26 Mart 2011 Cumartesi

25.03.2011

02:45
Yatağıma uzandım. Günlerdir uyumamışım gibi bi yorgunlukla. Ama aynı zamanda baş döndüren bi mutlulukla. Hala kafamın içindeydin, üstüme başıma sinmiştin sen.
Bateri sesleri yankılanıyordu hala kulağımda. Saatler geçmiş olmasına rağmen senin melodilerin içimde çalıyordu durmadan.
O 15-20 dakika gözümün önünden geçip duruyordu. Başa sarıp tekrar tekrar izliyordum Bizi. Her bir saniyesine taparak, her bir saniyesine minnet duyarak.
Elin elimde kalmıştı memnun oldum derken..
Tenin tenimde kalmıştı benimle vedalaşırken sen..
Sen benimle kalmıştın bi tek, tüm dünya yavaşça karanlığa karışırken.
Uyudum tonlarca ağırlıktaki mutlu yorgunluğumla.
Sonra sabah uyandım, bileğime baktım, evet gerçekti tüm hatırladıklarım hatta hatırlayamadıklarım bile.
Başa sardım...


21:00 suları..
Yürüyordum sana doğru.. Tam o an uyanacağım sandım yine, uyanmadım bu kez. "Merhaba" dedi dudaklarım sana. Farkında değildim sanırım ne yaptığımın. O kadar kendimde değildim ki o an, kalbim hızla çarpmayı unuttu, heyecanlanmayı unuttum. "Merhaba" dedin. Şoktaydım ben.. İsmimi söyledim, sen de söyledin elimi tuttun. Öyle kalalım istedim, bırakma elimi.
Konuşuyorduk... Söylediklerini duyamayacağımı sanıyordum her zamanki gibi. Ama duyuyordum, cevap veriyordum. Neler konuştuğumuzu biliyordum bu kez. Çevremizde başkaları vardı ama hiç rahatsız etmiyorlardı bizi. Susmak istemiyordum hiç, sanırım sen de.
Bir soluk ötemde duruyordun.. Birileri geçerken yanımızdan birbirimize dokunmak zorunda kalıyorduk. Gerçek olduğundan ancak o anlarda emin oluyordum. Sadece fazla gerçekçi bi rüya olmasından çok korktum. Değildin.Başarılar dedim teşekkür ettin.

22:30 suları..
Sona eriyordu mükemmeliyet. Ama yorulmuştum zaten, alışkın değildim böylesi mutluluklara. Yanına geldim son kez. Beğendin mi dedin bana gülümseyerek. Çok beğendim dedim. Sonra ben gitmeliyim dedim. Geç bile kalmıştım öylesine umursamazdım ki aslında o an. Arkadaşlarım sürüklemese hep seninle kalırdım. Vedalaştık sen ve ben, biz. Yüzün yüzüme dokundu.

Crush, ben çok mutluyum. Ben uçuyorum. Aptalca ama o zaman heyecanlanamıcak kadar sarhoş oluşuma pişman oldum biraz. Şimdi hatırlarken heyecanlanıyorum.. Yazarken ellerim titriyor hatta. En güzeli de sözlerimiz hayal edilemeyecek kadar normaldi ve o kadar gerçekti.

Aklıma bu şarkı geldi.
Waking up, i see that everything is ok,
The first time in my life, and it feels so great..
Slowing down look around, i'm so amazed.
I think about the little things make life great.

şubapbapbapşubapbapbapbapbapşubalap

ben çok mutluyum ya la.
öyle böyle değil yani çok acayip mutluyum.
birazzzdan ciddiyetle yazıcam daa duyguya girene kadar böyle. mutluluk sarhoşu falan sdlkfjdsklhdfg
28 dişim ortada sırıtıyorum. (20lik dişlerim falan çıkmadı olm daha.)
ayy nazar değmesin maşallah diyin nolaaaeerr.

ha bide dün kırmızı bişey içtim o neydi lan? biliyosanız bi söyleyin shot bardağında kırmızı tadı biraz şurup gibi. (şu acı olanlardan.)
hadi öptüm hepinizi muuaah sdklshjfdfjkh

25 Mart 2011 Cuma

Memories of An Old Friend

İnsanın her şeyini anlatabileceği, en güzel ve en kötü zamanlarında yanında olacağını bildiği, attığı her adımı destekleyen birine sahip olması çok güzel bişey. Eğer öyle bi arkadaşınız olduysa hemen anlarsınız zaten nasıl bi his olduğunu. Koşulsuz,şartsız nasıl sevildiğini bilirsiniz, tereddütsüz nasıl güvenildiğini.
Göz göre göre o arkadaşınızı kaybetmekse o kadar kötü o kadar berbat bişey ki. Aslında anlatıp keyfinizi kaçırmak istemiyorum ama anlatmak zorundayım. Ben kaybediyorum.
Gün geçtikçe onu tanımakta daha çok zorlanıyorum. İçimden bir parça eksiliyor sanki. Yeri dolmuyor.
İlk zamanlar bi iki trip atmaya çalıştım, beceremedim. İnsan kendinden bi parçaya küs kalamaz değil mi? Onu özlediğimi benden uzaklaştığını söyledim sonra.. Bahaneler saydı ("şu oldu bu oldu sonra şu oldu bi türlü mesaj atamadım bebeğim") affettim.. ("önemli değil bebeğim ama böyle açma arayı özlüyorum..")
Gel zaman git zaman alıştım bu duruma. Haftada bir bilemedin 2 kez konuşmaya başladık. Eskisi gibi değil tabi artık konuşmalarımız içten değiliz belki de ikimizde. Ama yine de her seferinde kırılıp 3-5 mesaj sonra affetmekten ona hak vermekten bıkmadım.
Haklı falan değildi. Çünkü biz arkadaştık, dosttuk. Bana attığı bir mesajı okuyup hüngür hüngür ağlamıştım bi kere böyle bi arkadaşım olduğu için çok şanslıyım diyordum hıçkırıklarımın arasında, o da ağlayarak yazmış benim gibi bi arkadaşa sahip olduğu için çok şanslı olduğunu. Biz böyle dostlardık, böyle bağlıydık birbirimize.. Yaşadığımız en ufak olayları bile paylaşmamız mecburiyetten değildi, birlikte olduğumuzu hissetmek içindi, birbirimize destek olmak içindi. Şimdi bir görevi yerine getirir gibi mesaj atıyor bana. Onu öyle iyi tanıyordum ki artık o olmadığını, çok değiştiğini bi smslik harf yığınından bile hissedebiliyorum. Eskiden her bi harf çok şey ifade ederken şimdi bomboş o mesajlar.
Ben en yakın arkadaşımı kaybediyorum. Ve buna sebep olan şeyi biliyorum. Onu değiştiren birbirimizin yıllığına yazdığımız o sözleri anlamsız kılan, ona bi mikrop gibi bulaşıp içine yayılan şeyi biliyorum. Durduramıyorum. Konuşmayı deneyemem bile. Mutlu olduğunu sanıyor çünkü. İlk kez doğru yaptığını sanıyor. En büyük hatası bu halbuki. Hayatını mahvediyor.
Ve ben sadece yalandan "sevindim canım.." diyorum tıpkı onun bana dediği gibi.
Benim hayatımı da mahvediyor. Çünkü ben onu hala seviyorum. Hala eksikliğini hissediyorum. Hala birbirimize verdiğimiz tüm o sözleri tutacağımıza (tutacağına) aptal gibi inanıyorum çünkü.
İnanın sevgilinizden ayrılmaktan bin kat zor en sevdiğiniz arkadaştan ayrılmak.
Aylardır görmezden geldim, umursamıyomuş gibi yaptım, bahanelerine kendimi inandırdım ama onun için artık ben kardeş değilim, dost değilim. Kabul etmeliyim onu kaybettim.

18 Mart 2011 Cuma

Başrol olduğu oyunda repliği olmayan adam.

Özellikler vermiyorum sana, maskeler takıp kostümler giydirmiyorum. Bu kez büyük sözler etmiyorum öyle. Hayallerimde hareket ediyorsun yalnızca.
Yürüyorsun.. Nereye bilmiyorum, yönlendirmiyorum seni.
Konuşuyorsun.. Ama replikler yazmıyorum kendimce, duymuyorum sözlerini.
Sen hayalim değilsin, hayalimdeki kişisin çünkü. Gerçek dünyada var olan gerçek seni hayalime koyuyorum yalnızca. Hayalimde yaşamıyorsun, hayalim sende yaşıyor yani. İllüzyonlar yaratmıyorum beynimde, bu kez evcilik oynamayacağım.
Hayallerimde nefes alıyorsun yalnızca.
Kızıyorsun bazen bana.. Ama neden olduğunu asla bilmiyorum.
Bazen de ben kızıyorum sana.. Ama senin tepkini düşünmüyorum.
Rüya tam orada bitiyor sanki hep. Tam elimi tutacakken uyanıyorum. Tam dudakların bana değicekken gözlerimi açıyorum. Tam kim olduğunu öğrenicekken sabah oluyor her defasında.
Ama tekrar tekrar denemeye devam ediyorum ben. Çünkü davranışlarını hayal etmeye başlarsam, seni sen olmaktan çıkarır oyuncak hayaletlerimden biri yaparım. Ama sen farklısın. Sıfatlar bile koymuyorum isminin önüne, nitelemiyorum seni. Bilemiyorum ki kimsin sen.
Yani bu kez yaşanmamış hikayeleri yazmaya çalışmıyorum, kağıtları kalemleri hazırlıyorum yalnızca, temize çekiyorum kirlenmiş hayallerimi. Yaşanmasını bekliyorum biraz sabır biraz da ısrarla.
Hayallerimde sen varsın yalnızca.
Bana doğru geliyorsun.
Bir an sonrasını göremiyorum, siyah bir perde.
Bazen de ben sana doğru geliyorum, cesaretle.
En heyecanlı yerinde biten bir dizi gibi tam önüne geldiğimde kalıyorum öylece..

17 Mart 2011 Perşembe

19!

Dün benim doğumgünümdü.. Yani saat 12yi geçtiği için dün, aslında bugün. Neyse anladınız ne demek istediğimi. 19 yaşıma girdim bugün. Dünyaya geleli 19 yıl oldu.. Büyüdüm ama eskimedim, yıpranmadım yaşanan herşeye rağmen..
Bugün sarhoş oldum doğumgünüm şerefine. Güldüm, saçmaladım, konuşup durdum bütün gece. Sonra düşündüm biraz bulanık, kopuk düşüncelerim ve dönen başımla. Bu senem içtiğim tekila gibi geçti, biraz acı biraz yakıcı. Ama damağımda bıraktığı tat öyle güzel ki. Yutkunmak kadar hızlı geçti, koskoca bir sınavı, kendimce büyüttüğüm bir kaç aşkı boğazıma düğümledi, yutkundum geçti.
O yüzden bugün tüm o yaşananlar şerefine içtim. Tekrar tekrar içtim tüm acıları mutlulukları. Acıları anlattım, mutlulukları güldüm ve tamamladım bu yılı. Herşeyini kabullenerek. Tüm hatalarımı, hayalkırıklıklarımı, belkilerimi, keşkelerimi, gözyaşlarımı.
Ve gördüm ki dünyanın en tatlı arkadaşlarına sahibim. Ve hepsini tek tek sevebilicek kadar büyük bi kalbe de sahibim. Öyleyse korkucak ne var ki?
Şimdi hazırım yaşamaya. Daha heyecanlısını, daha büyüğünü, daha güzelini, belki daha acısını.
O zaman iyi ki doğdum!

9 Mart 2011 Çarşamba

Kar

Hava inanılmaz derecede soğuk şu an. Her taraf bembeyaz, hala da yağıyor. Montuma yüzüme beyaz tüy taneleri konuyor. Etrafıma bakıyorum, sadece sonsuz beyaz. Kimse yok. Üşüyorum, parmaklarım telefonun ekranına dokunuyor ama ben hissetmiyorum, uyuştular. Ama öyle güzel ki burada olmak.
Bacaklarım yanıyor artık üşümekten, devam ediyorum yürümeye. Yürüyorum yürüyorum.. Acıtıyor ama hiç bitmesin istiyorum. Hiç böyle güzellik görmedim çünkü, kirlenicek diye korkuyorum. Evet, kar hep vardı hep yağardı ama benim hiç zamanım yoktu etrafıma bakıcak şimdiye kadar. Düşünecek, güzellikleri fark edecek, nefes alıcak vaktim olmadı, herşey koşuşturmaydı. O yüzden şimdi soğuğa rağmen tadını çıkarıyorum. Burası çok ama çok güzel.
Siyah kapşonumun içinden bembeyaz bi dünyaya bakıyorum. Gözümün önünde kırmızılıklar uçuşuyor. Saçlarım. Umursamıyorum. Islak ve darmadağınlar, uçuşuyorlar. Özgürler. Berbat olması önemli değil bu güzel yerde çirkin gözükmeyeceğimi biliyorum. Uyuşmuş parmaklarımla kucaklıyorum tüm beyazlığı. Ben de özgürüm. Kendi kendime mııldanıyorum, o duyacakmış gibi;


"Kar taneleri çarpıyor yüzüme, dudaklarıma. Onlar sensin, küçük dokunuşlar bırakıyorsun bana. Bir kar tanesisin konan dilimin ucuna. Bir kar tanesisin eriyen ağzımda."

Ne yazık ki fotoğraf çekemedim ama tam olarak buna benziyordu okul.

Tanrım Mim'lendim! 2

Biricik Mia'mızdan mim gelmiş yine hemeen cevaplıyoruum!

Hayalinizdeki meslek nedir?

Şarkıcı olmak (dalga geçmeyiin! gülenleri görüyoruum.. >_>)
Ama cidden şarkı söylemeyi çok seviyorum az buçuk da beceriyorum yani ne var bi grubum olsa çalıp söyleseek!

Kışın sürmeyi en sevdiğiniz parfüm?
Yaz kış diye ayırmıyorum o günkü ruh halime bağlı. Mesela bi parfümüm lise dönemini hatırlatıyor bana nostalji olsun diye onu sürerim, biri yazı hatırlatır onu sürerim vb..

Çay mı, kahve mi? Kaç şekerli/Sütlü, sütsüz?
Kahve! Aslında sütsüz de sütlü de sevmiyorum krema ya da süt tozu ya da en kolayı 3ü 1 aradaları tercih ederim. Kahve en sevdiğim şeydir hatta ama fazla içmiyorum zaten zor uykuya dalan bi insanım fazla kahve tüketince sinir bozucu oluyo..

En önemli makyaj hileniz?
Tam yok dicektim ki aklıma geldi, kirpik diplerime kalem çekiyorum gözlerimi ve kirpiklerimi daha belirgin hale getiriyo ama çok ince olduğu için pek belli olmuyo yani doğal duruyo (aramızda kalsın ehehe..)

Tam şu anda kucağınıza bir cin düşseydi ve 3 dilek hakkınız olduğunu söyleseydi, ne olurdu?
Tam bir hopeless ro
mantic olarak öncelikle size anlattığım Crush'la tanışmayı dilerdim, sonraa saçlarımın istediğim an istediğim gibi olmasını sağlayacak bişey dilerdim bi gün uzun bi gün kısa bi gün kırmızı bi gün mavi falan güzel olmaz mıydı? 
Son olarak da ailemin hep mutlu ve sağlıklı olmasını dilerdim.

Kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği ve tatlı. Bu öğünlerden ömrünüz boyunca yalnızca bir tanesini seçmek zorunda kalsanız, hangisi olurdu?
Özellikle çikolata ve çikolatalı şeylere hayır diyemeyen biri olarak tatlıyı seçerdim sonra dünyanın en şişman kadını olarak guinness rekorlar kitabına girerdim, sonra da ölürdüm. Yani iyi ki kimse böyle bi seçim yapmamı gerçekten istemedi!

Eğer Hello Kitty olsaydınız, kurdelanız ne renk olurdu?
Gökkuşağı gibi olurdu. Böylece renk seçmem gerekmez

Eğer ömrünüz boyunca yalnızca bir tane takı takma seçeneğiniz olsaydı bu ne olurdu?
Kolye olurdu ama o zaman çok anlamlı ve güzel bi kolye bulurdum kendime

Sahip olmak istediğiniz bir yetenek?
Görünmez olmak! Çevremdeki insanların nasıl hayatları olduğunu hep merak ederim en azından bi günü görünmez olarak onların yanında geçirmek isterdim. Ayrıca bunun üstünden romantizmin dibine vurabilirdim ama neyse kendime saklıyorum hayallerimi ehe

Bitince almaya devam edeceğiniz bir kozmetik ürünü?
Oje sayılır mı? Sayılmazsa makyaj temizleme losyonu yani en gereklisi o bence

Eğer geleceği görme şansınız olsaydı, görmek ister miydiniz? Evetse tam olarak neyi görmek isterdiniz?
İsterdiim eğer evleniceksem kocamı evlenmiceksem de benim için en çok şey ifade edicek olan adamı görmek isterdim ki onunla tanıştığımda ona göre davranıyım

Gizli ünlü aşkınız kim? (Fotoğraf koyun!)
Jensen Ackles! Evet çok klişe ama adam yakışıklı napabilirim

Şu an utandım.











Neden Blog tutmaya başladınız?
Canım çok sıkılıyodu ve içimde kalanları paylaşıcak bişeye ihtiyacım vardı, arkadaşlar her zaman dinlemez sizi. Yani yazıp rahatlıyorum bazen eğleniyorum bi de başkalarının bloglarına maydonoz oluyorum öyle iştee
Mimlediklerim:
SummerSmiler , Helin

7 Mart 2011 Pazartesi


"Ölüm kokarmış bazı aşklar.."
Benimkiler hayat kokardı. Yaşardı benim aşklarım, kan olur kalbimde çarpar, kan olur damarlarıma akardı. Hayat kokardı. Neden ölümü taşıdı hep beraberinde? Benim aşklarım ölüm getirdi her seferinde. Ama zaten bitmez miydi başlayan her şey? Her doğum aslında ölüm habercisi değil miydi? Her hayat görmezden geldiğimiz bi kuytusunda saklar ölümü. Bakmaya çekiniriz işte o kuytuya, göz bebeklerimizde büyüyen korkuyla sırtımızı döneriz. Korkmayışım ondan, tekrar tekrar denemekten. Herkes ölür, her şey biter. Başkaları doğar, başka şeyler başlar.

Benim aşkım hayat kokuyor. El değmemiş bir bahar günü kadar hayat. Göğsüne kafamı yaslasam duyacağım kalp atışların kadar hayat. Çekinme, açıkça söyle yine mi öleceğim? Bir kez daha mı başa sarıcam her şeyi, bebek adımlarıyla kalkıcam ayağa? Yine mi içimden kopucak bazı parçalarım, bişeyler kaybolucak asla yerini dolduramayacağım. Anlat bana aşkım, beni öldürürken sen hangi yöntemi kullanacaksın? Ellerini boynuma dolarsın belki, nefessiz bırakırsın beni. Olsun, parmak izlerin kalır tenimde.. Keskin bişeyler saplarsın belki göğsüme. Olsun, bıçağın mühür olur bedenime.. Zehirlersin belki beni, alkol gibi yavaşça yayılır içimde uyuşturursun acıları. Bak, hiç korkmuyorum ben seni sevmekten.

Bu aşk hayat kokuyor çünkü. Yaşamaya değer. Yaşamaya değersin. Yaşamaya değeriz biz Crush. 



"Ve hayat kokarmış bazı aşklar. Sonunda ölüm getirse de yaşamaya değermiş. Hayat kokan her bir aşk yaşanacak yeni bir yaşam gibiymiş.."


5 Mart 2011 Cumartesi

01.03.2009

02:24
Donmuş bir kalp atar mı sence yeniden?
Benimki atıyor.. Hem de heyecanla, nefesimi kesecek kadar hızla. Hiç durmamış gibi. O donuk halini hatırlamasam inanıcam buna.
Donmuş bir hayat akar mı kaldığı yerden? Benimki akıyor.. Hem de dolu dizgin. Günler öyle çabuk geçiyor ki şaşırıyorum. Sanki hiç ölmemişim gibi. O boşlukta geçen zamanları hatırlamasam hiç ölmemiştim diyeceğim, içimdeki o boşluk hiç olmamıştı sanki.. Şu kendimi parça parça yapıp içine attığım yine de dolduramadığım boşluk. Ölümcül yaramı kazıyıp attığımda geriye kalan şey.
Bir bütün eder miydi kalanlar senden?
Edermiş.. Bir gün bu kadar sağlam olabileceğimi hiç düşünmemiştim. Senden sonra bir gün, kalbim hiç kırılmamış gibi.. Hayalini bile kuramadığım bişey gerçek oldu.
Gördüğüm en güzel rüyadan daha güzel bi rüya görüyordum sanki.. Ve geri dönülmez bir biçimde "ona" aşık oldum.


Şimdi, "sen"in kelimelerinle konuşmak istiyorum. Senin gözlerinle görmek, senin kulaklarınla duymak, senin ellerinle dokunmak istiyorum hayata.. Senin soluklarınla nefes almak istiyorum, senin kalp atışlarınla yaşamak istiyorum.
Bu nasıl mümkün olabildi bilmiyorum. Bi saniyede olup bitti ve ben bir seyirci gibi sana aşık oluşumu izledim. Kendimi yeni bir uçuruma attım belki.Umrumda değil
Şimdi, senin gülüşlerinde gülmek istiyorum, ağlayışlarında bir gözyaşı damlası, gitarından çıkan bi aşk şarkısı, kalbinden kopan yitik bi aşkın kahramanı olmak istiyorum. 
Biliyorum gördüğüm en güzel rüyadan daha güzelini görmek istemek demek bu söylediklerim. Evet, öyleyse en güzel rüyamı görmek istiyorum. Hiç uyanmamacasına.


P.S: Tarihinden de anlıcağınız üzere bu eski bi yazım SummerSmiler'ın ısrarı üzerine eklenmiştir :)




4 Mart 2011 Cuma

Life is tough!

Fark ettim ki bi haftadır yazı yazmıyorum hemeen yazıyım dedim! Birazdan bi kaç kayıt daha giricem ama önce bugünden bahsetmek istiyorum.

Ufak bi planım vardı (çok gizemliyim planı açıklamıyorum ehehe) Okula 10dk kadar erken gitmem gerekiyodu bu planı gerçekleştirmem için.. Ama aksilikler peşimi bırakmadı! Yani bu kadarı olmaz dersiniz o derece!
Sabah her zamanki saatte kalktım,giyindim,kahvaltı yaptım,saçlarımı düzleştirdim. Kahkülüm şekil almamakta ısrarlıydı türk filmlerindekilere benzedim!
Süslendim püslendim derkeen saate bi baktım binmem gereken otobüs 25 dakika önce gitmiş!
Babama beni metroya bırakmasını söyledim, bıraktı. Tam merdivenlerden indim hoooopp metro gitti!
Bi sonraki metro normalden geç geldi! Ama hala umudum var diyorum artık koşarım falan yetişirim bi şekilde.. Ama kader ağlarını örmüş bi kere şanssızlık bırakmıyo peşimi!
Metro bozuldu! İnanabiliyo musunuz?! Yıllardır kullandığım şimdiye kadar hiç böyle bişeye tanık olmadığım metronun bugün bozulcağı tuttu! Yaklaşık 15 dakikalık bekleyişten sonra nihayet çalıştı ve Kızılaya geldim.
Çilem bitti sanıyosanız yanılıyosunuz! Dolmuş duraklarına gittim ve tam o anda dolmuş hareket etti! Yani onu da kaçırdım!

Sonuç olarak 10 dk erken gitmeyi planladığım okula 20 dk geç kaldım. Çok mu şey istemiştim hayattan? Böyle günlerde sürekli iç çekip "Life is tough.." diyorum. Şanssızlık o günü sizinle geçirmeye karar vermişse hayat gerçekten çok zor! =/

P.S: İçimdeki "kader kısmet"çi bu durumu daha farklı yorumluyo onun da yorumunu paylaşmak istedim. Diyor ki kaderim buymuş, demek ki bugün planın uygulanmaması gerekiyomuş, bütün evren o yüzden bana karşı birlik olmuş.