23 Mayıs 2011 Pazartesi

Parisienne Moonlight

Şarkı.

Seni çok iyi biliyorum, şizofrenik rüyamın kahramanı. Çok iyi tanıyorum, hayal ettiğim değilsin. Ama olması gerektiğini düşündüğüm, beklediğimsin bunu bilmeden. Sana çok ihtiyacım var, her zamanki kadar çok değil belki ve her zamankinden fazla aynı zamanda. İlk defa bu kadar yakınım sana, kim olduğunu biliyorum, nerdesin biliyorum. Benimle konuşuyorsun hatta. Benim dünyamdasın hayatımda ilk defa. O yüzden bekleyebilirim, o kim biliyorum diyorum. Sen bana gülümsediğinde zamanın tüm sürtük davranışlarına katlanabilirim diyorum. Ve o yüzden dayanamıyorum hemen şu an burada olmanı istiyorum, hemen şu an bana sahip olmanı istiyorum.
Keşke sana anlatabilsem, neden böyle olduğunu, tüm bunların ne demek olduğunu. Anlatamam, yapabileceğim tüm açıklamalar çok saçma. Verebileceğim tüm örnekler aptal bi romantizm kokuyor. Ama bir yap-bozun iki parçası gibi olduğumuz, ruh ikizi olduğumuz, deli gibi aradığım kimi zaman umutsuzluğa kapılıp, çıldırdığım çığlık çığlığa ağlayıp hiçbir zaman bulamayacağım dediğim adamı bulduğum yönündeki düşüncelerimi değiştiremiyorum. Seninle yaşadığım her ufacık anda bu düşüncelerimi güçlendirdiğin, yavaş yavaş senin de bişeylerin farkına vardığın, senin farkındalığının farkında oluşum, artık o çıldırma nöbetlerine girmediğim gerçeklerini de değiştiremiyorum. Tabi ki değiştirmek de istemiyorum, şikayet etmiyorum hiçbir şeyden, hayatım boyunca olmadığım kadar mutluyum ben. Aynı zamanda hem çok sabırsız hem çok sabırlı olmak çok zor işte. Hem "o" olduğuna inanıp hem senin bunu yavaş yavaş keşfedişini görmek hem çok güzel hem çok zor. Seni suçlamıyorum ben de zamanla gördüm, öğrendim, keşfettim. O bozuk paraları avcuma bırakışından aylar sonra. Hatta ilk kez camın ardından baktığımızda birbirimize. Neyse sadece içim, içini özlüyor işte.

2 yorum: