30 Mayıs 2011 Pazartesi

30052011

Eller.. Eller, çok önemlidir benim için. Parmaklarını, avuçlarını, hatta avuçlarının içindeki çizgileri incelerim uzun uzun. Parmakların parmaklarımın arasına yerleştiğinde huzur duymalıyım bundan, bilmeliyim nasıl kenetleneceklerini. Parmak uçların tenimde gezindiğinde, o dokunuşlar yabancı olmamalı. Avcunu sırtıma koyduğunda sıcaklığını, güvenini hissetmeliyim. Attığım her adımı onun güveniyle atabilmeliyim. Avuç içlerindeki çizgileri ezbere bilmeliyim, senin benimkileri bildiğin gibi, çünkü öyle birbirimize ait olacağız biz. O kadar senin olmalıyım ki, o çizgiler ben olmalı zamanla..Ve senin ellerin çok güzel. Öyle güzeller ki sadece bana dokunduğunu düşünmek bile titretiyor beni, sarsıyor. Ellerin sadece vücuduma değil ruhuma da dokunabilirler. Bu olasılığın varlığı neredeyse dayanılmaz. Ve senin ellerin çok güzel.

Gözler..Seni gözümde canlandırmaya çalıştığımda en kolay gözlerini hatırlıyorum. Gözlerimi kapadığım an beliriveriyor o karanlık ama aslında aydınlık gözler. Çok koyular, gece gibi. Ama içinde bir ışık var, yoksa hayal mi görüyorum? Işığa yürüyorum yavaş yavaş. O ışık, öyle aydınlık ki beni içine doğru çekiyor. Karanlığına aldırmıyorum o yüzden. O güzel eller ittirecekse beni gözlerinin içine, korkmuyorum düşmekten. Hem sonunda ışığa ulaşmak var, sana ulaşmak var. Ve senin gözlerin çok güzel. İlk defa bu kadar sıradan ama bu kadar dikkat çekici gözler gördüm ben. Çok sıradanlar, hep dediğim gibi bu beni mutlu ediyor, seni gerçek yapıyor. Ama çok farklılar hiç kimsenin gözleri öyle parlamıyor. Gözlerin sadece gözlerime değil, düşüncelerime de dokunabilirler. Sadece yüzüme bakıp anlayabilirsin ne düşündüğümü. Bu ihtimalin varlığı neredeyse dayanılmaz. Ve senin gözlerin çok güzel.

28 Mayıs 2011 Cumartesi

..Bana mesaj atacağın zamanı hissetmem benim için bile fazla garip kabul ediyorum. Ama o 10 dakika içinde atacağından emindim bi şekilde, telefonun titreşimini duyduğumda sen olduğunu bilerek açtım mesajı. Ve sen sadece seninle ilgili bi kaç şeyi tahmin ettim diye şaşırıyorsun, baksana daha neler hissedebiliyorum. Sen dehşete düşme, korkma diye söylemiyorum.. Çünkü ben bile korkuyorum zaman zaman. Tüm bunlar çok fazlaysa ya?

27 Mayıs 2011 Cuma

Mimoş 8

Canım Mia'cım beni mimlemiş! Kocaman öpücükler gönderip yapıyorum hemen mimi!

Mim Konusu:
 Ben küçükken... sanıyordum!

Hepimizin küçük yaşlarda inandığımız saçmalıklar vardır. Fazla şeyler yazmamıza gerek yok. 3 ya da 5 tane yazsak kafidir :)

Ben küçükken, annemin karnında bi televizyon bi koltuk var sanıyodum. Doğana kadar öyle vakit geçirdiğimi düşünüyodum..

Ben küçükken,
babaannemin hem kız hem erkek olduğunu sanıyodum. Çünkü saçları kısaydı ama etek giyiyodu bazen..

Ben küçükken, ismi Yıldız olan kötü bi kopyam olduğunu sanıyodum. Yaramazlıkları benim değil onun yaptığını iddia ediyodum.

Ben küçükken, kuşumun kan davasında öldüğünü sanıyodum. Öldüğü günün gecesinde rüyamda görmüştüm bana öyle demişti. (Ayrıca kuşum intihar etmişti aslında, kardeşim doğunca ilgisiz kalıp bunalıma girdi. Halbuki ben onu çok severdim hep annemlerin suçu. Onun için o kadar çok ağladım ki..)

Ben küçükken, kreşteki bi arkadaşımın adını Becel sanıyodum. Bildiğiniz yağ markası olan Becel ehehe ve bütün yıl öyle çağırdım kızı hiç de düzeltmedi. Sene sonunda öğrendim ki adı Esin'miş kızın. Esin bunu okuyosan, seni Becel diye çağırdığım için üzgün olduğumu bilmeni isterim.. Keşke Becel olmadığını söyleseydin. Hep de ağlardın zaten. Ehehe çok eğlendim bu mimde :)

Mimlediklerim;Gezenti,Takıntılı ergen

 

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Parisienne Moonlight

Şarkı.

Seni çok iyi biliyorum, şizofrenik rüyamın kahramanı. Çok iyi tanıyorum, hayal ettiğim değilsin. Ama olması gerektiğini düşündüğüm, beklediğimsin bunu bilmeden. Sana çok ihtiyacım var, her zamanki kadar çok değil belki ve her zamankinden fazla aynı zamanda. İlk defa bu kadar yakınım sana, kim olduğunu biliyorum, nerdesin biliyorum. Benimle konuşuyorsun hatta. Benim dünyamdasın hayatımda ilk defa. O yüzden bekleyebilirim, o kim biliyorum diyorum. Sen bana gülümsediğinde zamanın tüm sürtük davranışlarına katlanabilirim diyorum. Ve o yüzden dayanamıyorum hemen şu an burada olmanı istiyorum, hemen şu an bana sahip olmanı istiyorum.
Keşke sana anlatabilsem, neden böyle olduğunu, tüm bunların ne demek olduğunu. Anlatamam, yapabileceğim tüm açıklamalar çok saçma. Verebileceğim tüm örnekler aptal bi romantizm kokuyor. Ama bir yap-bozun iki parçası gibi olduğumuz, ruh ikizi olduğumuz, deli gibi aradığım kimi zaman umutsuzluğa kapılıp, çıldırdığım çığlık çığlığa ağlayıp hiçbir zaman bulamayacağım dediğim adamı bulduğum yönündeki düşüncelerimi değiştiremiyorum. Seninle yaşadığım her ufacık anda bu düşüncelerimi güçlendirdiğin, yavaş yavaş senin de bişeylerin farkına vardığın, senin farkındalığının farkında oluşum, artık o çıldırma nöbetlerine girmediğim gerçeklerini de değiştiremiyorum. Tabi ki değiştirmek de istemiyorum, şikayet etmiyorum hiçbir şeyden, hayatım boyunca olmadığım kadar mutluyum ben. Aynı zamanda hem çok sabırsız hem çok sabırlı olmak çok zor işte. Hem "o" olduğuna inanıp hem senin bunu yavaş yavaş keşfedişini görmek hem çok güzel hem çok zor. Seni suçlamıyorum ben de zamanla gördüm, öğrendim, keşfettim. O bozuk paraları avcuma bırakışından aylar sonra. Hatta ilk kez camın ardından baktığımızda birbirimize. Neyse sadece içim, içini özlüyor işte.

21 Mayıs 2011 Cumartesi

...'ya mesaj atayım dedim, arkadaşım inanmıyoruum O'ndan başka bi erkeğe ismiyle hitap ettin ilk defa! dedi. Düşündüm gerçekten etrafımdaki diğer erkeklerden bahsederken isim kullanmıyorum sazan, şurdaki çocuk, burdaki çocuk falan diyorum. Bi tek onun ismi bişeyler ifade ediyor bana sanırım, etrafımdaki diğer erkekler özel olmadığı için isimlerini de özelleştirmiyorum. Bide bi yerde okumuştum kadınlar sevdikleri erkeklere mümkün olduğunca çok isimleriyle hitap ederlermiş-miş. Öyle bişey işte.

20 Mayıs 2011 Cuma

Mimoş 7

Güzel bi mimle karşınızdayım! Mimleyen Mia'cım ve Takıntılı ergen'cime çook teşekkür ediyorum!
Mim Konusu: Eğer bir zaman tüneli olsaydı -geçmişten ya da gelecekten- hangi zamana gitmeyi, kimi, hangi olayı görmek isterdiniz?

Bu sizin yaşadığınız - yaşamadığınız (Kendi unutamadığınız, keşke o anı tekrar yaşasam dediğiniz veya tarihte görmek istediğiniz bir olay vs...) Tanıdığınız ya da tanımadığınız görmeyi istediğiniz kişi olabilir..

Konuyu okudum ve aklıma gelen ilk şey 1800lü yıllarda Avrupa oldu. Öyle tarihle falan ilgim yok yanlış düşüncelere kapılmayın ehe. Tek derdim o kabarık şaşaalı elbiseler balolar falan. Çok özeniyorum yaa böyle aşklar falan da filmlerdeki gibidir ne romantik..


Bide kendi küçüklüğüme dönmek isterdim ama şu ara çok mutluyum istemiyorum ondan. Ama küçüklüğümden beri büyümekten korkan bi insan oldum küçük çocuklar hep büyüdüm büyücem der ya ben hiç büyümek istemedim, büyümeyi düşündükçe ağlayasım gelirdi. Öyle de garip bi çocuktum. (hala büyümek istemiyorum yada artık yaşlanmak mı desem ehehe
)

Mimlediklerim: helin,memento mori

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Love oh, Love!

Daha fazla sevemezmişim gibi geliyor. Öyle dolu içim, her an patlayacakmışım gibi. Sonra sen geliyorsun, el sallıyorsun bana gülümseyerek. Sonra bi mesaj geliyor, ekranda senin adın, sen atmışsın. İnanamıyorum.
İnanamıyorum, daha çok sevebildiğime. Kalbim büyüyor sanki sırf seni daha çok sevebilmek için. Konuştukça daha çok hayran oluyorum sana.  O saçma sapan, gelişigüzel harf dizilimleri içimde daha çok daha çok yer açıyor sana. Her bir kelimeni ayrı ayrı seviyorum, tamamına sahip olabilmeliyim çünkü.
Artık seni sadece "O" olduğun için değil aynı zamanda sen olduğun için seviyorum. Hem o hem sen olabildiğin için o iki insanı da böyle güzel taşıyabilen tek insan olduğun için.
Öğreniyorum, sevmenin sonu yokmuş, sınırları yokmuş. Kocaman oluyorum seni sevdikçe, ama bi şekilde dar gelmiyor dünya. Evet, nefesimi kesiyor sevgin ama nefessiz bırakmıyor. Huzursuz sancılar gezinmiyor midemde. Boğazıma düğümlenmiyor ağlayamadıklarım. Ağlayamadıklarım yok çünkü ilk defa.
Milyonlarca yabancı yüz arasında ne kadar zordu seni bulmak. Ama başardım, görebiliyorum ağzından çıkan her kelimede, attığın her adımda, gözlerinde.. Kim olduğunu bilmeden seni arayıp durdum ben.. Kim olduğunu bilmeden seni arayıp buldum ben.. Gerçekten başardım.
"Zor oldu ama buldum seni sonunda.. Konuşmaya başladık bi anda.."

Başkalarına daha süslü kelimeler söylemiştim belki, şarkılar yazmıştım ama aslında acıyaydı onlar, canım yandıkça çığlık çığlığa yazıyordum. Acım dinsin diye. Ve bu kez o sözlere ihtiyacım-ız yok zaten, sevgi tek başına çok inanılmaz, çok büyük, çok mükemmel. 
Bu da şarkısı.

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Meşaleyi Halletmek

Bloglara bişeyler olmuş dün yazdıklarım falan yok olmuş.. Neyse sabah nerden çıktıysa kuzenimle küçükken yaşadığım bi macera aklıma geldi. Sizinle paylaşıyım dedim.

Ben 5, kuzenim 3 yaşında falan, bayramda anneannemlerde kalıyoruz hep birlikte.. Kuzenim hastaydı, ilaç almaya gidilcek. Sanırım biz de çok sıkılmışız evde, dayımla yengem bizi de yanlarında götürmüşler. Bi eczanenin önünde durduk, dayım tembihledi bizi, "biz gelene kadar uslu uslu oturun.." vs vs. Oturduk,oturduk gelen giden yok. Çok zaman geçtiğini düşünüyoruz kuzenimle. Kuzenim dedi ki "artık meşaleyi halledelim." Sanırım meseleyi demek istemişti daha çok küçük düzgün konuşamıyor. Bu "meşaleyi halletmek" bana çok gizemli gelmişti ve korkmuştum. Meşaleyi halletmemiz gerektiğine göre çok tehlikeli bişeyler var diye düşündüm. Tamam hadi halledelim dedim. Dünyayı kurtarıyoruz sanki öyle bi havada açtık arabanın kapısını, taaam indik.. Dayımlara yakalandık.. ehe ehe yakalanmasak napıcaktık hep merak etmişimdir. Ve meşaleyi halledeceğimiz için hep doğru bişey yaptığımızı düşünmüştük. Sözlerini dinlemedik ama yani sonuçta meşale bu şakaya gelmez. ehe. Böyle bişey işte. Çocukken biz de çok salaktık.

12 Mayıs 2011 Perşembe

Dün üstüme yağan bütün yağmurların bugün burnumdan çıkması gerçekten hiç ama hiç eğlenceli değil.

11 Mayıs 2011 Çarşamba

10052011

Oturuyordum, geldiğini gördüm. Bakmaya çekindim. Ama gözlerini üstümde hissettim, ısrarla bendeydiler. Artık o cam yoktu aramızda, görebiliyordum, hissediyordum. Elimi uzatsam soğuk cam değil sen olacaksın parmaklarımın altında.
Kafamı kaldırdım, gülümsedin. El salladın bana. O an planlarım, düşüncelerim, duygularım, önceliklerim herşey değişti bi anda. Yine.

Hayatın akışını değiştiriyorsun. Bir saniye önce bambaşka bi yerde kendimce yaşayıp giderken, bir saniye sonra kalp çarpıntılarıyla nefes almaya çalışıyorum. Kurduğum o küçücük, zayıf bağları bir anda koparıp, herşeyimle sana ait oluveriyorum. Tüm dünyayı unutuyorum, bir sen kalıyorsun o anda. Gülümsüyorum istemsiz.
Hayatın akışını değiştiriyorsun. Bir anda herkesi, herşeyi dondurup bütün yollarımı sana çeviriyorsun. Sen böylesin işte, hep habersizce geliyorsun.
Bir şekilde her günüme girip kahraman oluyorsun.

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Mimoş 6


Bu sefer çok ihmal ettim biliyorum! Bu güzel mim için negzl'e teşekkür edip başlıyorum..
Mimin konusu:
Her seferinde izlemekten zevk aldığınız, vazgeçemediğiniz Yeşilçam yapıtı hangisidir? (çok duygulandığınız, ağladığınız ve güldüğünüz de olabilir)

Önce neden ihmal ettiğimi açıklıyım, türk filmi izlemeyi çok severim ama isimlerini hiç bilmem o yüzden bi türlü yazamadım. Bugün anneme sordum anne ya şu büyük aileli film neydi yaa falan öğrendim geldim ehehe




Bu filmi milyon kere izledim resmen her seferinde de aynı zevkle izliyorum. Genel olarak bu tarz bütün türk filmlerini seviyorum aslında Tarık Akanlı, Gülşen Bubikoğlulu, Hülya Koçyiğitli, Ayşecikli, Sezercikli.. Hepsini seviyomuşum galiba ehe.




Bu film de favorilerimdendir, bide bunun Neşeli hayat versiyonu var o da çok güzel ehe.
Mimlemeye çok üşendim herkesi mimliyorum o yüzden :)

5 Mayıs 2011 Perşembe

Meraba dünyalı dedim dur şu an dünyada değilim dedin. Mutlu oldum. Ben de çoğunlukla dünyada olmazdım zaten, aklım kalamazdı bu atmosferin sınırları içinde. Benim gibiydin sen de.
Hep merak ettiğim şeyi sordum, tahmin ettiğim doğru çıktı. Bak bu kadar iyi biliyorum seni.

İnsanlar biz ayrı dünyaların insanlarıyız derler ya, biz ayrı gezegenlerin insanlarıyız. Ama bu bi sorun değil.

3 Mayıs 2011 Salı

Anlatınca komik olmadı ama aslında çok komikti.

Aslında bişeyler yazıcaktım ama bu ara keyfim o kadar yerindeki -biliyosunuz:)- tadımı kaçırmak istemiyorum şimdilik.. Ben de yazmayı düşündüğüm başka bişeyden bahsedicem, siz de eğleniceksiniz! ehehe.
Bizim komşumuzun oğlu var E. şimdi 8-9 yaşlarında.. Apartmanın neşesi olur kendisi, her yaptığı olay olur, günlerce yerlere yata yata gülerim. Sizinle bi kaç macerasını paylaşıcam..

2 yıl önce, E'nin annesi hamile, E'yi heveslendirmek için kardeşin olucak çok güzel olucak falan deniyor sürekli. Sonra ultrason fotoğrafını görmüş. Hayret ve kızgınlık içinde;
- Kadııın kadııın! Kızım olcak diyosun uzaylı doğurcaksın bee! (bebeğin kafasının üstüne kaldırdığı ellerini göstererek) baak antenleri bile var!
demiş annesine.. ehehe kardeşinin ismi uzaylı kaldı bizim evde..

Babamın geçirdiği bi ameliyattan dolayı kocaman bi göbeği var. E. bir gün babama sordu,
-Senin göbeğin niye böyle?
+Karpuz yuttum o yüzden.
-Keşke kesip yeseymişsin.
Karpuz yutmuş olmasını bu kadar doğal karşılayıp sakinlikle yorum yapan E. bi kez daha bizi çok güldürdü..

Annemler E'lere misafirliğe gitmiş, E'nin annesi E'yi odasına göndermek istiyor büyüklerin konuşmalarına karışmasın diye.. E'nin tepkisi..
- Bi dakka, bi dakka... Sen beni bu evde istemiyosun galiba?
Bi olay bu kadar dramatize edilebilir dimi ehe ehe ama iyi oldu artık ben de hep diyorum anneme

Son olarak geçenlerde kermes yapılcakmış E'lerin okulunda. Herkes bişeyler yapıcak, öğretmenleri yapabilecekleri şeyleri yazmalarını istemiş ordan seçicekmiş. Annesi sayıyor poğaça, kurabiye, kek.. Halbuki E'nin çok farklı fikirleri var..
- Anne, solucan satsam olur mu?
+ Oğlum saçmalama solucanı kim alsın
- Hadi yaa solucan ve karınca yazalım çok satış yaparııım!
+....
- Solucan işine giricem ben.. (diye kendi kendiyle konuşuyor.. Bu arada kuru yemiş yiyo ve ağzına her atışının ardından nımnımnıım.. diyo. istisnasız her seferinde.)

Aklıma gelenler bunlar umarım anlatınca da komik olmuştur ehe.

2 Mayıs 2011 Pazartesi

02052011

 
Ne zormuş ben kimim demek. Ne zormuş kim olduğun gerçeğiyle yüzleşmek. Diyemedim. Soramadım işte. Hazır değilmişim henüz kim olduğumu öğrenmeye. Ama O'nun yanında olmak öyle garip ki düşünemiyorum zaten. Dünyanın en aptal sözleri çıkıyor ağzımdan, kendime engel olacak kadar bile düşünemiyorum. Yine de sırf O'na söylenmiş olduğu için çok anlamlı geliyor o sözler bana. Her gülümseyişini, bana bakan gözlerini bir perdenin ardından görüyorum sanki. Sesi boğuk boğuk geliyor kulağıma. Sanki.. Sanki, orada onunla konuşan bi kız var o benim ama ben değilim. Ben uzaktan izliyorum tüm olanları. Bir mucizeye tanık olurmuş gibi şaşkınlıkla.
Kız yürüyor ona doğru biraz heyecanlı, boğazını temizliyor, ağzı kurumuş bi anda. Yine "meraba" diyor hep olduğu gibi. Çoçuk şaşırıyor gülümseyerek "aa merabaa" diyor. Kız anlayamıyor içten miydi değil miydi, içten görünüyor çocuk gözüne ama kız inanmak istemiyor -ya yanıldıysam?
Saçma sapan konuşuyorlar, ikisi de sözlerini kaybetmiş gibi. Kız çocuğu güldürüyor, seviniyor. Sonra kız korkuyor arkadaşları gelir diye "neyse gidiyim ben artık" diyor çocuk da "peki, görüşürüz" diyor. -görüşürüz? sahiden görüşür müyüz?
"Görüşürüz" diyor en şirin gülümsemesiyle kız ve uzaklaşıyor. Yaptığının farkına ancak o an varıyor, O'nun yanında hiç bişey düşünmüyor ki.. Farkına vardığında ancak dönebiliyorum, bedenime. Boğuk seslerimizi onun yarım yamalak anılarıyla birleştiriyorum aceleyle, silinmesin diye ısrarla o anı düşünüyorum.
Saçma olmasına rağmen iyi idare ediyor kız, ben olsam heyecanlanırım elim ayağıma dolaşır. O gülümsemeler bakışlar atıyor, sesi kulağa güzel geliyor. Sakin, kontrollü, neşeli, sıcak.

Acaba.. Acaba sormaya korktuğum sorunun cevabı o kız mı? O'nun yanındaki kız ben miyim?

Öğreneceğim. Ama şimdi çok huzurluyum, bozmak istemiyorum. Doğru numaraların doğru sıralamasını biliyorum ama şifreyi girmiyorum. Sadece biliyor olmanın huzurunu yaşıyorum. Söylediğim sözlerin havadan sudan anlamsız olmasını önemsemiyorum, onun yanında olmanın sesini duymanın yüzünü yakından görmenin tadını çıkarıyorum.

Mimoş 5

2 gün içerisinde yazmak istediğim bir sürü şey birikti ilginç bi şekilde. Dünya mı daha hızlı dönmeye başladı yoksa ben mi koşuyorum? Bu ara sık sık yazı görebilirsiniz yani Mars civarlarında..
Mimimden başlıyım dedim ihmal ettim onu biraz.. Sevgili memento moriDanteMia'cım mimlemiş beni. Hepinize teşekkür ediyor ve konuya geçiyorum.
Mim Konusu: Blog açma hikayeniz?
Uzun süredir yazı yazıyorum, kara kaplı defterim bile var :) Ama çok yakın arkadaşlarım dışında kimse bilmiyordu. Bir kaç tanıdığımın bloglarına bakıp özenmiştim ama kalkışmamıştım nedense. Bu sene benim neyim eksik yazarım rahatlarım deyip açtım bi blog. İlk zamanlar zorlandım biraz yazı yazmakta sürekli bişeyler yazmak isteyip diyecek bişey bulamadım falan, zaten okuyucum da yoktu :) O süre içerisinde diğerleri napıyormuş neler yazıyomuş okumaya başladım cidden blog okumayı çok seviyorum sürekli takip ettiklerim dışında yeni bloglar bulup okumaya da çalışıyorum.. Kelimelerle oynamayı seviyorum cümle içlerinde uyaklar tekrarlar yapıyorum umarım okuyanlarında hoşuna gidiyodur sahte gelmiyodur çünkü çok içten yazıyorum. İşte benim hikayem bu:)

Bu sefer kimseyi mimlemicem neredeyse herkeste gördüm bu mimi yapmak isteyen olursa mimlendiğini kabul etsin yani yapmak isteyen herkesi mimliyoruumm..:)

1 Mayıs 2011 Pazar

where is my head?

evet bugün bütün gün ders çalışıcaktım, böyle reducingler,cleftingler, used to'lar havada uçuşcaktı falan. saat 3tü anaa çalışcaktım ben dedim. neyse biraz bilgisayara bakıyım da.. saat 6 oldu. ama daha biraz olmadı, biraz kişiden kişiye değişir sonuçta. çalışcam ya birazdan.. bu sefer gerçekten bak.
çok salağım şu an. sabah diş fırçama sabun sürdüm macun yerine. aklım o kadar başımda değil yani. sonra bi gariplik var lan böyle yapılmıyodu bu iş dedim. güldüm kendime. neyse olm iyi oldu sabunla yıkadım bi güzel fırçayı asfdaewjk
mutluyum, salağım ama birazda hayalkırıklığı var itiraf edemiyorum. ettim galiba. telefonunu aldım ama ne işime yarıcak bilmiyorum, mesaj atsam ne dicem, atmasam ne bok yemeye aldım.. napıyorum lan ben?-
o diil de çalışmıcam yani cidden fuck you çalışmak!
telefonumun rehberine girip girip numarasına bakmam nasıl bi amaçsızlık ben de bilmiyorum. onu tekrar gördüğümde nolucak düşünemeye bile cesaretim yok. dün bi yıllık cesaret şeysimin tamamını bitirdim. neysi denirdi ona ya-
o diil de canın cehenneme fucking grammer.

bide ben aşıkken sadece takıntılı, paranoyak, insafsız ve tatsız değilim aynı zamanda çok salağım.