24 Şubat 2011 Perşembe

Tanrım Mim'lendim!

Evet, bugün bloguma girdim, bi baktım Mia beni mimlemiş :) İlk olduğu için elim ayağıma dolaştı şu an, heyecanlıyım! :)
O zaman buyrun bunlar da benim cevaplarım:
Gün içerisinde gerçekleşirse şok olacağın şey?
Kurduğum hayaller gerçekleşirse kesinlikle şok olurum, bazen çok uçuyorum -tamam bazen değil çoğunlukla (evet bu çoğunluk her zaman'a yakın)-
Beklenmedik bi kayıp yaşarsam, bu ayrılık,küsme veya ölüm olabilir, ve beklenmedik bişey kazanırsam (bi arkadaş, bi sevgili, bi ödül, bi mim! gibi :))

Gördüğün zaman eğer almazsan uyuyamam dediğin şey?
Uzun zamandır beklediğim bi kitap olabilir aklıma başka bişey gelmiyo :)

Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey?
Pringles! Hiç ama hiç dayanamıyorum iyi ki sadece marketlerde satılıyo ve ben oralara pek uğramıyorum yoksa 100 kilo olurum!
Ayrıca Burger King de çok caydırıcı olabiliyo.

Kendine en çok yakıştırdığın renk?
Beyaz. Ama o kadar az beyaz kıyafetim var ki, beyaz giymek zahmetli bi iş!
O yüzden siyah ve kırmızıyı da eklemek istiyorum

En sevdiğin takın?
Ucu minik bi kaset olan kolyem ve deri bilekliğim.

Takıntın?
Geçen yıla kadar saçlarım diyebilirdim çünkü kendi kuaförüm dışında kimseye elletmediğim belime kadar uzun saçlarım vardı, yani kendimi bildim bileli bu böyleydi. Küçükken yaşadığım ufak çapta travmatik bi olaydan dolayı. Kısaca anlatıyım hatta ben 2 yaşımdayken babannem saçımı 3 numara mı ne kestirtmiş, uzun süre 
şapkayla falan gezmişim, aynanın karşısına geçip ağlarmışım hep kel başıım diye! Ondan sonra saç takıntım oldu işte.. Neyse geçen yıl sınav stresinin de etkisiyle gittim küt kestirdim, sanırım artık takıntım kalmadı yani azaldı diyeyim. 


Ben bu şarkıyı duyunca şakırım!?
Paolo Nutini- Jenny Dont Be Hasty
Tesadüfen dinleyip çok sevdiğim şarkıdır kendisi. Sevdiğim başka şarkılar da var ama bu neşeli bi şarkı olduğu için söyledim.

Solunda ne var?
Geçen yıl bi katalogtan kestiğim, aşık olduğum, benim oğlum böyle olsun! dediğim şirin çocuğun resmi var.

SummerSmiler mimlendin! Yap bakalım :)

P.S: Mia teşekkür ederim hem mim hem de ödülüm için! :) ben de ödüllerimi dağıtıcam en kısa zamandaa!


There is something between us.

Aramızda bişey vardı. İlk andan beri. Aynı yoldaydık biz hep.
Fark etmedim. Fark etmedin. Fark etmedik.
Fark ettim. Fark etmedin. Fark edemedik.

Aramızda bi cam vardı. Senin üzerinde yakalanmaktan korkan gözlerim korkmadı. Sana baktı, baktı. Aramızda bi cam vardı, incitemezdi hiç bişey beni, güvendeydim. Gözlerim sende kaldı. Mutluydular orda, bıraktım ben de. Aramızda bi cam vardı. Benden kaçan gözlerin kaçmadı. Bana baktı,baktı. Gülümsedin hatta, üstümde kaldı. Mutluydu orda, silkeleyip atmadım ben de.

Aramızda bi cam vardı. Elimi dayamak istedim o cama. Belki elini elimin üstüne koyardın, gülümserdim. Avuçlarımızın sıcaklığını hissederdik o camda. Ellerim küçüktü, avcunda kaybolurdu mutlulukla. Parmak uçlarım titrerdi heyecandan, gülümserdin. Sonra çekerdik yavaşça, biraz buruk belki. Ellerimizin izi kalırdı camda, sonsuza dek öylece durucakmış gibi, gülümserdik.

Aramızda bi cam vardı. Elime geçen herşeyi fırlatmak istedim. Gözlerimizin önünde kırılsın, paramparça olsun. Bizi engelleyen oydu sanki, o cam olmasa herşey mükemmel olucaktı.

Aramızda bi cam vardı. Sen o camın bir tarafındaki soluk yabancı olarak kaldın. Ben camın öbür tarafında geçip giden kız olarak kaldım. Ellerim tahtayı hissettiği an fark ettim kapıya gelmiştim, sen orda kalıcaktın ben gidicektim. Çünkü korktum elimi cama dayamaktan, korktum cama minicik bir çakıl taşı fırlatmaktan bile. Yada daha basiti bi kaç adım geri gidip dışarı çıkmaktan yanına gelmekten korktum.
Bizi tutan o cam değildi çünkü, içimizdeki camdı. Aramızdaki bişeyi birbirimizden uzak tutan camımız.

Yapamadım kapıyı ittirdim, gittim..

***

Kız yürüyordu, camın iç tarafında. Dışarıdaki çocuğu gördü.
Fark etti. O da fark etti. Fark ettiler.
Kız elini cebine soktu bi kağıt parçasıyla birlikte çıkardı. Çocuk anlamaya çalışıyordu, baktı baktı.. Kız kağıdı cama yapıştırdı, bi gülümsemeyle. Çocuk okumaya çalışıyordu, baktı baktı.. Okudu sonunda kıza baktı, kız gitmişti, yoktu.
Çocuk kızı arar mıydı yoksa omuz silkip bilmem kaçıncı sigarasını mı yakardı?

Damar bi şarkı o zaman Tık!

19 Şubat 2011 Cumartesi

Eyes On You

 Yine yazmaya başladım. Elime her kalem geçtiğinde, hatta aklıma her geldiğinde bi iki satır karalıyorum bi köşeye. Bunun ne anlama geldiğini biliyorum artık, tanıyorum kendimi.
***
Hava çok güzel. Öylece durup nefes almak istiyorum burda, kirlerimden yenilgilerimden arınmak. Güneş nazikçe okşuyor tenimi. Rüzgar yüzüme üflüyor tazeliğini. Sadece oturup düşünmek istiyorum burda.Yeni umutları, yeni güzel günleri, yeni mutlulukları ve heyecanları.. Yeni bi aşka soyunuyorum yavaş yavaş. Bu neredeyse el değmemiş gibi duran yerde. Sonsuz umuduyla. Yazıyorum..
***
Seni tanıyormuşum gibi geliyor. Sanki her zaman biliyordum gibi. Nasıl böyle tanıdık görünüyorsun? Aynı zamanda çok yabancı olduğunu düşünürken. Seni tanımak zorundayım Crush, eğer gerçekten hissettiğim kadar o'ysan.

Seni ben olabilmek için bulmalıyım. Anlat bana ben nasıl doğdum? Siyahın hangi tonuydum? Bir şarkının başı mıydım, sonu muydum? Belki sessizlikte bi saatin tik-tak edişi kalp atışlarım oldu, öyle hayat buldum. Bilmeliyim Crush, ben kimim?

Belki henüz fark etmedin içindeki varlığımı. Ben seni buldum sana anlatacağım hikayelerimi yazıyorum. Sen ne zaman beni bulacaksın, bulduysan ne zaman şu filmlerde izlerken yüzümüzde salak bi sırıtış oluşturan tanışmalardan biri gerçekleşicek?
(Daha değil, daha değil, daha değil..)

Sanırım hazır olmamız bekleniyor. Tüm o içi boşaltılmış insanların arasında birbirimizi bulmamız için. Biraz hata yapmamız, düşmemiz gerekiyor. Ben yine de sana ulaşmaya çalışıyorum sürekli. Gözlerinin içine bakıyorum anlatmaya çalışıyorum.. Ben burdayım, ben burdayım, ben burdayım..

Farkındasın belki ama benim senin farkında olduğumdan farklı bi şekilde. Belki lanetinim ben senin. Her sevgilinde arayıp, hiç birinde bulamadığın. Diğer tüm dokunuşlar yabancı geliyor belki, hiç dokunmamış olsam da bir benim ellerim tanıdık. Bi türlü mutlu olamıyorsun. Kızıyorsun bana.
Sen benim mucizemsin. Her günü senin sayende yaşar oldum. Yarım ama umutlu. Kırık ama cesur. Aşık. 

Hello? Can you hear me? I've got something to tell you.
şarkı için buraya tık!

14 Şubat 2011 Pazartesi

14.02SevgilisizlerDepresyonGünü

Bugün çok mutsuz, depresif, ağlamaklıyım ben. 

O diil de eve gelirken mendilci teyze "bugün sevgililer günü, bi mendil al" dedi. Ne yani sevgilin yok, git eve otur ağla mı diyosun al bu da mendilin mi diyosun ki yani ne demek istiyosun teyze yaa niye üstüme geliyosun?! Sevgilisi olmayan tek insan ben miyim bugün, niye bana yükleniyosun böyle teyze! Neee?! Alıngan mıyım, ne alakası var ya hiç de bile. Kıskanıyorum sanki hıh..
Tüm o çiftleri mi kıskanıcam? El ele,göz göze, mutlu mesut, sarmaş dolaş, yiyişen sevişen, vıcık vıcık, gıcık mıcık,  lanetyağsınsize.. asfkdsjhlsdk öhöm öhöm.. Ne diyoduk? 
Şaka şaka bu da benden size bi hediye olsun hadi:


Bide kıskanç diyosunuz, bu iyiliğimi de unutmayın bakın ne kadar sevecenim size karşı.
Şaka bi yana, benim hiç bi ilişkim sevgililer gününe denk gelmedi. Doğumgünüme de denk gelmedi. Şanssızım. Ama bununla yaşayabiliyorum, dont worry! :D Ona üzülmedim yani başka sebeplerden dolayı ve kesinlikle romantik duygusal sebepler değil bunlar. Alışamama problemim var önemli bişey değil zaten..

Bide koca bi paket çikolata kapıp odama gelen hüpürdetilesi bi kardeşim var ki bi sevgililer günü daha yalnızım diye depresyona giresim gelmiyor :)

12 Şubat 2011 Cumartesi

Little Spy

Yeni maceramla karşınızdayım! ehe ehe..

Bi ara bi çocuğu beğenmiştim, bizim okuldan. Dolmuşta karşılaşıyoduk. Para üstü verirken birbirimize bakıp gülümsemiştik. Ellerimiz dokunmuştu birbirine. Sonra unuttum tabi.. Fbta bi arkadaşın resminde görene kadar. İlginç bi tip bu çocukla tanışmalıyım diye düşündüm ama facei falan yoktu ve sadece adını biliyodum.
Bugün sınıf listelerine bakarken aklıma geldi (Tamam, hep aklımdaydı! :D) Üşenmedim, binlerce kişilik listeden o isimden olanları taradım. Tanrıya şükürler olsun ismi çok bulunan bi isim değil. 4 kişi buldum, hemeen fbtan araştırmaya başladım.. 3 tanesini eledim geriye kalan birini bulamadım. Yani tabi ki oydu. Crush diyim ben ona :)
Adam cool öyle fb falan takılmıyo yanii ehe..
Bu Marslı kız iyice merak etti tabi öyle olunca, google'a yazıyım adını lan belki çıkar bişey! dedim, yazdım. Baktım baterist bilmemne bişeyler yazıyo.. Hooopp bi flashback yaptım orda. (DaaaNnn! Çoçuk.. DaaNnnn! Eli.. DaaaNnn! bagetler! safdasfsfd)
Buldum seni çocuk!
Sonra bide ne göreyim, benim ilk dönemki hocamın sınıfında.. Şanslı velet. (kıskandım biraz..)
Böyle kendimi ajan gibi hissettim, çok gizli bilgiler ele geçirmişçesine mutlu oldum.
Neyse işte ama artık ders saatlerimiz uymuyo, dolmuşta bakışmalar yalan olcak. Napsam, nasıl tanışsam yaa.. sadfsafgfds

Ben böyle biraz garip bi kızım, adı üstünde Marslıyız:) Hiç tanımadığım adamlara aşık olup peşlerine düşüyorum hep. Pek pişman olmadım şimdiye kadar "garip adam"larımdan. Crush da öyle garip biri, o yüzden sevdim sanırım.. Kafamda Crushlı ilginç hikayeler dönmeye başladı bile, belki paylaşırım sizinle de:)

Not: Bugün çok içmişim başım ağrıyo, bana iyi davranın! :)

6 Şubat 2011 Pazar

Bugün bu senemi düşündüm. Yani sınavdan sonrasını. En güzel yaz bu yaz olucaktı, öyle planlamıştım. Gezip tozucaktım, eğlencektim sınav baskısı olmadan. O zor zamanlarda beni ayakta tutan çocuğa, sevdiğime kavuşcaktım...
Toz pembe hayaller, çok şirin.
Bu yaz
Hayatımın en kötü yazını geçirdim. Ailemle çok fazla tartıştım bu yaz. Özellikle babamla, öyle ufak atışmalar değil. Evden gitmeyi düşündürcek tartışmalar.Üçüncüden sonra konuşmayı bıraktım tamamen nasılsa dinlemiyordu. Sadece bağırır o, anlamlı anlamsız, gerekli gereksiz,saçma sapan. Kabullenmeyi bilmez. Bütün yaz babamla konuştuğumuz kelime sayısı sayılacak kadar azdı yani.
Sonra o sevdiğim çocuk bütün yaz daha zamanı gelmedi diye oyalarken beni bilmem kaç kızla çıktı, flört etti artık ne bok yedi bilemiyorum.
Sonra sınav sonuçları açıklandı. Tek istediğim yeri kazandım ve çok ama çok sevindim:) Tüm berbatlığına değer gibi göründü o an bu lanet yaz.
Değmediğini kayıt zamanı gördüm. O gün de tartıştık çünkü. Evden saçımı başımı yolarak çıktım. Okula ağlaya ağlaya gittim. Çok yabancıydı orası. Çok soğuk geldi bana. Kocaman ağaçlarla dolu heryeri birbirine benzeyen, kimsesiz bi yerdi. Ya da kimsesiz değildi de bensizdi. Ben yoktum, benimseyemedim ölüp bittiğim okulumu..
Bugün
Mutluyum, olmak istediğim yerdeyim. Annemle aramız iyi, babamla da tartışmaya girmiyoruz. Hala fikirlerimiz asla ama asla uyuşmuyor ama hıhı,evet'lerle geçiştiriyorum. Beni sevdiğini biliyorum, bizi sevdiğini biliyorum. Hıhı evet diyip onu böyle kabulleniyorum.
O çocuğu hayatımdan çıkardım, ara ara beni özlüyor ama cesaret edemiyor da yaklaşmaya. Bi defa konuşmayı denedi, ben sustukça korku içinde konuşmaya çalıştı, yeni konular açtı, güldürmeye çalıştı beni. Güldüm ama söylediklerine değil, o haline. Anladı (sanırım) bi daha denemedi konuşmayı.
Okulum artık benim. Çok mutluyum orda. İnsanlarını biliyorum, tanımadıklarımı bile seviyorum, bizim okuldan diye sahipleniyorum. İnanılmaz özledim, 1,5 saatlik yolu bile zor gelmiyor. Hemen gitmek istiyorum, ben olduğum, kısıtlanmadığım, ayıplanmadığım o yere.

O korkunç yaza değdi sanırım?
Şimdi toz pembe bi mutluluktayım ben! ♥

5 Şubat 2011 Cumartesi

bişey

Bi blogum olduğundan beri deli gibi blog okur oldum. Şu izlediklerim var ya, heh onların hepsinin bütüüüün yazılarını üşenmeden okudum. Bazen saatler sürüyo ama okuyorum manyak manyak. Sanki günlüklerini okuyomuşum gibisinden gizli bi iş yapıyomuşum sevinci oluyo içimde. Mutlu oluyorum o hiç bilmediğim insanların güzel güzel yazılarını okurken,kelime seçimlerine dikkat ediyorum; coşkularına, üzüntülerine, mutluluklarına, depresyonlarına katılıyorum tanımadan.
***
Film, kitap zımbırtılarını doldurdum biraz önce. Kitabın adına "Replay" yazdım. Hayır, ingilizce değildi. Ama türkçe ismi "Sil Baştan"dı ve ben hiç bi zaman bu adı yakıştıramadım o kitaba nedense. Replay kelimesinin havasını vermiyor bi kere abi. Çeviride doğaçlamaya karşıyım. Mümkün olduğunca yakın çeviri yapılmalı diye düşünüyorum. Ama replay'e bi alternatif bulamadım açıkçası. Türkçe bi karşılık falan. Bilmiyorum belki de bazı şeylerin çevirisi olmamalı. Replay o kitabın adı.
***
Çeviri diyince aklıma bi kaç bişey geldi. Gossip girl'ün türkçe dublajlısında meşhur "xoxo, gossip girl" kısmı "çok çok öptüüm, dedikoducu kız" olarak dublajlanmış. Bittiğim anlardan biridir. Bide "i hope" u inşallah diye çevirenler var ki.. Jensen Ackles mesela, inşallah der mi ya! heheh
***
Bide Sil Baştan farklı bi çağrışım yaptı, konuyu çok dağıttım ama bunu da söylicem. Şu film vardı ya Eternal Sunshine of the Spotless Mind, işte kim o filmi Sil baştan olarak türkçeleştirdiyse onun aklına tüküriyim. Tamam kabul ediyorum, sil baştan fena bi isim olmamış o filme ama yine de bi tarafınızdan isim uydurmayın olm ya.
***
Yeni çağrışımlar yapmadan susuyorum ve herkese xoxo, talkative girl. diyorum
Altyazı: çok çok öptüüm,geveze kız

2 Şubat 2011 Çarşamba

Game Over.

Sanırım bazen çok büyütüyorum bazı şeyleri. Bazı insanların hayatımdaki yerlerini çok abartıyorum. Halbuki sıkış tıkış dünyama zorla girmişti o, küçük bi rol verdirmişti kendine. Ben hiç istememiştim, o hiç vazgeçmemişti. Ben git dediğimde, o tamam diyip ertesi gün bi şey olmamış gibi tekrar gelmişti hep.
O son defasında da; ben daha fazla konuşmak istemiyorum, sus dediğimde, öyle olucak sanmıştım. Bi gün oldu, iki gün oldu.. Sonra haftalar olmaya başladı. Neredeyse ay olucak. Hala gelmedi o. Beklemez oldum ben de.
Çünkü hepsi içimdeki bencil, kıskanç çocuğun kaybetmeye tahammül edemeyişiyle ilgiliydi. Konu hiç bi zaman o olmadı yani, hep bendim. Ama ben böyle biri değildim aslında, böyle bencil. Büyüdükçe alta ittirdiğim, sakladığım şımarık kızı tekrar yaşatma şansını o verdi bana, zamanla benimsedim ben de.. Önce direndim. O kız olmak istemedim zordu öyle yaşamak. Hem onu kullanmak olucaktı bu.Ama o, kaybetmiceğime inandırdı en sonunda beni.
"Bu hazin masal sonunda kim için, kim feda edilecek?" dediğimde beni kurtarmak için kendini feda etmeye hazır olduğunu söyledi. Sonra dünya benim etrafımda döner oldu. Tüm güzel şarkılar, güzel sözler benim içindi. Her nefesini ben sıkılmıyım diye alır gibiydi.
Sonra gitti. Siz olsanız ne düşünürdünüz? Ben gelir sandım, hala gelmedi. Aşık oldum falan sandım acı çektim. Ara ara haberini aldım. JB'i ile mutlu o.
Bi sabah kalktım telefonuma ondan gelen bi mesaj görme beklentisiyle bakmadım. Onun "günaydın, daha uyanmadın mı,hadi uyan artık.. " şeklindeki mesajlarını aramadım. Aklıma bile gelmedi, mutluydum. Yeni hayaller kurdum. Yeni hayallerimle mutluyum ben de.
Yani demek istediğim, it's over. Evet bence de, finally!

Not: Şımarık kıza noldu diyorsanız, ona cezalısın! git odana, bidaha da çıkma! dedim.
Kıssadanhisse: Kendinizi ezdirmeyin tabi ki ama, o size prensesmişsiniz periymişsiniz gibi davransa da bu numarayı yemeyin. Seni sonsuz kadar beklicem, seni seviyorum,sen çok farklısın vs vs.. yalaaaaaann.. Yok öyle bi dünya! sadcfsvfadvgdfdscjjhgh
Önemli not: Gayet ciddi, duygusal bi havayla yazdığım bu yazının sonunda cıvıttığımın ben de farkındayım, neden öyle oldu bilmiyorum, beni duygudan duyguya sürüklüyosun kazım asdasfadsfvdscbnhgşllc

1 Şubat 2011 Salı

hahaha

Evet, bana bilgisayar özürlü diyen insan, fb chatte biri ona bişey yazınca kime demiş bunu? diyen babam olur. Güldüm.