yapacak hem de yeni yeni yaralar açacak ruhunda; mideni, ciğerlerini hatta beynini bi kenara ittirip kendine yer açacak. İştahını kapatacak, nefesini kesecek, aklını başından alıcak. Öyle bir sahipleniş bu.
***
Aşkın 2 boyutu var, biri gerçek dünyada yaşanan, diğeri kafanın içinde. Ve sıra aşk acısına geldiğinde ikisini de ayrı ayrı yaşıyorsun. Birden fazla kez. Realitede bir kez geliyor korktuğun başına. Ama bitmiyor ki kafanın içinde binlerce kez oynatılıyor o film. Tekrar tekrar ayrılıyorsun ondan, farklı senaryolar yazıyorsun bazen barışıyorsun bile. Film başa dönüyor. Bir daha kırılıyorsun, bir daha acı çekiyorsun. Film başa dönüyor. Bir daha ölüyorsun, bir daha onun sensiz yaşayabildiğini fark ediyorsun. Film başa dönüyor.
"Unut onu!" repliği var bir de hiç eksik edilmiyor. Bilmiyorlar mı aşkta işler öyle işlemiyor. Artık unutmalısın bence'yi duymak çok acıtıyor, en az onun acıttığı kadar.
Acıdan ne kadar kaçarsam o kadar iyi. O yüzden unut onu diyenleri sevmem ben. O yüzden kesin, net cevaplar verebileceği sorular sormam. Ki aslında hiç bir söz kesin değildir. Hiç bir kelime siyah ya da beyaz değildir, gridir hep. Korkak olduğumu düşüneceksiniz belki ama sorun acıdan korkmak değil, beynim beni acıya rağmen ayakta tutabilecek kadar güçlü olduğu zaman gerçekle yüzleşir zaten, elimden tutup kaldıracak biri olduğunu bildiğimde düşmek beni ağlatmaz zaten. O yüzden akışına bırakmak en doğrusu, doğru zaman gelene kadar acıdan uzak durmak en iyisi.
***
Herşeye rağmen aşk güzeldir ama. Yeri geldiğinde acıtmak zorundadır değerini anlayabilmemiz için. Gerçekle sahte aşkı ayırabilmek için. Genelde bütün aşklar aynı başlar çünkü, gerçekliğini bitişi belirler. O yüzdendir hep aşık olduk sanmamız, sonra yanıldığımızı anlamamız.

P.S: Aşk acısı yaşamıyorum, depresyonda da değilim sadece kitapta gördüğüm o söz üzerine yazmak istedim. Bunu da belirteyim:)

10 Ekim 2011 Pazartesi

Düşündüm düşündüm aklıma bu geldi sadece blog için bi mail adresi aldım;
marslibikiz@hotmail.com
Burdan mailleşebiliriz isteyenlerle :) msnde de konuşabiliriz tabi ama önce mail atıp kim olduğunuzu belirtirseniz seviniriim..

8 Ekim 2011 Cumartesi

Luna.

I'm just a singer, you're the world.

Ordan, Burdan, Şurdan 2

Selam, ben 2.haftadan okuldan bezen kız. Anne beni okuldan al ev kızı olucam ben! :( sdjkslhdac
Şaka tabi o kadar sınava falan girdik, buralara kadar geldik. Ayrıca bölüm arkadaşlarım dünya cicisi insanlar ya! Ben böyle samimi böyle sıcak insanlar görmedim. İlkokul 1de 8 kişiydik sınıfta yine de hep birlikte bişey yapamazdık şimdi bölümce takılıyoruz hep. Amfilerde bölümcek oturuyoruz, ilk gelen hemen yer tutuyo bütün bölüme, ödevleri birlikte yapıyoruz böyle böyle işte. Çok şanslıyım, çok da mutluyum.
Ama şu bezginliğime bi çare bulmak lazım. Beynime format atmışım, ne matematiğe, kimyaya, fiziğe, biyolojiye dair bişey hatırlıyorum ne de nasıl ders çalıştığımı. Vaktimi okulda geçirmek için ne gerekiyosa yapıyorum boş boş oturmak dahi olsa okulda yapıyorum, sonra eve gelip lök diye uyuyorum. Ödev tesliminden önceki gün: "hooff poofff bu ne ya. yeter ya. bitmedi bi. hooff pooff üüff. yarın yaparım. uyuyayım." şeklinde geçiyo sadfljkds
Daha 2. haftadan ne ödevi ne ders çalışması ama ya :(
Üniversite mantığını sevmedim ki ben. Hocanın bişey anlattığı yok niye derse gidiyoz ki. Anlatan bi hoca var o da mıymıymııyy! ses gelmiyöö sdlkjfsdk Boyuna atar yapıyo bide anlatmasa daha iyi sdjkclsadş
***
Bazen çok uykum olsa bile uyuyamıyorum, çocukluğumdan beri bu böyle. Kafamdan milyonlarca düşünce, anı, hayal geçiyor bir türlü dalamıyorum uykuya hiç bi nedeni olmamasına rağmen bu durum sinirlerimi bozuyor sanki asla uyuyamayacakmışım gibi hissediyorum falan filan. Ama uykum olsun olmasın ne zaman televizyon izlerken uzansam yarım saate hooop uyuyorum. Bu iki durumu birleştirerek uyku sorunuma çözüm buldum! Yatmadan önce yatağımın yanına sehpayı yerleştirip üstüne laptopımı koyuyoruum, bi dizi açıyoruum. Ama! Dizi seçimi çok önemli, heyecanlı bişey olursa nasıl uyuyayım olm. Pushing daisies'i izliyorum, izlemiş olan bilir anlatımı masal gibi o dizinin. Çok sakin geçiyo. Sonuç olarak ben de huzurla uykuya dalıyorum.. İlk 10 dakikadan sonrası sadece seslerini dinleme şeklinde geçiyor 20 dakika sonra çoktaan uyumuş oluyorum.
***
Çok havalı görünüp tanıyınca hayal kırıklığına uğratan insanlar var ya. Çok üzülüyorum :( Havalı görünmeyin ya bari beni hayallere teşvik edip sonra içine ediyosunuz. Bazı erkekler resmen kuğl ama gay gibi konuşuyo mesela! Bebekçe konuşan kızlar kadar iticisiniz üzgünüm. Gerçekten gayse tamam severim ben gayleri şirin oluyolar ama normalsen düzgün konuş kıvırtıp durma lan çok sinirlendim klsşdjgafdsajvkc
Bide salakmış gibi davranan insanlara tahammül edemiyorum. Hiç sevimli değil ki. Cidden salak olanları da sevmiyorum ama en azından kıyamam olmayan beynine kurban olduğum diyip geçiyorum. Bide saf insanlar var, yerim. Pek bi komikli oluyolar, hep çok baya gülüyorum. Hemen bi saflık örneği halamdan geliyor:
(maç izliyoruz.)
Luna: Offf! saiitt! Bu aslında ilk böyle çıkmış. ofsayt değilmiş
Babam: Tabi bi tane futbolcu vardı Sait, hep kalecinin dibinde dururdu..(ciddi ciddi anlatıyor.)
Halam: Ofsayt ingilizceden değil miydi ya?
dsfkjşhnvkçljn
***
Neyse misafirler var şimdi, annemin yaptığı nefis mamalardan yemeye gidiyorum ben, hadi bay bloggişler.


4 Ekim 2011 Salı

Mimoş 16 - Marslı Kız Evleniyor!!11!1bir!1

Canım Mia'm mimlemiş hemen yapayım dedim :)
Mim konusu: Nasıl bir evlilik hazırlığı ve töreni isterdiniz?
Aslında kafamda iki senaryo var ama içimden bir ses bi gün evlenirsem iki türlü de olmayacak diyor, hiç düşünmediğim ama aslında beni en mutlu edecek şekilde gelişiyor genelde bu tarz şeyler.. Senaryolara göre de damat adayı farklı sjdvshd kesin bi aday olmadığı için.
İlk senaryo klasik bir düğün. Yani çok da klasik değil de, havuz başında falan işte. Damat aklı başında, düzgün bir insan belli ki asdjksdlh
Gelinliğim üstü straplez, eteği mümkün olduğunca kabarık bide sırt kısmı bağlamalı olsun hatta bu renk, bağcıklar bi kurdeleyle son bulsun, çiçeğim de o renkten olsun. Üst kısmı dantelden olabilir, danteli severim Saçlarımın çok abartılı bir şey olmasını istemem ama gelinliğin yanında da sönük kalmasın diye klasik bi topuz falan yaptırabilirim bide minik bi taç isterim! Çünkü bu damat büyük ihtimal beni prenses, peri sanıyooo olur ehe. Tabi ki duvağım da olucak ama kabarık etek ya çok uzun olmaz. Ayakkabı da hem rahat hem mümkün olduğunca uzun gösterecek bi tane bulursam süper olur asjhsdhkl
Makyajım çok abartılı olmasın, far sevmem zaten kötü duruyo bende ama iddialı bi ruj istiyorum sdkjşhsfd
Müziğe gelince kesinlikle klasik müzik ve misafirler uyumasın diye aralara hareketli ama yabancı müzik! Tabi ki bizim seçimimiz olucak.
Davetiye, pasta, düğün atraksiyonları falan filan kalsın şimdilik o zamana daha neler neler çıkar sldkjhvfsdlkjvh

İkinci senaryoya gelelim..
Yurtdışında sadece çok yakınlarımla birlikte, deniz kenarında -hatta bir adada olabilir-
Evleneceğim adam Léo tabi ki..
Gelinliğim sade, rüzgarda uçuşan bir sürü tülleri olan bir elbise, saçlarım su dalgası gibi doğal hafif dalgalı, çiçeklerden bi taç, uzunca bi duvak. Siyah eye-liner ve doğal duran bir ruj dışında hiç makyajım yok.
Etraf sadece mumlarla aydınlatılmış olacak, yabancı filmlerde görmüşsünüzdür böyle çiçekten kapı gibi bişeyin altında duruyolar ya işte ondan olacak.. Çiçekler beyaz yaseminler, deniz mum ve yasemin kokusu birbirine karışmış.. Çiçeklerin altında durup birbirimize sözlerimizi söylüyoruz. İçimize attığımız, söylemeye çekindiğimiz.
Hiç müzik yok sadece dalga sesleri ve bizim sesimiz.  Sonra yüzüklerimizi takıyoruz birbirimizin parmağına. Ama bu yüzükler o kadar önemli değil çünkü asıl dövme yaptıracağız başka bir dilde (italyanca olabilir) "Sonsuza dek Léo" yazıcak bende, onda ise "Sonsuza dek Luna", bir başlangıç tarihi-sonsuz  -hangi tarihi başlangıç alacağımıza karar veririz o zaman- Normalde, sevgilisiyle ilgili dövme yaptırmak falan çok aptalca geliyor bana ama Léoyla evlenmişsem o artık sonsuza dek sürecektir bunu biliyorum. Bide bu tören normal nikahtan sonra olacak zaten.
Sözlerden ve yüzüklerin takılmasından sonra canlı müzik keman, yan flüt, çello. Sözlerinin olup olmaması önemli değil içimize işleyen melodiler sadece. Dans ediyoruz, yemek yiyoruz, o güzel yerin tadını çıkarıyoruz. Sonra dayanamayıp bir kaç şarkı da ben söylüyorum. Sonra misafirler gidiyor sadece ikimiz kalıyoruz. Bizim şarkılarımızdan oluşan liste çalmaya başlıyor hafif hafif arka fonda.. Şarap içiyoruz, o kadar zaman geçmiş hala saçmalıyoruz. Yıldızlara bakıyoruz, kimi zaman "Gece"mizi düşlüyoruz birlikte. Çok güzel olacak.. Kadehler, şişeler boşalıyor.. Mumlar yana yana bitiyor, güneş doğuyor. Ve biz evli oluyoruz, kulağa çok garip gelse de tamamiyle birbirimize bağlanıyoruz. Yap-bozun iki parçası bir daha ayrılmamak üzere yapıştırılıyor. 



***

Şimdi böyle anlatınca ilk senaryo dandikmiş gibi, evde kalmamak için evlencekmişim gibi oldu kasjdhfcslk ama öyle değil aslında ilkinde gerçekçi bi mutluluk yaşayacağım bi adamla evleniyorum, aşık olmasam bile seviyorum ve onun bana taptığını bilmenin huzuruyla yaşıyorum. İkincisiyse biliyorsunuz işte.. Soul mate..Sonsuz bir rüya yaşıyorum..
Herkes yapmıştır şimdiye kadar o yüzden kimseyi mimlemiyorum..Kendinize iyi bakın bloggişler..

2 Ekim 2011 Pazar

...Halbuki gelmeyen her mesaj senden, benim telefonumda.

1 Ekim 2011 Cumartesi

Ordan, Burdan, Şurdan.

İşte geldim burdayıımm!! Öncelikle annemin kopya macerasından başlamak istiyorum. Merak edenlere; tahmin ettiğim gibi çekmedi ehe. Ama önceki gün görmeliydiniz, akşam 8 buçukta mutfak masasına oturdu açtı kitabını defterini..Ben öyle çalışma görmedim! 12yi geçiyordu yattığımda anniş yerinden kıpırdamamıştı bile halaa çalışıyordu!!1!!bir1!! Ben 2 saat zor oturuyorum ders çalışırken bu nasıl bi sabır allaam!
Şimdi de başımın etini yiyor, gelip gidip "Luna geçmiş miyimdir? Ya geçemezsem napıcaam?" diyor, ben de "Yok ben konuştum hocanla 100 vercek sana" diyorum dsjfkhvlsfd Artık açıklansın sonuçları da kurtulalım yahu! :D
***
Okul başladı, benim yol maceralarım başladı! Daha önceden anlatmış mıydım hatırlamıyorum ama toplu taşıma araçlarında bütün garip insanlar beni bulur! 15 dakikada bütün hayat hikayesini anlatan amcadan tutun, üniversitedeki kızını arkadaşlarının isimlerine kadar anlatan teyzeye, sonra "Do you speak Turkish?" diyen amcaya kadar..Evet yanlış duymadınız Türkiye sınırları içinde ülkemin cici amcası do you speak turkish dedi bana! Hayır, yabancı tipi de yok ki gayet esmer falan bi insanım yani. (belki de yol maceralarım için ayrı bir yazı yazmalıyım..)
Neyse işte sabahın köründe kalkmış okula gideceğim, ankaranın iğrenç bir ulaşım sistemi olduğunu herkes bilir, bi otobüsü kaçırırsam diğeri için 15-20 dk beklemem gerekir ve bu da direkt olarak okula geç kalmam demek. Otobüsü gördüm koşmaya başladım tabi. Yandan geçen amcanın buna tepkisi ise "Yavaaş kızıım! Ne koşuyon!" şeklinde azarlaması oldu :( Amca manyak mısın? Otobüse koşuyoz heralde ne zorum var sabahın 7sinde sıcak yatağımı bırakıp koşayım yoksa. Diyelim ki okulum yok, o otobüse yetişmek zorunda değilim ama koşuyorum sana ne canım amca?! Bunların hepsini sana oturup uzun uzun anlatmak isterdim ama dediğim gibi otobüse koşuyordum amca. Ayrıca bariz bir şekilde benden sonra geldiği halde beni ittirip öne geçen kız bi daha karşıma çıkma, kafa göz dalacam. Hayır yani otobüs boş zaten önümüzde 5 kişi var benden önce binsen nolucak? İlk üçe girene madalya mı veriyorlar sanıyorsun acaba?
Aayy sinirlendim bak yine. Sabahları bana bulaşmayın olm gözünüzü seveyim valla çok asabi oluyorum.
***

Bu da merak edenler için saçlarım!! Renk çok tatlı ama diymii? :)
***
Evet sinirim geçtiğine göre devam edebilirim. Son olarak kardeşimden bir özlü söz geliyor..
Kardiş: Anne şu söz neydi hani bülbülü altın kafese koymuşlar ille de..?
Anniş: Çünkü bülbül kafeste yaşamaz.
Luna: wsjkaldahcdscjh ciddiyetle açıklama yapıyo bide ya devamı neydi işte onu diyoruz
Kardiş: Bülbülü altın kafese koymuşlar, ille de roman olsun demiş.
Luna: kljsdahvcfdlahvksdjlkch (15 dakika gülme şeysi.)