26 Aralık 2011 Pazartesi

Bazen saçmalıyorum.
Bazen asla yapmam dediğim şeyleri yapıyorum.
Bazen ne yaptığımı kendim de bilmiyorum.
Bazen düşünürsem yapmaktan vazgeçerim diye özellikle düşünmüyorum.
Bazen yapmamam gerektiğini düşündüğüm halde yapıyorum.
Çünkü bazen unutuyorum.
..ve bazen, "başka şehirlerde belli etmezsin, belki bi gün özlersin."


p.s:bide emre aydının ergenleştirici etkisi.

24 Aralık 2011 Cumartesi

Mimoş- Yeni yıl!

Sınavlarım bitti! Finallere kadar kitap kapağı açmamayı düşünmekteyim. -skhjıkdfl eminim kitaplarımda böyle düşünüyordur..-3-4 tane mimlendiğim halde yapamadığım mim oldu ne yazık ki vize dönemiydi, bilgisayarımın bozulmasıydı derken. Ve inanın unutmasam yapıcaktım yine de düşünüp, mimleyenlere çoook teşekkür ediyorum. Blogger ödüllerinde bana ödül verenlere marstan öpücükler ve sevgiler yolluyorum! :) Onu herkes çoktan yaptığı için yapmıcam, izlediğim herkes Marslı bi kızdan ödüllü saysın kendini!
Son mime gelirsek, bu bir yeni yıl mimi..Hiç bıkmadan usanmadan yeni yıldan hep güzellikler bekleyen biri olarak tam da ihtiyacım olan şeydi bu mim!
Mia'm ve sevgili adaşım Lunarita mimlemiş, teşekkür ediyorum, mimlediği halde unuttuğum varsa da özür diliyorumm
Mim konusu: Yeni yıldan istediğimiz 12 şeyi-ki burda sınırsız seçim hakkına sahibiz- yazıyoruz ve bu mimi 12 kişiyle paylaşıyoruz.

Yazıp kaldım. Amma zormuş yahu, gerçekten olucakmış gibi ciddiyetle düşünüyorum (: Neyse başlıyayım bakalım gelir devamı..
Sevgili 2012,
Gerçekten tatlı bi yılsın ve bana güzellikler getireceğini umut ediyorum..
1) Senden öncelikle aşk istiyorum.  Birbirini hiç tanımayan iki ayrı insanın söylediğine göre bana aşk getirmeye hazırlanıyormuşsun, buna gerçekten inanıyorum, umarım getirirsin! Ama aşk istiyorum diye bana acı çektirme nolur 2012, beni yerden yere vurucak bir aşkı kastetmiyorum, ayaklarımı yerden kesecek bir aşk bekliyorum.
2) İkinci dönem ya seçmeli ders olarak şan alıyım ya modern danslara başlıyım istiyorum! 2012 lütfen şan seçmelerini geçeyim! Diğer ihtimal bana bağlı biliyorum daa, üşenmememi sağla 2012cim :')
3) Annemle avrupa turu hayalimiz gerçekleşsin istiyorum. Kardeşim onu götürmeyeceğimiz için küsmesin.
4) Bu yıl yakın arkadaşlarımla aram hiç bozulmasın, hep mutlu olalım. Sınavlar bittiğinde hemen birbirimize koşalım hep. Bölümdekilerle de bütünlüğümüz hiç bozulmasın, etkinliklerimiz sürüp gitsin -okulda kalıp film izleme, izcilik yapma, en kötü ders iptalse hadi kemotaksis! diyip yemek yemeye koşma vb..-
5) Ailem ve arkadaşlarım sağlıklı ve mutlu olsun!
6) Milli piyango da çıksa fena olmaz hani.. Sanırım yeni yıl mimini yapan herkes bunu diledi, blogger camiası olarak zengin olucaz :P ehe ya valla büyük ikramiyede gözüm yok bi 10bin- 20bin çıksın nolur dskfhndsşlk
Hem eğitimim için kullancam yeeaa :')
7) Bu sene çok güzel filmler, kitaplar ve albümler çıksın ama çok fazla da çıkmasın! Hepsine yetişemezsem üzülürüm
8) Sınavlar artık yormasın, bilgiler ben uğraşmadan kafama girsinler ya da sınavlara kafam girsin skdljfdkljfd -bknz: bi yerden sonra dileklerin suyunu çıkarmak.-
9) Hogwarts'a çağırılma mektubum 9 yıl gecikmeli olarak gelsin, olmadı orta dünyaya bi kapı açılsın Léo'yla arada gidip gelelim, olmadı insanların düşüncelerini okuma yeteneği geliştiriyim ya da görünmezlik pelerini bulayım, ya da zamanı durdurma şeysim olsun ya da vampir hayalet falan bişiyler olsun bi atraksiyon olsun. üüff tamam bari pokemonlar gerçek olsun yea :')
10)
Annem bana bu köpekten alsın! Ben onu seviyim, oynıyım, gezdiriyim, seviyim, oynıyım, seviyim, seviyim, seviyim, seviyim, seviyim, seviyim ,seviyim, seviyim, seviyim!
11)  Tam yeni yıla girerken süpersonik bişey olsun, hep hayalimdir böyle bi mesaj gelsin falan ne biliyim, hiç unutmıcağım bişey olsun işte.
12) Son olarakta, blogum hep okunsun, okuyan herkes -öhö okumayana yok -_- -
çok mutlu bir yıl geçirsin..(:
En azından içlerinden bi kaçını gerçekleştirmen dileğiyle 2012, sevgiler.. İmza: Marslı Bi Kız.

Ben secret olayına inanıyorum, o yüzden hepimiz gerçekten içten bi şekilde dileklerimizin gerçekleşeceğine inanalım, evrene pozitif mesaj gönderelim ehe. Yine herkes yaptığı için mimlemiyorum, isteyen herkes benden mimli saysın kendini.

18 Aralık 2011 Pazar

Çalışma öncesi yapılması gerekenler

14 saat deliksiz uyku: uyundu.
facebook, 9gag ve çeşitli zaman öldürücü sitelerde zaman: geçirildi.
Her türlü sınav geyiği, mızmızlanması: yapıldı.
Masa, oda: toplandı
Müzik listesi: hazırlandı.
Saçlar ev topuzuna: dönüştürüldü.
Çay,kahve,ıvır zıvırlar: depolandı.
Renkli kalemler, not çıkarmak için renkli ve beyaz kağıtlar: hazırlandı.
Kitaplar: açıldı
Laptop masadan: uzaklaştırıldı.
Kesinlikle çılgınlar gibi çalışmaya hazırım şu an. Ayrıca tanrım sana şükürler olsun ki biyoloji çalışmayı seviyorum. Yoksa önümdeki 48 saatin tamamını alacak olan 150 sayfaya tahammül etmem imkansız olurdu.
Bana iyi çalışmalar, öptüm, bay.

15 Aralık 2011 Perşembe

şıpıdık günlerim oldu.

Yine sınav dönemi. Yine alt üst olmuş sinirler, tavan yapmış stres, ve kafayı bulmuş duygularla mahvolmuş bir haldeyim. Küfür etmek en büyük mutluluğum haline geldi. Bide BU inanılmaz sakinleştiriyo beni. Tanrı sizi kutsasın genşler, you're doing it right.

BİDE,
Acelem olduğunda farkında olmadan içimden bas gaza aşkım bas gaza'yı söylüyorum. Bilinçaltım, şoförün benim telkinimle gaza gelip hızlı gideceğini düşünüyor olmalı. Tutmayın intihar edicem ben. Öptüm, bay.

10 Aralık 2011 Cumartesi

Toplu Taşıma Araçları Maceralarım-1

Bilgisayarım bozuktu, yoktum buralarda. Hiç uzatmadan konuya giriyorum o yüzden:) Umarım beni özlemişsinizdir :D
Vol.1
Geçen sene bi gün Simkle okuldan çıktık, okulun kapısından otobüse bindik. Ah binmez olaydık! İkili ikili karşılıklı koltuklar var ya onlardan ikisi boştu, karşıda da bi amcayla bi teyze oturuyo. Kimsede oturmamış dedik, sevinip oturduk. Ah oturmaz olaydık! Amcanın bizim koltuğa yönelişimiz ve oturuşumuz anındaki o sinsi sırıtmasından bari şüphelenmeliydik! Bu okulda mı okuyosunuz? dedi evet dedik, ah demez olaydık! Başladı ingilizce konuşmaya! Evet, evet yanlış duymadınız, ingilizce konuşmaya başladı, herkesin türk olduğu, türkçe bildiği bi otobüste. Ama nasıl kasıyo, nasıl zorluyo. Biz hımm:) falan diyoruz ayıp olmasın diye amca susmuyooo! Bütün hayat hikayesini dinledik in english tabi :/ O 15 dakikalık yol saatler sürdü sanki.. Arada toplumsal mesajlar veriyo falan amca. Biz hala hımm:) lıyoruz. En son başka bi arkadaşımız bizi kurtarmaya geldi, sınav nasıldı falan dedi amca ona sardı bu sefer. İnanmıcaksınız kız ilk durakta indi otobüsten. Düşünün amca nasıl bezdiriciydi.. Ama biz bütün yol katlandık, sabrettik :/ Ne kadar iyi kalpliyiz :')

Vol.2
Yine geçen sene bi gün okuldan geliyorum, bu kez olay metroda vuku buluyor..Oturdum, kulağımda kulaklığım falan. Amca,teyze falan 3-4 kişi geldi yanıma. Amca bana döndü "Do you speak Turkish?" dedi..Olm sizin bu bizi ingilizce konuşturma çabanız ne? Tamam, geçen sene hazırlıktık falan da ya napıyosunuz siz allaaaşkına? Ben gayet esmer bi insanım hani yabancı tipi de yok. Yeeess:S dedim aynen suratım böyle ama."Afferriiin!" dedi amca. Ama öyle bi ifadeyle söyledik ha benim koçuma dedi sanki.Anlam veremedim ööyle baktım suratına :/ Sonra ankaraya bincekmişler zaten yannış gelmişsiniz siz dedim tarif ettim gittiler. Hayat garip.

Vol.3
Bu da bu seneden bi olay..Sabahın köründe otobüsü askerdeki nişanlısını bekleyen bi kız gibi bekliyorum adeta. Her sabah kalın montuma bakıp bu çok kışlık yeaaa diyip inceyi giydiğim için donuyorum tabi. Çok kışlıkmış! Nolcaktı lan aralıktayıız? Daha ötesi yok bunun,canım benim sanki eylülde,ekimdeyiz. Neyse işte otobüs geldi aşkla bindim. Paso sordular, geçen seneki pasom var ya gösterdim hemen. Şoför ne dedi dersiniz? "Ben söylemeden gösterin ama.." Bi an idrak edemedim, ha ne? Ne?! Nee?! NEEEEE?! oldum. Ama ben söyledikten sooora anlamı kalmadıııaaaaa diye atar yapan otobüs şoförü?!!!! Sanki evlilik yıldönümümüzü unuttum la ne diyon sen? Ben söylemeden gösterin nedir? Bu nasıl bi şaka, sizin amacınız ne sevgili ego çalışanları:( Valla şizofren,paranoyak, manyak bişey oldum sizin yüzünüzden olm. Ve zaten o an bitti otobüsle aramızdaki herşey. Hey allahım! dedim geçtim oturdum..

Vol.4
Bunu da yenilerde, dolmuşta yaşadım. Dolmuşa kokoş bi teyze bindi, o tipinden anladım bi problem çıkarıcağını zaten beklemeye koyuldum. Ve çok beklememe gerek kalmadan bombayı patlattı, şu şekilde;
Şoföööörr beeeğğyy dolmuşta bişey kokuyor, kahve gibi.. En arkadan nasıl bağırıyo ama. Kulağımda kulaklık var yine tabi ki, 15 dakikalık şikayetinin çoğunu duymadım. Ama çok söylemek istedim, nolmuş yani? haa nolmuş teyze kahve kokuyosa kokuyo, vats yor pırablım teyze? -bakınız herkes yabancı muamelesi yapınca havaya girmişim dklfgjfd- Kahve bu sonuşta yahu, biri yeni çektirmiştir kokar? Bi tiki ablamız starbuckstan alıp dolmuşa binmiştir kokar? Şoför dolmuşta içmiştir kokar? Niye bu kadar büyütüyosun teyzecim, canımın içi. Hayır başka bişey koksa napıcaktın acaba? Senin problemin ne biliyo musun canım teyze, popocuğunun o kokoş kafacığından daha büyük olması. :/

Şimdilik aklıma gelenler bunlar:) Umarım eğlenmişsinizdir! Ben otobüs-metro-dolmuş üçlüsünü kullandığım sürece devamı gelecektir. :) xoxo,toplu taşıma araçları mağduru luna.

1 Aralık 2011 Perşembe

İlk önce büyük aşk masalları anlatanlar yalanladılar aşkı. Gerçek aşkın ne mesafelere ne zamana yenik düşeceğini söyleyenler, aramıza giren mesafeyi, son görüşmemizden bu yana geçen zamanı yüzümüze vurdular. Acımasızca. Halbuki ne önemi vardı ki tüm bunların? 6 ay önce attığın mesajları okurken o günden farklı hissetmiyorsam. Ve hissetmiyordum, hissetmiyorduk. 4-5 aydır birbirimizi görmemiş olmamız ne fark ederdi ki, metrelerce uzaktan birbirimizin varlığını hissedip aynı anda birbirimize yönelebiliyorsak hala.
Aşkı bilen, bizi bilemedi mi? Çekememezlik miydi bu yoksa onlar aşkı bilmiyor muydu aslında?
Fark etmez, biz bizi bilelim yeter Léo. Biz bize yetelim..

Yarın onu göreceğim sanırım, bana şans dileyin..
Ve bilgisayarım bozuk yazı yazamıyorum ama dönüşüm muhteşem olucak bekleyin! :)

22 Kasım 2011 Salı

Delirmemek çok zor.

Bir sabah kalktığımda hayal ettiğim yere gidecek gücümün kalmadığını görmek, geç kaldığımı görmek çok korkunç. Ya şu kitaptaki gibi, egolarımız yüzünden birbirimize sevdiğimizi asla söyleyemezsek? Daha kötüsü ya oradaki gibi, tam söylemişken mutlu sona gelemeden bitersek?
Başıma kötü bir şey gelmesinden o kadar korktum ki, kitabı düşünürken, o gelmeden bitmek istedim.O olmadan ben öleyim, görmeyeyim. Bir felaketin başına gelmesi çeşitli değişkenlere bağlı bir olasılıktan ibaret çünkü, bir insanın maahvolmasına dört işlemle hesaplanan bir sayı karar veriyor. Ve kötü şeyler çok fazla.
Böyleyken, bir şişe şaraba zehir karıştırmak ne kadar da çekiciydi, tam sevdiğim gibi çok dramatik. Aşkın kollarında ölmek ne klişeydi ama ne huzurluydu. Aşkı bulduktan sonra korkulacak bir şey kalmazdı, evet ama zor olan aşkı bulmak değil büyütmek, sürdürmek, mutlu bir sona bağlayabilmek. Ben her yürek ardında bir aşk bulurdum çünkü saklanmış kuytularda. Taze bir sevgi, yeni bir yüz, hiç acıtılmamış bir ilişki. Kendimi kısıtlamadan severim onu, sınırsız. Sonuçlarını düşünmeden kendimi bırakırım, yarın yok. Ve bir günlük sınırsız aşk dolu kollarda mutlu son. Felaketlere, kader saçmalığına hareket çeker gibi.
Bazen ölmekten çok korkardım, bugün ölememekten korktum. Beynimde oluşmuş bir düşünce beynimle sevişirken bir başkası çelişebilir miydi? Kaç tane ben düşünüyordu, kaç tane ben yaşıyordu aynı anda?
Ölmek çok mantıklıydı. Burada çok acı vardı. Buradaki duygular çok yoğundu. Evlerin duvarları, zaman zaman üstüne gelen zaman zaman yıkılan zaman zaman sevgiyle kucak açan duygular mesela, sokaklar, şehirler, denizler.. Atmosferi duygular oluşturuyor, hava değil aşk soluyorduk, gökyüzü, yıldızlar, uzay..Bu baskı dayanılmaz.
Ama elimdeki tek şans buysa eğer,- reenkarnasyonun olmadığını varsayarsak ki teknik olarak var aslında, ruh olmasa bile somut varlığın yeni maddelere dönüşerek bu döngüde yeni canlıların yapısına katılmaya devam ediyor.- tek atışım var ve 12den vurmak zorundayım, zorundayız. Yapabildiğimin en iyisini yapmalıyım, bir daha aşk soluyamayacaksam. Hayatın kollarına sarılmakla kalmayıp tırnaklarımı geçirmiştim bu güne kadar ben, öyle sıkı tutunmuştum. Bugün bırakıvermek nasıl bu kadar kolay gelebilirdi ki? Hem ben bıraksam, hayat kanlı kollarından beni silkeleyip atar mıydı ki?
Atar niye atmasın, ne özelliğim var benim? Hiç dünyayı kurtarmak isteyenlerden olmadım, daha iyi bir yer olsun diye bile uğraşmadım. Kendi egomu doyuramazken, bütün insanlığı nasıl tatmin edebilirdim ki? Bencillik bu, evet. Ama "insan" kavramından bile nefret ettiğim böyle günlerde, bencil olmaktan daha iyisi gelmiyor elimden.
Şu an ne kızgınım, ne sinirli. Mutsuzum sadece, boğulurcasına mutsuzum. Ölür gibi mutsuzum, nedensiz. Ölür gibi mutsuz olmaktansa basit bir telefon konuşmasıyla gelen aşkın kollarında mutlu ölmeyi tercih eder gibiyim.

Bir okul-kızılay-ev yolculuğu süresince bunlar geçti kafamdan. Otobüsteki yansımamda yüzümü seyrettim, yüzüm siyah gözlü yaratıklara, kuru kafalara dönüştü. Gözlerimi kırpıştırıp, delirmemek çok zor dedim. Sanki vücudumuz beynimizin oynatıcısı olduğu bir kukla, ve pamuk ipliğiyle bağlıyız akıl sağlığımızı yerinde tutmaya.
Delirmemek çok zor.

16 Kasım 2011 Çarşamba

Mr.

I'm looking for the love this time, sounding hopeful but it's making me cry.
Love is a mystery.
Be Mr. please do come and find me.

PS: Çok ama çok yoğunum, yazı yazamıyorum,mim yapamıyorum bunu yazdım ve gittim. :)

13 Kasım 2011 Pazar

Bi Arkadaşlık Hikayesi

Size çok ilginç bir arkadaşlık hikayesi anlatıcam. 8.sınıfta, bir gün dersaneye gidiyordum. Metroya bindim, yanıma bi kız oturdu. Test çözmeye başladı, şöyle bi göz attım o da 8.sınıfta ayrıca geçen sene gittiğim dersaneye gidiyor. Normalde hiç yapmam ama nedense kıza;
".... dersanesine mi gidiyosun? Ben de geçen sene oraya gitmiştim." dedim.
Biraz konuştuk, sonra ikimiz de kendi yolumuza gittik. Kalabalığa karıştık.
***
Lise1 in ilk günü, okulun kapısına asılmış sınıf listelerinde adımı arıyorum, biraz heyecanlı,gergin. 9-A'da adımı buldum, sonra bi isim daha çarptı gözüme Seda ..., hiç tanımıyordum ama tanıyomuşum gibi geldi düşündüm uzun süre. Sonra sınıflara çıktık, bi kızla konuşuyordum ama o kadar da sevmemiştim. Başka bir kızın yüzü tanıdık geldi ama çıkaramadım, tenefüste seni bi yerden tanıyorum sanki dedi kız bana ve adı Seda'ydı. Ben de senii! dedim o an aklıma geldi geçen sene metrodaa!! dedik aynı anda. Evet, hayatımda ilk kez metroda biriyle konuştum ve o konuştuğum kızla aynı lisede aynı sınıfa düştüm! Sonra yan yana oturmaya başladık ve en çok eğlendiğim, en çok sevdiğim arkadaşlarımdan biri oldu o kız.
9. sınıf boyunca her tenefüs aynı geyikleri çevirmekten, her gün mandalina getirip önce geliştirdiğimiz yöntemle tatlı mı değil mi test edip sonra yemekten, buzdolabı poşetlerini bazen kılıç olarak kullanmaktan bazen patlatmaktan, eve gider gitmez msnden konuşmaya devam etmekten hiç usanmadık. Her gün hoşlandığımız çocukları görmek için dışarı çıkmaktan, çocukların her bakışlarını duruşlarını uzun uzun analiz etmekten, o aralar popüler olan çeşitli sitelerde fake hesap açıp kavga çıkarmaktan, yazıldığımız tiyatro kursunda hocanın gülüşüne kopmaktan, Seda'nın onun taklidini yapması üzerine tekrar kopmaktan, her gülüşümüzde birbirimize sen çok komik gülüyosun olm gülesim geliyo diyip bi daha kopmaktan hiç bıkmadık. İğrenç çıktığımız halde milyonlarca fotoğraf çekmekten, tuvalet aynasında fotoğraf çekme geleneğini bile yerine getirmekten, birbirimizde yatıya kalmaktan, gece birbirimizin yüzüne bakıp bakıp gülmekten uyuyamamaktan, derste hocaların dedikodusunu yapmaktan, yaparken kopmaktan, çaktırmamaya çalışmaktan, arkamızda oturan gıcık kıza tahammül etmeye çalışırken kendi aramızda dalgasını geçip eğlenmekten, Popmundo oyununda yapıcaklarımızı, yazıcağımız şarkı isimlerini konuşmaktan hiç ama hiç sıkılmadık.
Bütün bunları okuyunca amma da salakmışsınız diyebilirsiniz, evet salaktık ama çok eğlenceliydi, iyi anlaşmanın ötesindeydi Sed'le iletişimimiz. Tek kelime etmeden anlaşabilirdik ya da saatlerce gülebilirdik nedensiz. Onun Beyaz'ından benim Sky'ımdan bahsederdik başka kimse dinlemezdi zaten aynı konuyu sürekli.
Keşke lisenin 4 yılı da onunla geçseydi ama ne yazık ki ertesi yıl istanbula taşındılar. 10.sınıfta sürekli msnden konuşmaya devam ettik, abisi burda okuduğu için 15 tatilde yaz tatilinde geldi görüştük. Sonra o kadar konuşamamaya başladık o internete girmez oldu, telefonla mesajlaşma, konuşma yeteneği pek yoktur zaten. Yılda 2-3 kere anca konuşur olduk. Ama ilginçtir, o 2-3 arama yarım saatten uzun sürer ve sanki dün ayrılmışız gibi konuşuruz hep. Hiç soğukluk olmaz, direk Sediiimmmm diye açarım telefonu, hızlı hızlı ne kadar çok şey anlatabilirsek anlatırız. Dün doğumgünüydü, mesaj attım, internet bağlatmış hemen msnini verdi. 3 saat aralıksız konuştuk ve inanın ikimiz de son zamanlarımızın %70ini bi çırpıda anlatıverdik. (Sanırım ben biraz daha çok konuştum :D)
10.sınıftan beri istanbula gelme sözüm var ona, annem izin vermemişti o zamanlar, geçen yıl da zaman olmadı umarım bu yıl giderim 3 yılın ardından görüşürüz. Zaten o da aralıkta ankaraya gelcekmiş, çok mutluyum!
***
Aklıma bi anımız geldi yazarken. Seda çok iyi şaka yapar, hiç gülmez ciddi ciddi konuşur çok inandırıcıdır. 9da benim doğumgünümden önceki gün, bizim kızlar aralarında konuşuyormuş, napalım nasıl kutlayalım falan. Sed'e demişler işte hediye aldın mı almadıysan, biz çıkıcaz senin için de bişeyler alalım. Sed tüm ciddiyetiyle; ---ben evde şu kalemi buldum -boyası soyulmuş, eski bi tükenmez kalem- bunu hediye edicem.
+ama seda şeey diil mi.. bu yani sen bilirsin de..
-çok güzel değil mi ya? hem hatırası var bunun.
+ıımm yani sen bilirsin.
İşte böyle son dakikaya kadar onu vereceğini sanmışlar dlkjfdşdsa şu anda ayaklarımda olan kalın, bebekli ev çoraplarımı almıştı halbuki :)
***
Son olarak Sed'le yazdığımız andımız:
Toplar bize gelir, laflar bize gelir
Hocalar bize takar.
Sonra ya çok şanslı oluruz ya çok şanssız.
Yada rezil oluruz.
Bazen de saçmalarız.
İşte biz buyuz.

29 Ekim 2011 Cumartesi

Mim Uydurdum!

Ne zamandır aklımdaydı böyle bişey yapmak, bu tarz bi mim kesin yapılmıştır ama ben hiç rastlamadım, bu ara da pek mim dolaşmıyor bi tane de benden olsun dedim.
Konusuna gelirsek,
Şarkılar ve hikayeleri.
Hani bazı şarkılar vardır, ne zaman dinlesen gözünde aynı sahneler canlanır. Yaşadığın bir şeyle, tanıdığın biriyle o kadar bağdaştırmışsındır ki, ne zaman duysan hatırlarsın. Eskimez o şarkılar, çok özeldir. Bunların 5 tanesini hikayesiyle birlikte yazıyoruz. Şarkıların linklerini de verebilirsiniz sadece isimlerini de yazabilirsiniz. (5 şarkı olması şart değil bana en uygunu o geldi, bir tane seçmek çok zor olucaktı, 5ten fazlası da çok olucaktı.)
Benim listem;
1) Dream theater - Space-dye vest
Bu şarkı benim için o kadar önemli ki, dinlemiyorum. Çok dinlersem büyüsü kaçarmış gibi geliyor. Telefonumda shuffle modunda dinlerken falan denk gelirse you must be kidding me diyorum telefonuma ve aceleyle çeviriyorum. -evet biraz abartıyor olabilirim-
Bu şarkı, Léo'nun dinlememi istediği ilk şarkı. Durup dururken şarkı tavsiye edeyim mi? diyip bunu söylemişti. İlk 15 saniyesinde büyülenmiştim bile çoktan. Sözlerinde en sevdiğimiz kısımları söyledik birbirimize. Ben tüm melankolikliğimle "Love is an act of blood and i'm bleeding." kısmını sevmiştim. O ise "I want you to have your own thoughts and ideas and feelings, even when i hold you in my arms.." kısmını daha çok seviyor. Her dinleyişimde, ilk buluşmamızda şarkının hikayesini anlatışını hatırlıyorum, sonra sırasıyla tüm sözlerimiz geçiyor gözlerimin önünden.
Bu şarkı, bana O'nun benden hatta kendinden saklamaya çalıştığı duygusallığını anlatıyor.

2) Incubus - Love Hurts
Aslında eski hoşlandığım çocuk dinletmişti ilk, o zamanlar bizim şarkımızdı ama sonradan - şarkının içeriğiyle çok alakasız olucak ama- sadece 12.sınıfı, o sıkıntılı zamanlarımı, masamda milyon kere bu şarkıyı dinleyerek ders çalıştığım zamanları hatırlatır oldu. İşte önemli bir şekilde, bugün gittiğim okulu, tanıdığım çoğu insanı, en önemlisi Léo'yu, o seneye borçluyum. O sene de bu şarkı demek benim için.

3) Duman - Köprüaltı
Yaklaşık 4 buçuk yıl önce bu şarkıyı ilk kez duyduğumda -evet bundan daha eski bi şarkı ama pek duman dinlemezdim- ilk aşkım diyebileceğim insanı da ilk kez görmüştüm. Lise 1deydim daha, hala o an gözümün önünden gitmiyor. Güzel günlerdi.

4) Metallica - Fade to Black
İlk ve son sahneye çıkışımda söylediğim şarkılardan biriydi. Arkadaşımın lisesinde şenlikte çıkmıştık, inanılmaz dandik bişeydi çıkmadan 1 saat önce çalışmaya başlamıştık falan. Ama eğlenceliydi, kendimi oraya ait hissetmiştim. Mikrofonu bana ait hissetmiştim. Ama son 3 yıldır ne bir grubum var ne de mikrofonum. Üzülüyorum. :/

5) Cake - Never There
Bunu da bana en çok değer veren adam dinletmişti. O bana çok değer vermişti, çok sevmişti ben anlamamıştım. Aptaldım, çocuktum. O gitti, değerini anladım. Şarkının sözleri bana mesajdı, fark etmemiştim. Sevmedim diyip geçmiştim. O gitti, şarkıyı da anladım, sevdim. Evet, hiçbir zaman aşık olmayacaktım ona, asla beni sevdiği gibi sevemeyecektim ama kendimce sevmeyi öğrenecektim gitmeseydi. Sadece arkadaş olsak da mutlu olacaktık birbirimizin varlığından. Keşke gitmeseydi, keşke dönse.

Mimlediklerim;
MiaSupertrampBalFeli Jo,  Pembe KerestedeeptoneekingorgunVolantePollyjuliaEvaHemsponpiSiaZombiEkimoza
Daha mimleyecektim ama yoruldum, mimleyemediklerimden özür diliyorum!:)

28 Ekim 2011 Cuma

kader varsa benimki bu olsun.

Kader var. Ya da belki kader doğru kelime değil, ama bişey var işte. Attığımız küçük küçük adımlar, verdiğimiz önemsiz, basit kararlar, durduğumuz yerler, baktığımız yerler bir şekilde yolunu yoluma düşürüyor. Mucize.


Hiç bir sebebi yokken başımı yukarı kaldırdım, hiç bir sebebi yokken aşağıya baktın. Yukarı baktım, sen ordaydın, üstgeçitte. Aşağıya baktın ben ordaydım, durakta. Hepsi aynı yere gittiği halde binmediğim 5. belki 6. otobüs geçiyordu önümden, binmememin hiç bir sebebi yoktu ama binmedim işte. Kafamı kaldırmam da tamamen tesadüftü ama kaldırdım işte, tıpkı senin tam o an oradan geçmen ve aşağıya bakman gibi. Beynim sen olup olmadığını algılamaya çalışıyordu, sen benden hızlı davrandın. Tepki vermem için nefes almayı hatırlamam gerekiyordu, hatırlayamadım. Gülümsedin sen, el salladın. İçime hava doldu, yüzüme gülümseme yapışmıştı bile kim koydu onu oraya bilmiyorum, ve ben de el salladım sana. Hiç hesapta yokken ordaydın sen. Hiç düşünmezken bana bakıyordun, gülümsüyordun.

***
4-4.5 saatlik saçma sapan kabuslarla boğuştuğum bir uykunun ardından, alarmın yatağımdan beni neredeyse söküp almasıyla uyanmıştım halbuki o sabah -sabah demeye dilim varmıyor açıkçası, yattığımdan daha karanlıktı hava uyandığımda- mutsuzdum. Olmaması gereken bazı düşünceler vardı aklımda, hem düşünceler üzüyordu hem hiç var olmamaları gerektiği gerçeği, üzgündüm. Otobüsü kaçırdım, derse geç kaldım, sinirliydim. Son bozuk paramla kahve aldım, gözlerimi açabilmek için, uykusuzdum. Sonra kendime bi çeki düzen vermeye karar verdim, tuvalete gittim saçlarımı düzelttim, kalemimi rimelimi sürdüm, insana benzedim. Dersler geçmek bilmedi, bıkkındım. Sonunda bittiğinde dolmuşa vericek bir kuruş bozuk param kalmadığını fark ettim, kapıya kadar yürümeye karar verdim. Hem düşüncelerimle, müzik ve temiz havayla zaman geçirmeye ihtiyacım vardı. Yürüdüm, yürüdüm. Mesafe uzundu ama zor gelmedi, öyle düşüncelere dalmıştım ki ışınlandım sanki kapıya. Durağa geldim, otobüsler geçti, geçti binmedim. Hiç bir şeyi beklemiyordum halbuki ama her otobüs durduğunda yanına kadar gidip vazgeçip geri dönüyordum. Sonra oldu işte, sen geldin. Her şey anlam kazandı, sabah hatta dün gece hatta bir haftadır olan herşey. Ertelediğim ödev, uyumadığım uyku, kaçırdığım otobüs, kalmayan bozuk param, binmediğim otobüsler hepsi anlam kazandı.
***
Ve hepsi, o küçücük ana değerdi..Ve hikayemize, aramızdaki bizi bağlayan minicik minicik düğümlere bir yenisi eklendi..
Evet, kader varsa benimki bu olsun. Aşk yalansa gerçek olsun.

22 Ekim 2011 Cumartesi

Bütün gün nedensiz bi mutsuzlukla boğuşarak ders çalışmaya çalışır ama başaramazken, ona mesaj attım. Verdiği ho? cevabıyla (evet çok kibardır canım benim.) bütün mutsuzluğumu silip attı, yüzümde anlamsız bir sırıtma ders kitabıma dönüyorum hadi bye :*

18 Ekim 2011 Salı

Tam olarak onu bitirmeliyim belki de düşüncesinin beynimden geçtiği, içimi acıttığı an mesaj geldi telefonuma. Ondan. Léo böyle bi insan.
***
Aynı rüyayı görmüşüz O'nunla, onun deyişiyle rüya paylaşımı yapmışız. İkimiz de aynı uçakta düşmekten son anda kurtulmuşuz birbirimizi görmeden. Öyle bişey işte.
If the plane goes down..damn..I'll remember where the love was found.
***
Dün rüyamda bi şarkı çalıyordu, ağlamaklı bi kız sesi "the world doesn't exist." diyordu şarkıda. Nedense o cümle çok duygulandırdı beni, uyanmasam ağlayacaktım. Bi an için dünyanın aslında olmadığına inandım.

17 Ekim 2011 Pazartesi

Depression-1

Kız uyandı sabah, hava kapalıydı yine. Ama o severdi böyle havaları, melankoli belirli dozlarda alması gereken bir ilaç gibiydi. Hem bugün onu görebilecekti. Pazartesi sendromu yaşamıyordu o yüzden bir süredir, pazartesi en güzel gündü. O sabah, O'na hazırlandı, eyelinerını hiç olmadığı kadar düzgün çekti, kırmızı ruj ve dudak kremi karışımı ilk defa bu kadar kıvamında oldu, ilk defa böyle güzel hissetti kendini.
Orada beklemeye başladı, dakikalar geçmek bilmedi sanki ama aşağı yukarı yürüyerek beklemeye devam etti. O burdan geçecekti, hep geçiyordu. Bir türlü gelmek bilmedi o, kız da biraz buruk amfisine gitti, çantasını bıraktığı an ayağa kalktı ama aceleyle, nedensiz. Arkadaşları nereye dedi, tuvalete diyip çıktı hemen koridora koştu, gördü O'nu. Bir sürü insanın arasından ayırt edebildi bir saniyede. Çoktan koridorun ucuna varmışlardı, peşlerinden yürüdü aceleyle. Kapıya geldiği an o durdu, kıza döndü. Kız bir mucize gerçekleşti sandı, ama başka bir kızla konuşmak için durmuştu O. Bir kaç adım geride kalakaldı kız. Baktı, dönüp uzaklaştı içinden hayır,hayır,hayır çığlıkları atarak..Sınıfına gitti oturdu.
Havanın kapalı olmasına kızdı bugün, üzgün şarkılara, yağan yağmura. Bugün kendini güzel hissedişine kızdı kız. Hem azıcık daha beklemeyip sınıfa gidişine, hem tekrar çıkışına kızdı. Zamana kızdı.

Acaba Léo fark etti mi tüm bunları?

15 Ekim 2011 Cumartesi


Geçen gün Supertramp'le muhabbeti geçmişti, bu resmi görünce koyayım dedim. Cidden, hep böyle olmaz mı? sdklvşjfds

12 Ekim 2011 Çarşamba

Love Hurts.

"..örneğin aşk acısı psikolojik olarak ele alındığında, bir yakınını kaybetme duygusundan çok daha büyük bir olumsuz gerilime neden oluyor." Diyordu kitapta. Öyle, gerçeklerin esnetilebildiği hep doğru sanılanların yanlış yanlış sanılanların doğru çıkabildiği şu günlerde bile insanlar bir kez ölebiliyor çünkü. Bunun geri dönüşü olmadığı için kabullenmek zorunda kalıyoruz. Ama aşk acısı öyle değil kabullenemem, kabullenemezsin. Bir insanın sadece senin için ölmüş olması, sahip olmak istediğin şeye artık herhangi birinin sahip olabileceği -sen hariç- gerçeği yüzleşmesi zor bir şey.
Sonra bir de Love Hurts var. Ankara'da tam love hurts dinleme havası bugün. Aşk acıtır ama bazen iyi bir acıdır, yaşadığını hissettirir diyor. Aşk iyi bir acı değil, acıtmadığı zaman yaşadığını hissettiriyor halbuki.
Aşk acısı sadece ruhsal bir çöküntü değil, bedenini de acıtıyor. Sanki içini çekiştirip parça parça kopartıyorlarmış gibi, sanki onun boşluğunu kendinle doldurmaya çalışıyormuşsun gibi. Kendini küçücük parçalara ayırıp at boşluğa. Dolmuyor. Dolmaz. O gelene kadar boş kalacak bir boşluk o. Ya da zamanla gelen yeni aşk dolduracak ancak. Öyle bir aşk ki, hem eski yaralarını onaracak, boşluğunu doldurmakla kalmayıp hiç olmamış gibi yapacak hem de yeni yeni yaralar açacak ruhunda; mideni, ciğerlerini hatta beynini bi kenara ittirip kendine yer açacak. İştahını kapatacak, nefesini kesecek, aklını başından alıcak. Öyle bir sahipleniş bu.
***
Aşkın 2 boyutu var, biri gerçek dünyada yaşanan, diğeri kafanın içinde. Ve sıra aşk acısına geldiğinde ikisini de ayrı ayrı yaşıyorsun. Birden fazla kez. Realitede bir kez geliyor korktuğun başına. Ama bitmiyor ki kafanın içinde binlerce kez oynatılıyor o film. Tekrar tekrar ayrılıyorsun ondan, farklı senaryolar yazıyorsun bazen barışıyorsun bile. Film başa dönüyor. Bir daha kırılıyorsun, bir daha acı çekiyorsun. Film başa dönüyor. Bir daha ölüyorsun, bir daha onun sensiz yaşayabildiğini fark ediyorsun. Film başa dönüyor.
"Unut onu!" repliği var bir de hiç eksik edilmiyor. Bilmiyorlar mı aşkta işler öyle işlemiyor. Artık unutmalısın bence'yi duymak çok acıtıyor, en az onun acıttığı kadar.
Acıdan ne kadar kaçarsam o kadar iyi. O yüzden unut onu diyenleri sevmem ben. O yüzden kesin, net cevaplar verebileceği sorular sormam. Ki aslında hiç bir söz kesin değildir. Hiç bir kelime siyah ya da beyaz değildir, gridir hep. Korkak olduğumu düşüneceksiniz belki ama sorun acıdan korkmak değil, beynim beni acıya rağmen ayakta tutabilecek kadar güçlü olduğu zaman gerçekle yüzleşir zaten, elimden tutup kaldıracak biri olduğunu bildiğimde düşmek beni ağlatmaz zaten. O yüzden akışına bırakmak en doğrusu, doğru zaman gelene kadar acıdan uzak durmak en iyisi.
***
Herşeye rağmen aşk güzeldir ama. Yeri geldiğinde acıtmak zorundadır değerini anlayabilmemiz için. Gerçekle sahte aşkı ayırabilmek için. Genelde bütün aşklar aynı başlar çünkü, gerçekliğini bitişi belirler. O yüzdendir hep aşık olduk sanmamız, sonra yanıldığımızı anlamamız.

P.S: Aşk acısı yaşamıyorum, depresyonda da değilim sadece kitapta gördüğüm o söz üzerine yazmak istedim. Bunu da belirteyim:)

10 Ekim 2011 Pazartesi

Düşündüm düşündüm aklıma bu geldi sadece blog için bi mail adresi aldım;
marslibikiz@hotmail.com
Burdan mailleşebiliriz isteyenlerle :) msnde de konuşabiliriz tabi ama önce mail atıp kim olduğunuzu belirtirseniz seviniriim..

8 Ekim 2011 Cumartesi

Luna.

I'm just a singer, you're the world.

Ordan, Burdan, Şurdan 2

Selam, ben 2.haftadan okuldan bezen kız. Anne beni okuldan al ev kızı olucam ben! :( sdjkslhdac
Şaka tabi o kadar sınava falan girdik, buralara kadar geldik. Ayrıca bölüm arkadaşlarım dünya cicisi insanlar ya! Ben böyle samimi böyle sıcak insanlar görmedim. İlkokul 1de 8 kişiydik sınıfta yine de hep birlikte bişey yapamazdık şimdi bölümce takılıyoruz hep. Amfilerde bölümcek oturuyoruz, ilk gelen hemen yer tutuyo bütün bölüme, ödevleri birlikte yapıyoruz böyle böyle işte. Çok şanslıyım, çok da mutluyum.
Ama şu bezginliğime bi çare bulmak lazım. Beynime format atmışım, ne matematiğe, kimyaya, fiziğe, biyolojiye dair bişey hatırlıyorum ne de nasıl ders çalıştığımı. Vaktimi okulda geçirmek için ne gerekiyosa yapıyorum boş boş oturmak dahi olsa okulda yapıyorum, sonra eve gelip lök diye uyuyorum. Ödev tesliminden önceki gün: "hooff poofff bu ne ya. yeter ya. bitmedi bi. hooff pooff üüff. yarın yaparım. uyuyayım." şeklinde geçiyo sadfljkds
Daha 2. haftadan ne ödevi ne ders çalışması ama ya :(
Üniversite mantığını sevmedim ki ben. Hocanın bişey anlattığı yok niye derse gidiyoz ki. Anlatan bi hoca var o da mıymıymııyy! ses gelmiyöö sdlkjfsdk Boyuna atar yapıyo bide anlatmasa daha iyi sdjkclsadş
***
Bazen çok uykum olsa bile uyuyamıyorum, çocukluğumdan beri bu böyle. Kafamdan milyonlarca düşünce, anı, hayal geçiyor bir türlü dalamıyorum uykuya hiç bi nedeni olmamasına rağmen bu durum sinirlerimi bozuyor sanki asla uyuyamayacakmışım gibi hissediyorum falan filan. Ama uykum olsun olmasın ne zaman televizyon izlerken uzansam yarım saate hooop uyuyorum. Bu iki durumu birleştirerek uyku sorunuma çözüm buldum! Yatmadan önce yatağımın yanına sehpayı yerleştirip üstüne laptopımı koyuyoruum, bi dizi açıyoruum. Ama! Dizi seçimi çok önemli, heyecanlı bişey olursa nasıl uyuyayım olm. Pushing daisies'i izliyorum, izlemiş olan bilir anlatımı masal gibi o dizinin. Çok sakin geçiyo. Sonuç olarak ben de huzurla uykuya dalıyorum.. İlk 10 dakikadan sonrası sadece seslerini dinleme şeklinde geçiyor 20 dakika sonra çoktaan uyumuş oluyorum.
***
Çok havalı görünüp tanıyınca hayal kırıklığına uğratan insanlar var ya. Çok üzülüyorum :( Havalı görünmeyin ya bari beni hayallere teşvik edip sonra içine ediyosunuz. Bazı erkekler resmen kuğl ama gay gibi konuşuyo mesela! Bebekçe konuşan kızlar kadar iticisiniz üzgünüm. Gerçekten gayse tamam severim ben gayleri şirin oluyolar ama normalsen düzgün konuş kıvırtıp durma lan çok sinirlendim klsşdjgafdsajvkc
Bide salakmış gibi davranan insanlara tahammül edemiyorum. Hiç sevimli değil ki. Cidden salak olanları da sevmiyorum ama en azından kıyamam olmayan beynine kurban olduğum diyip geçiyorum. Bide saf insanlar var, yerim. Pek bi komikli oluyolar, hep çok baya gülüyorum. Hemen bi saflık örneği halamdan geliyor:
(maç izliyoruz.)
Luna: Offf! saiitt! Bu aslında ilk böyle çıkmış. ofsayt değilmiş
Babam: Tabi bi tane futbolcu vardı Sait, hep kalecinin dibinde dururdu..(ciddi ciddi anlatıyor.)
Halam: Ofsayt ingilizceden değil miydi ya?
dsfkjşhnvkçljn
***
Neyse misafirler var şimdi, annemin yaptığı nefis mamalardan yemeye gidiyorum ben, hadi bay bloggişler.


4 Ekim 2011 Salı

Mimoş 16 - Marslı Kız Evleniyor!!11!1bir!1

Canım Mia'm mimlemiş hemen yapayım dedim :)
Mim konusu: Nasıl bir evlilik hazırlığı ve töreni isterdiniz?
Aslında kafamda iki senaryo var ama içimden bir ses bi gün evlenirsem iki türlü de olmayacak diyor, hiç düşünmediğim ama aslında beni en mutlu edecek şekilde gelişiyor genelde bu tarz şeyler.. Senaryolara göre de damat adayı farklı sjdvshd kesin bi aday olmadığı için.
İlk senaryo klasik bir düğün. Yani çok da klasik değil de, havuz başında falan işte. Damat aklı başında, düzgün bir insan belli ki asdjksdlh
Gelinliğim üstü straplez, eteği mümkün olduğunca kabarık bide sırt kısmı bağlamalı olsun hatta bu renk, bağcıklar bi kurdeleyle son bulsun, çiçeğim de o renkten olsun. Üst kısmı dantelden olabilir, danteli severim Saçlarımın çok abartılı bir şey olmasını istemem ama gelinliğin yanında da sönük kalmasın diye klasik bi topuz falan yaptırabilirim bide minik bi taç isterim! Çünkü bu damat büyük ihtimal beni prenses, peri sanıyooo olur ehe. Tabi ki duvağım da olucak ama kabarık etek ya çok uzun olmaz. Ayakkabı da hem rahat hem mümkün olduğunca uzun gösterecek bi tane bulursam süper olur asjhsdhkl
Makyajım çok abartılı olmasın, far sevmem zaten kötü duruyo bende ama iddialı bi ruj istiyorum sdkjşhsfd
Müziğe gelince kesinlikle klasik müzik ve misafirler uyumasın diye aralara hareketli ama yabancı müzik! Tabi ki bizim seçimimiz olucak.
Davetiye, pasta, düğün atraksiyonları falan filan kalsın şimdilik o zamana daha neler neler çıkar sldkjhvfsdlkjvh

İkinci senaryoya gelelim..
Yurtdışında sadece çok yakınlarımla birlikte, deniz kenarında -hatta bir adada olabilir-
Evleneceğim adam Léo tabi ki..
Gelinliğim sade, rüzgarda uçuşan bir sürü tülleri olan bir elbise, saçlarım su dalgası gibi doğal hafif dalgalı, çiçeklerden bi taç, uzunca bi duvak. Siyah eye-liner ve doğal duran bir ruj dışında hiç makyajım yok.
Etraf sadece mumlarla aydınlatılmış olacak, yabancı filmlerde görmüşsünüzdür böyle çiçekten kapı gibi bişeyin altında duruyolar ya işte ondan olacak.. Çiçekler beyaz yaseminler, deniz mum ve yasemin kokusu birbirine karışmış.. Çiçeklerin altında durup birbirimize sözlerimizi söylüyoruz. İçimize attığımız, söylemeye çekindiğimiz.
Hiç müzik yok sadece dalga sesleri ve bizim sesimiz.  Sonra yüzüklerimizi takıyoruz birbirimizin parmağına. Ama bu yüzükler o kadar önemli değil çünkü asıl dövme yaptıracağız başka bir dilde (italyanca olabilir) "Sonsuza dek Léo" yazıcak bende, onda ise "Sonsuza dek Luna", bir başlangıç tarihi-sonsuz  -hangi tarihi başlangıç alacağımıza karar veririz o zaman- Normalde, sevgilisiyle ilgili dövme yaptırmak falan çok aptalca geliyor bana ama Léoyla evlenmişsem o artık sonsuza dek sürecektir bunu biliyorum. Bide bu tören normal nikahtan sonra olacak zaten.
Sözlerden ve yüzüklerin takılmasından sonra canlı müzik keman, yan flüt, çello. Sözlerinin olup olmaması önemli değil içimize işleyen melodiler sadece. Dans ediyoruz, yemek yiyoruz, o güzel yerin tadını çıkarıyoruz. Sonra dayanamayıp bir kaç şarkı da ben söylüyorum. Sonra misafirler gidiyor sadece ikimiz kalıyoruz. Bizim şarkılarımızdan oluşan liste çalmaya başlıyor hafif hafif arka fonda.. Şarap içiyoruz, o kadar zaman geçmiş hala saçmalıyoruz. Yıldızlara bakıyoruz, kimi zaman "Gece"mizi düşlüyoruz birlikte. Çok güzel olacak.. Kadehler, şişeler boşalıyor.. Mumlar yana yana bitiyor, güneş doğuyor. Ve biz evli oluyoruz, kulağa çok garip gelse de tamamiyle birbirimize bağlanıyoruz. Yap-bozun iki parçası bir daha ayrılmamak üzere yapıştırılıyor. 



***

Şimdi böyle anlatınca ilk senaryo dandikmiş gibi, evde kalmamak için evlencekmişim gibi oldu kasjdhfcslk ama öyle değil aslında ilkinde gerçekçi bi mutluluk yaşayacağım bi adamla evleniyorum, aşık olmasam bile seviyorum ve onun bana taptığını bilmenin huzuruyla yaşıyorum. İkincisiyse biliyorsunuz işte.. Soul mate..Sonsuz bir rüya yaşıyorum..
Herkes yapmıştır şimdiye kadar o yüzden kimseyi mimlemiyorum..Kendinize iyi bakın bloggişler..

2 Ekim 2011 Pazar

...Halbuki gelmeyen her mesaj senden, benim telefonumda.

1 Ekim 2011 Cumartesi

Ordan, Burdan, Şurdan.

İşte geldim burdayıımm!! Öncelikle annemin kopya macerasından başlamak istiyorum. Merak edenlere; tahmin ettiğim gibi çekmedi ehe. Ama önceki gün görmeliydiniz, akşam 8 buçukta mutfak masasına oturdu açtı kitabını defterini..Ben öyle çalışma görmedim! 12yi geçiyordu yattığımda anniş yerinden kıpırdamamıştı bile halaa çalışıyordu!!1!!bir1!! Ben 2 saat zor oturuyorum ders çalışırken bu nasıl bi sabır allaam!
Şimdi de başımın etini yiyor, gelip gidip "Luna geçmiş miyimdir? Ya geçemezsem napıcaam?" diyor, ben de "Yok ben konuştum hocanla 100 vercek sana" diyorum dsjfkhvlsfd Artık açıklansın sonuçları da kurtulalım yahu! :D
***
Okul başladı, benim yol maceralarım başladı! Daha önceden anlatmış mıydım hatırlamıyorum ama toplu taşıma araçlarında bütün garip insanlar beni bulur! 15 dakikada bütün hayat hikayesini anlatan amcadan tutun, üniversitedeki kızını arkadaşlarının isimlerine kadar anlatan teyzeye, sonra "Do you speak Turkish?" diyen amcaya kadar..Evet yanlış duymadınız Türkiye sınırları içinde ülkemin cici amcası do you speak turkish dedi bana! Hayır, yabancı tipi de yok ki gayet esmer falan bi insanım yani. (belki de yol maceralarım için ayrı bir yazı yazmalıyım..)
Neyse işte sabahın köründe kalkmış okula gideceğim, ankaranın iğrenç bir ulaşım sistemi olduğunu herkes bilir, bi otobüsü kaçırırsam diğeri için 15-20 dk beklemem gerekir ve bu da direkt olarak okula geç kalmam demek. Otobüsü gördüm koşmaya başladım tabi. Yandan geçen amcanın buna tepkisi ise "Yavaaş kızıım! Ne koşuyon!" şeklinde azarlaması oldu :( Amca manyak mısın? Otobüse koşuyoz heralde ne zorum var sabahın 7sinde sıcak yatağımı bırakıp koşayım yoksa. Diyelim ki okulum yok, o otobüse yetişmek zorunda değilim ama koşuyorum sana ne canım amca?! Bunların hepsini sana oturup uzun uzun anlatmak isterdim ama dediğim gibi otobüse koşuyordum amca. Ayrıca bariz bir şekilde benden sonra geldiği halde beni ittirip öne geçen kız bi daha karşıma çıkma, kafa göz dalacam. Hayır yani otobüs boş zaten önümüzde 5 kişi var benden önce binsen nolucak? İlk üçe girene madalya mı veriyorlar sanıyorsun acaba?
Aayy sinirlendim bak yine. Sabahları bana bulaşmayın olm gözünüzü seveyim valla çok asabi oluyorum.
***

Bu da merak edenler için saçlarım!! Renk çok tatlı ama diymii? :)
***
Evet sinirim geçtiğine göre devam edebilirim. Son olarak kardeşimden bir özlü söz geliyor..
Kardiş: Anne şu söz neydi hani bülbülü altın kafese koymuşlar ille de..?
Anniş: Çünkü bülbül kafeste yaşamaz.
Luna: wsjkaldahcdscjh ciddiyetle açıklama yapıyo bide ya devamı neydi işte onu diyoruz
Kardiş: Bülbülü altın kafese koymuşlar, ille de roman olsun demiş.
Luna: kljsdahvcfdlahvksdjlkch (15 dakika gülme şeysi.)


28 Eylül 2011 Çarşamba

Anneee sen de mi yaa?! :')

Ah ah kanımı dondurucak bi olay yaşadım bugün sevgili bloggişler! dsjklvsvh -yazar burda mübalağa sanatı kullandı-
Annem bi kursa gidiyor, yarın da sınavı var. Acayip hırslı ve inek bir öğrencilik geçirmiş bir insan olarak 100 üzerinden 90 almaya bile tahammülü yok. Ama kurs hocası çok kötüymüş hiç anlatamıyormuş, benim kız -anneye benim kız denmez taş olursun kldsjfcs- hiç öğrenememiş anlayacağınız.
Yemekten sonra oturmuş sohbet ediyoruz, -ben günün olaylarını anlatırım her gün anneme, yanımızda başkası olmasını sevmem sadece ikimiz olucaz- önünde dersleri var kıyamam çalışmaya çalışıyor ama şartlar çok ağır! Bi yanda ben konuşuyorum bi yanda öyle bir geçer zaman ki asdkljcsc
Annem fısıltıyla;
-Lunaaa sence kopya mı çeksem?
+ Nasıl yaa? Anneler kopya çekmez! (şok oldum gözlerim dolu dolu)
-Sınav kağıdı çaldım...-(konuşmaya devam ediyor)
+asljfckshdacjksah ohaa nasıl yani anneee inanmıyoruuuöööeeeemm
- Ya hatıra kalsın diye almıştım, bilmeden. Şimdi aklıma o geldi işte, buraya cevapları yazarım..
(meğerse sınav kağıdı dediği şey boş kağıtmış üstünde ad-soyad kısmı falan var sadece sorular ayrıca veriliyormuş. Benim akıl kübümde hocanın kesin çıkar dediği yerleri o kağıda yazıp sınavda kendi kağıdıyla değiştirmeyi düşünmüş..)
+ E ya o sorular çıkmazsa?
-Olmayanları silerim de kağıtları nasıl değiştircem onu bilmiyorum. Değiştirebilir miyim sence?
+Ne biliyim anne ya yakalanırsan çok fenaaa! çok utanırsın koskoca kadın kopya çekmiş kjsdcdsclş rencide ederler kjdsfhvf
-Şiişşt.(o sırada kardeşim yanımıza geldi.)
İşte böyle kardeşim gittikten sonra biraz daha olurunu olmazını konuştuk slşkdcjads anneler de kopya çekiyormuş yani. Olur mu öyle şey ya ben bile çekmiyorum :(
Bakalım yarın neler olucak çok merak ediyorum. Bence çekemicek ama bakalım salşdkfcj

26 Eylül 2011 Pazartesi

My Love For Evermore

Eveet biraz aksattım blogumu, pek okumadım sizlere yorum yazmadım, yeni yazı da yazmadım..Okulun ilk günleri stresini yaşıyordum atlattım! Yani geçen sene de üniversitedeydim ama hazırlık olduğum için bi lise 5 havası vardı şklsdvjfdsvc
Eskiden blogu olan Summersmiler'ımın aldığı atomic turqouise rengiyle boyadım saçımın uçlarını! Çok tatlı bi renk olm aşık oldum!!1!!1bir!1
***

Léo'yu görmek istiyorum. Ama buna hiç hazır değilim aynı zamanda. Gördüğüm an aylarca uğraştığım savunma mekanizmam yerle bir olucak, biliyorum. Acısını hissettirmeyecek kadar sert duran duvarlarım kalbimin yerinden çıkacakmış gibi çarpışıyla yıkılıp gidecek, 5-6 kalp atışı yetecek hem de. Yine de görmeliyim. Gözlerimin ihtiyacı var üstünde gezinmeye, yüzünde dalıp gitmeye. Kulaklarımda sesi çınlamalı eskisi gibi, sesini dinlerken ne dediğine dikkat etmeyi unutmalıyım yine. Kokusunu içime çekmeliyim, ne kadar tutabilirsem o kadar iyi. Sonra, bir de ellerimin ihtiyacı var tenine dokunmaya, gerçekliğini parmak uçlarımda hissetmeye ama onu sona sakladım.
Yorgunluğuma tepkin o kapalı, genellemeler üzerine kurulu cümleler olmamalıydı. Sadece kafa karışıklığı ekledin, hiç yardımcı olmadın yine. Olsun, ben hallederim sorun değil. Belki mahvolurum o ilk an. Belki boynuna atılıveririm düşünmeksizin. Ama ben bi' yolunu bulurum dimi Léo? Hep buldum. Yorgunluğun sonu vazgeçmek değildir, bir daha öyle deme. İnan bana. İnan bize biraz. Ben senden vazgeçmeyeceğim, sen de benim için başka bir şeylerden vazgeçmeyeceksin. Bi' orta yol buluruz dimi Léo? Sen selam verirsin bir gün bana, ben yanına gelirim bir gün senin.
Daha anlatacak çok saçmalığımız var, çok garipliğimiz var. Biz susmayız dimi Léo? Evet de Léo, sen hep evet de bana.
"We stood on a cliff on a starless night, I held your hand in mine
So stand by me with all your heart, I need you by my side."
Bu da şarkısı.

19 Eylül 2011 Pazartesi

Bunalmak.

Hayatımın büyük bir kısmı çabalamakla geçti, arkadaşlarım için, aşklarım için. Arkadaşlarım; üzdü kimi zaman, kırdı affedip durdum, hiç kıyamadım. Onlar kırıp döktükçe arkalarını topladım, yapıştırdım, bir şey olmamış gibi yaptım. Aşklarım; beni sevmeye uğraşmadı bile kimi zaman, ben ikimiz yerine de sevdim. Oturdum hikayelerini yazdım, bir zaman sonra da bir son hazırlayıp bıraktım. Ama artık yorgunum bütün insanlar için çabalayıp durmaktan. İnanın, parmağımı kıpırdatacak halim yok bir arkadaşlığı, bir aşkı daha kurtarmak için. Nefes almak kadar kolay arkadaşlıklar, aşklar varken ne gerek var kahraman olmaya?
Ama- Hep amalar var işte, içinden çıkamadığım.
Her şeyi geride bırakıp öylece çekip gitmek de çok zor. Emek verdiğim, bulduğum, büyüttüğüm aşkım; yaşanan güzel anlar, paylaşılanlar, birbirinin kusursuz kopyası olan iki akıl var. Biri bilinçli sadece diğeri olmadan eksik olacağı konusunda, diğeri fark etmiyor. Fark etsin diye uğraşmaktan yoruldum, mümkün olduğunca beynimden bile uzak tutmaya çalışıyorum Léo'yu. Uzakken bunu yapmak kolay ama yakınken ne yapacağım?
Zor da olsa inandıklarımın peşinden gitmeli belki. Ya da zor da olsa -belki daha zor- bütün beni zorlayan ilişkilerimi terk etmeliyim, unutmalıyım. Léo'suz yaşayabilirim biliyorum, bir şekilde devam eder hayat. Ama hep eksik kalmayı kabul etmem demek bu. Onun bana kusursuz uyum gösteren parçasını sonsuza dek kaybetmem demek.
Sorular- Hep sorular var cevap bulamadığım.
Hangisi daha kolay? Hangisi daha gerçekçi? İşin bu boyutu var bir de. Belki O'nu, onları terk etmek kolay ama gerçekten yapabilir miyim? Yaparsam bunu ne kadar sürdürebilirim? En sonunda doğruyu bulacağım ama ilk atışta isabet ettirmeliyim, yıpranmadan, kırılmadan. -daha fazla..
Yorgunum. Hep yorgunum. Çok yorgunum.
Ne çaba göstermeye ne vazgeçmeye halim var aslında. Her şeye çok yorgunum.

Sıkıldım. Bunaldım. Çok bıktım ilgini üstümde tutmaya çalışıp durmaktan.
Ne ilgisizliğine ne sana yeni oyunlar yaratmaya tahammülüm var aslında. Hepsinden çok sıkıldım. Zor olan herkesten.

Kolay olan tek adamımı çok özlüyorum böyle zamanlarda, bana hak ettiğimden de fazla değer veren tek insanı. Sanırım mantıklı olabilmek için sadece ona ihtiyacım var benim şu an. Doğru seçimleri yapabilmek için sadece onunla konuşmaya ihtiyacım var.

15 Eylül 2011 Perşembe

Mim 15- Blogger Dedikodusu

Aslında dün akşam yapmayı planlıyordum ama uzun süredir konuşmadığım yakın bi arkadaşımla sohbete daldım, yazmaya vakit bulamadım :) Lise günlerini andık, yaptıklarımız ne kadar çocukçaydı dedik, anlattıkça anlattık konuşmaya doyamadık! Bu arada bu arkadaşımı gerçek hayatta hiç görmedim ben, Sky'ın mektup yaz diyen arkadaşının sevgilisiydi, hatta onun msnine girdiği zamanlar konuşmamızla başladı arkadaşlığımız. Onlar ayrıldı üstüne bir sürü şey yaşandı ama biz kopmadık, araya sınav girdi falan derken konuşamaz olduk öyle işte neyse çok uzattım.
Mimden önce biraz daha gevezelik yapıcam..Geçen twitterda birisi şöyle bişey yazmıştı: "Tumblrda herkes melankolik, twitterda filozof, facebookta skjldhfsdkjh" :D düşündüm öyle cidden sonra peki burası nasıl dedim, bence burası en güzeli. Bazen dalga geçiyoruz, gülüyoruz bazen melankoli yapıyoruz, bazen eleştiriyoruz, kızıyoruz kısacası tamamen kendimiz olabiliyoruz burda. Belki isimler söylenmiyor ama o yüzden de içimizden geldiği gibi yazabiliyoruz; eski sevgililer, eski sevgililerin yeni sevgilileri, sevgililerin eski sevgilileri vb garip durumlar oluşmuyo. Sonra "retweet"lenme kaygımız yok ya da bişey yazıyım 35 kişi "like"lasın, beni 12876421 kişi "follow"lasın.. Buradaki herkesin sadece içini dökmek için yazdığına, samimi ve içten olduğuna inanıyorum o yüzden de hiç birinizi tanımasam da çok seviyorum! Ehe bu kadar konuşmak yeter artık mime geçiyorum..
***
Sevgili Hemsponpi ve Polly mimlemiş çok çok teşekkür ederim yavru kuşlarım :D

İlk düzenli okuduğunuz blog ve hissettikleriniz: Şu an aklıma sadece Mia ve helin geliyo, başkaları da vardı ama artık yazmıyolar. İkisi de çok eğlenceli yazılar yazıyodu çok sevmiştim. Hatta Mia'nın ilk okuduğum yazıları hala aklımda özellikle komşu kızının maceraları :D

Sanal alemden tanışıp görüştüğünüz bloggerlar:
Sadece helini tanıyorum ama onu da önceden tanıyordum zaten.


Blog dünyasına adım attığınızda, gökyüzündeki yıldızlar kadar parlak gelen, asla onun gibi olamam diye düşündüğünüz bloggerlar: Takip ettiğim herkesi beğenerek okuyorum ayrım yapamam

Kendinize yakın bulduğunuz bloggerlar:
Mia, Bal, Feli Jo -yenilerde takip etmeye başladım ama çok sevdim-, A.Supertramp, helin, Beer-bayadır yazı yazmıyordu ama yine de ekliyim dedim bu listeye-

Moda blogları arasında en sevdiğiniz blog:
Moda bloglarını takip etmiyorum ama sayılırsa inanırsakolurbence'nin yaptığı çantalar, takılar çok güzel.

Yazılarını okurken keyiflendiğiniz bloggerlar:
Mia, helin, Polly, Patates Soyacağı, Gezenti, degdimisimdi, Hemsponpi ama genel olarak hepsi çok keyif veriyo:)

Sürekli sayfasını açtığınız, okuyup yorum bırakmadan çıktığınız bloggerlar: Genelde yorum bırakmayı tercih ediyorum.

Blogger dediğiniz an ilk aklınıza gelen isimleri yazıyoruz, burda link vermiyoruz aklımıza gelenleri patır patır yazıyoruz bakalım kimler aklınızda yer etmiş kimleri ezberlemişiz. Kopya çekenin...Neyse kopya çekmezsiniz siz nasıl olsa hayatımızdaki en samimi yer burası öyle değil mi?
Mia, Feli Jo, helin, Bal, Patates Soyacağı, Gezenti, Beer, Polly, degdimisimdi, Hemsponpi, A.Supertramp, Nepenthe, googhan, inanırsakolurbence, memento mori, French oje, T.B., Leah, Sia, kirazlı sakız, Rory, Elise, cips yiyemeyen kız, Missbone, Zombi, QueenE
Aklıma bu kadar geldi unuttuğum herkesten çok özür diliyorum! Adı geçen herkes mimlenmiştir.

14 Eylül 2011 Çarşamba

Saçmalamak

Konusuz bi yazı yazıcam.. Konusuz diyince aklınız başka yerlere gitmesin hemen asjdhsdg. Sadece o an aklıma ne gelirse ondan bahsedicem. Şu an aklıma benim bu yazma işine başlayışım geldi. Yıllar yıllar önce.. jkedfhedsjkd ilk aşık olduğumda yazı yazmaya başlamıştım. Sonra bu aşık olduğum çocuğun, Sky diyelim ona, arkadaşı mektup yaz dedi. Kafa buluyo sandım önce ama ciddiymiş işte ben de yazdım bişeyler. Ama ne kadar zor bişey olm! Burda saçmalamak kolay onun okuyacağını bilince olmuyo. Hani filmlerde falan olur ya yazıp yazıp buruşturup atarlar falan o gerçek lan! sdjkfsad. Neyse sonunda yazdım tabi o zamanlar gayet ergen melankolisi yapıyorum şimdiki aklım olsa hohoooo jshfdssd sonra çocuğa ulaştı mektup ammaaa o ara eski sevgili pörtlemesi durumları oldu bizim iş yattı. Ama öğrendim ki aylarca cüzdanında taşımış mektubumu nabeeeer  asjkdasdf. Zaten o ilk ve en büyük aşkımla hiç kavuşamadık biz. Her yakınlaşmamızda dış kuvvetler girdi devreye. İlkinde dediğim gibi eski sevgili pörtlemesi oldu, ikinci de "kanka" adı altındaki şahıs aşkını ilan etti. 3.de ayrılmışlardı biz yakınlaşınca barıştılar ve 4.de ve 5.de ve... Allahın cezası sarı kız! puu sarışınlar boktur zaten -sözüm meclisten dışarı jasdksd-. sıç bok göt kız öl. Bakın buraya yazıyorum o kız öldüğü gün kalkıp göbek atıcam!
dksjahvd
Ama şaka bi yana cidden Sky'ı içten içe hep sevicem. Lisenin ilk günü önümden koşup giden bordo converseleri hiç unutmıcam hep gülümseyerek anıcam. Zaten kime yazmış olursam olayım ona yazdığım yazılar kadar güzel olmuyor, onlar kadar sevemiyorum. Ona yazdıklarımı trilyonlarca kez okudum ezbere biliyorum. Neyse bu yazdıklarım bi geri dönüş olarak algılanmasın ben yoluma devam ediyorum. Yolun sonunda onu bulurum belki bilinmez ama bulamazsam da daima aklımın bir köşesinde bulunacağını biliyorum.
***
O değil de burda sövdüğüm birileri okuyomuş mesela blogumu, yorum yazıyomuş "vay şerefsiz! ben onun kalıbına tüküriiyiim" falan ne komik olurdu lksjhafsdaljkh
Aslında tüm ciddiyetimle bişeyler paylaşmalıyım sizinle ama gel gör ki cıvıklığım şu an için el vermiyor skldcjs
Hadi şimdilik baaayy cicişler öptüm sizi skjds
Not: Ha bide bugün french oje'yle T.b'nin kitabını aldım, çok güzeeel gidiyo! Çok akıcı yazmışlar herkese tavsiye ederim!:)

10 Eylül 2011 Cumartesi

Mars'ta Sevmek

Sana hiç anlatmadım, dinlemeyeceğinden korktum hep. Ama aşk karmaşık, planlı, tehlikeli, acıtan bir şey değil ben de. Aşk en doğal şey.
Güzel sözler söylemene gerek yok, konuş sadece. Herhangi bir şeyi anlat komik, üzücü, korkunç, neşeli; sadece sesin kulaklarımda olsun yeter. Ben pek beceremem konuşmayı, sen anlattıkça gülerim, gülümserim, üzülürüm, kızarım, korkarım. Sürekli beni ne kadar sevdiğini söyleyip durmana gerek yok, sevdiğini bilsem yeter. Konuşmaktan yorulursan susalım, susmakta iyiyimdir. Başımı göğsüne yaslayayım içinde benim şarkım çalsın, susup dinleyelim. Bazen de sen benim göğsüme koy başını, önce heyecandan nefes alamayayım, kalbim göğsümden çıkacak gibi vursun dursun. Parmaklarım saçlarına dolansın, susalım.
Birlikte yapabileceğimiz her şeyi yapalım. İçelim, dans edelim, sinemaya, lunaparka gidelim, paraşütle atlayalım, dalış yapalım, , hiç beceremediğim halde resim çizmeye çalışalım, müzik yapalım, yeni diller öğrenelim, bir ev hayvanı alalım ama kedi olmasın, yeni sporlar deneyelim, yeni enstrümanlar öğrenelim, dövme yaptıralım, piercing taktıralım dünyayı dolaşalım, insanlara karışalım, bazen de tamamiyle soyutlanalım..Kısacası herkesle ama aslında sadece ikimizle bir hayat kuralım bize.
Kavga etmeyiz sonra, ne gerek var? Bir gün bana kızarsan veya ben sana kızarsam, yine susup oturalım. Sakinleşene kadar tek kelime etmeyelim ama birlikte duralım. Kızgınlığın geçince elimi tut, ben anlarım. Üzerine sadece bir özür dilerim fısıldansın bir önemli değil. Sonra tamamen unutalım.
Sıkılırsan git bazen, çık dolaş arkadaşlarınla, iç istersen. Bi kaç gün arayıp sormasan da olur, sorgulamam yargılamam. Ama tek isteğim beni özlemiş olarak dön. Çal kapımı, özlemle kucakla beni. Sonra yeni hikayelerimizi anlatalım birbirimize.
Sevmek sözlerle olmuyor, sözler ağızdan bazen çok yanlış, çok sert çıkabiliyor ya da çok doğru oluyor acıtıyor. Dokunuşlarsa asla yanıltmıyor, asla incitmiyor. Sadece seninle olmak yeterken, kavgalar kıskançlıklar çok gereksiz geliyor.İşte seni böyle sevmek istiyorum, beni böyle sevmeni istiyorum. Birbirimize ait olmamız sırtına bi yük olmasın, korkma. Böyle doğal, böyle kolay Mars'ta sevmek.

9 Eylül 2011 Cuma

Mimoş 14

Bayadır mim yapmamıştım güzel oldu bu, Hemsponpi ve Helin'm mimlemiş beni çok teşekkür ediyorum öpüyorum ve mime geçiyorum..
Mim konusu: Bir gün için karşı cinsin bedenine giriyoruz fakat beynimiz ve ruhumuz aynı. Neler yapardık ?Ben de bi çok kişinin dediği gibi erkek muhabbeti yapardım bi! Aslında O'nun bi arkadaşı olmak isterdim ki benden bahsediyor mu ne diyor falan öğreniyim hepsini sfdfdg kankası olarak bi güzel sorguya çekeyim, bütün günü de yanında geçireyim hatta yatıya kalıyım ailesini falan göreyim. Evet bu mimi de kendi kötü emellerime alet ettikten sonra burdan çekip gidiyorum ksldfhd
şaka yaptım bi yere gittiğim yok olm, daha çok çenemi çekiceksiniz djsd

Gördüğüm kadarıyla herkes yaptı mimi ama bi kaç kişiyi mimliyim; Bal'ım ve Mia'm mimlendiniz iyi mimler diliyorum size :D

5 Eylül 2011 Pazartesi

Kırıkları yapıştırdık, bozukları tamir ettik, barıştık.

Hayatımın en zor saatlerini yaşadım. En zor konuşmasını yaptım.. Kırgındım, kızgındım, hem haklıydım hem haksız. Hayır erkek arkadaş meselesi değil bu, çok daha derin çok daha büyük. 13 yaşımdan 3 ay öncesine kadar en yakın arkadaşım olan insanla yaptım bu konuşmayı. Hala da atlamadım.
Bilmediğim bir nedenden ötürü küsmüştük 3 ay önce. Yani o konuşmayı kesti ben de o kızgınlıkla verdim veriştirdim. Beni facebookundan sildi, ben de onun telefon numarasını sildim. Bütün bunlar tek kelime edilmeden yaşandı, bir açıklama yapmaksızın.
Ama bugün bir şey oldu, o bir şey kafama dank etti. Hepimiz hatalar yapıyoruz, hepimiz hep kendimizi haklı görüyoruz. İnsanlar ikinci, üçüncü, dördüncü kimi zaman yüzüncü şansı hak ediyorlar halbuki; hayat bu kadar kısayken. Son soluğumuzu vermemiz bir saniye sürecekken; omzumuzda nefretler, kinler ve pişmanlıklar taşımamız çok anlamsız. Böylece mesaj attım ona -numarasını silmek çözüm değil kafasından silemiyor insan- bu sefer kızgınlıkla değil sadece acıyla. Önce kızdım cevap veriş tarzına, soğukluğuna. Söyledikleri yıktı beni, onun mutluluğunu içten istemediğimi düşünmüş, onu anlayamayacağımı düşünmüş. Ama anladım da çünkü tanıyorum onu bu kabuğuna çekilişlerini biliyorum.
Haksızdı; o kimi neyi seçerse seçsin destekleyecektim, benim arkadaşlık anlayışım buydu. Doğrusu umrumda olmamıştı hiç bir zaman hep onun duymak istediklerini söyledim, hep arkasında durdum. Bazen suça ortak oldum bazen engel olmaya çalıştım ama bana rağmen hata yaptığında da elimi uzattım.
Ama ben de haksızdım; o kadar acımasız olmamalıydım, o kadar üstüne gitmemeliydim, ne bileyim mesajlarıma cevap vermeyince bi aramayı denemeliydim belki. Onu üzenlere ondan daha çok kızdığım için hatalıydım, nasıl mutluysa öyle olmasına izin vermeliydim.
Haksızdı; en azından yaşadığını bilmeyi hak ediyordum her şeye rağmen. Haksızdım; ona biraz kendini toparlayacak zaman vermeliydim.
Haksızdı; mesajlarımı trip, kapris olarak değerlendirmiş. Oysa ki ben kardeşim dediğim insanın beni bu kadar kolay silip atmasını kaldıramadığım için söylemiştim o sözleri.
Sonunda yapabileceğim fazla bir şey yok sadece af dileyebilirim senden dedi. Zaten yapabileceğinden fazlasını istemiyordum. Sadece barışmak istiyordum ben.
Unutalım dedik, hiç olmamış gibi yapalım, bu konuyu bir daha hiç açmayalım. Söylendiği kadar kolay değil ama ne yazık ki hala allak bullak kafam. Hala kırgınım hala canım yanıyor. Hala göğsümde bir yük var, boğazımda bir düğüm. Ama öyle çok seviyorum ki, kaybetmeyi öyle çok istemiyorum ki bu yaralar kapanana kadar canımı acıtacak olsa da gıkımı çıkarmayacağım.
Neyse işe telefon numarasını kaydederek başlayayım ben. Siz de çevrenizdekilere bir şans daha vermeye başlayın bence. Belki pişman olursunuz, belki ben de olurum ama vermeyip pişman olmaktan daha iyidir diye düşünüyorum. Bir dostluk kırıldığı yerden yapıştırıldığında eskisi gibi olur mu ilerleyen günlerde göreceğiz, o daha güçlü olacağına inanıyor, bense hala biraz kırığım. Onun haklı olacağını umalım.
Bu da şarkı.

3 Eylül 2011 Cumartesi

Blogger N'lerini seçiyor ! -muş.

Kurallar:
Yazının başlığı " Blogger N'lerini seçiyor ! "şeklinde olmalı.. Bir bütün halinde ilerlemeliyiz. Her kategori için en fazla 3 kişi yazabilirsiniz.. (Sadece bir kategori için 5 tane yazma hakkınız var. Çoğumuzun blog açmasına sebep olan şey, kendimizi anlatmak.) Tabi ki sırasıyla olmalı.. Çok fazla okunan bir Blogger olmadığımdan pek kimseyi haberdar edemedim. Bu yüzden kategoriler yetersiz kalmış olabilir. Bunun için ekstradan 1 kategori daha ekleyip, seçiminizi yapabilirsiniz. Kategori açarken tercihinizi mümkünse en zeki, en güzel, en akıllı gibi şeylerden yana kullanmayın. Tamam birbirinizi tanıyor olabilirsiniz. Ama burda genel bi seçimden bahsediyoruz ve birbirimizi sadece yazılarımızdan tanıyoruz. Yazılardan yola çıkarak sonuca varabileceğimiz kategoriler olmalı. (Kişileri rencide edecek, küçümseyecek türden kategorilere kesinlikle yer vermeyin.) Aynı kişiyi birden fazla kategoriye yazabilirsiniz. Mim yazılarınız kesinlikle okunacaktır. Yazılarınız okunduğuna dair yorum bırakılacaktır. Bir gün içerisinde yazılarınıza yorum gelmezse mail atarak haber verirseniz en doğru sonucu elde etmiş oluruz. (birinceses@gmail.com) Eee hadi başlayalım :)



Bal ve helin beni listesine almış mucu mucu sdfsdf başka varsa da ben kaçırmış olabilirim size de mucu mucu üzülmeyin :D

En iyi tasarıma sahip blogger: Gezenti

En meraklı blogger: Pollyanna (ama güzel bişey meraklı olmanı seviyorum! :))

En güncel blogger : degdimisimdiRoryBal

En çok gezen blogger : buna uygun birini bulamadım :/ gezmiyosunuz arkadaşlar! en çok ben geziyorum ehe.

En çok bilgilendiren blogger : hoş değil ama bilgilendirenleri takip etmiyorum skjdf

En çok kendini anlatan blogger : Miafansi fanso

En akıcı yazan blogger : Xibalba,  Patates SoyacağıBal

En aşık blogger : PollyannaElise

En çok güldüren blogger : helinMia

En yetenekli blogger: Hepimiz çok yetenekliyiz bi kere skjdfhvsfd
işte bunlar da benim N'lerim. Hepinizi severim. ehe.

21082011

Burası bir bataklık. Hayallere batıyorum, dibine vuruyorum. Su tenime her temas ettiğinde beni alıp götürüyor, nefessiz bırakıyor, boğuyor içinde. Bırakıyorum kendimi zehirli hayallerimin kucağına. Her gece karanlıklar içine çekiyor beni, yıldız kaydırıyor, dilek tutturuyor. İlgisizim tamamen, her şeye karşı. Sadece su ve karanlıklar var.

Nefes al, nefes ver. İnsanlar konuşurken, gülümse önemsiyormuşsun dinliyormuşsun gibi.
-hiç susmuyorlar- Gece uyu, sabah uyan. Ara sıra bir iki kelime söyle. Aklımda tutmam gerekenler bunlar yaşıyormuş gibi yapmak için. Kendinden bile uzak yaşadığın zamanlar yapman gerekenler bunlar. Sadece beden olarak boşa geçirdiğim zamanları yaşanmamış sayıp bir kenarda biriktirsem olmaz mı?
Acıdan daha ne kadar kaçacağım? Eninde sonunda takılıp düşer-
Belkiler. Hayaller. İnkar. Ret. Acı yok.
Hala burada. Ben hamlemi yapmadım daha. Kartlarımı ne zamana kadar doğru oynamayı başarabileceğim? Bu oyunu sonsuza dek sürdüre-
Belkiler. Hayaller. İnkar. Ret. İkimiz de kazanabiliriz bu oyunda. Hala.
***

"Wake me up when September ends."
Öyleyse kendi kendimde, sahipsiz ölüyüm ben o zamana kadar. Uykuya yatıyorum, ilgisizlik ve sıkılmışlık halleri arasında gidip gelen beni geride bırakarak.
Eylül bittiğinde beni uyandır, sevgilim. Kırgın olmayacağım.
Rüyalarımın birinde anahtarını bulmam dileğiyle, iyi geceler aşkım. Eylül bittiğinde bul beni, uyandır.

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Gece



Sen "Gece" dediğinde;
Milyonlarca minik pırıltısıyla, yüzüme üflediği soluğuyla
Ufukla öpüşen, ağaçları, sahili, beni, seni, Biz'i kucaklayan,
Büyüleyici bir karanlık hayal etmiştim.
Belki de sen bu beni ezen, kapalı, bulutlu geceyi kastetmiştin
Bu nefesini tutan, tuttukça şişen, boğazıma yapışan, beni boğan..
Bu canımı sıkan, beni, seni koynundan atan.
Bu bizi birbirimize düşüren, bizimle kavga eden Gece'yi.

31072011

Bazen kendini kaybedersin, öylece unutuverirsin bir başkasının yanında. Ben çok kendimdeyim şu ara. Sende olmayı beklerken kendimdeyim. Fark ettim de, ben seni hep satırlarda sevmişim, kendi güvenli dünyamda, sadece kafamda sevmişim seni. Kendimi açmamışım sana, açamamışım. Onca yaşanandan bir ders çıkarmıştım, öylece açamazdım. Kapadım ben de, kilitli kapıların kalın duvarların ardına, sen içini benden sakladıkça. Daha daha daha uzaklardan sevmeye başladım seni. Ve bu kendimi terk ettiğim yerde, senden böylesi uzakken hissedemez oldum sevgimi de zamanla.. Biliyorum hala içimde bir yerlerde ve ölmüyor, büyüyor. Ama öyle uzakta, öyle içimdeki. O kadar diplerdeki acıtmıyor bile. Nasıl da acıtıyor, aşkın artık acıtmıyor olması.

Bazen kendini bulursun birinde, bundan sonrasını onunla yaşamaya karar verirsin. Ben kendimi sende yanlış bulmuştum belki de. Sözlerinde duyduğum bendim halbuki, tüm o garip fikirlerin neşeyle maskelenmiş tınısı benden başkası olamazdı. Gözlerinde gördüğüm bendim halbuki, tüm eksiklikleriyle, fazlasıyla tıpa tıp -duygularım alınsa belki. Duygular hep baş belasıydı, ben de bu kez yok saydım onları. Ama olmuyor, sen beni doğru şekilde.çözmeyi başaramazsan yanında yer yok bana, görebiliyorum. Çözmeye çabalamıyorsun. Daha da kötüsü bunun acısını o kada uzaktan hissediyorum ki omuz silkip aklımı oyalayan herhangi bir şeyle uğraşmaya devam ediyorum. Beni en içimden yavaş yavaş mı çürütüyorsun sevgilim?

25 Ağustos 2011 Perşembe

I'm Back.

Sonunda döndüm! Önce evim evim güzel evim dedim odam odam biricik odam dedim şimdi de blogum blogum tatlı blogum diyerek bilgisayarıma geldim. Yazmayı özledim ama daha da çok okumayı özledim, bi milyon tane yazınızı kaçırdım :( ama arayı kapıcam merak etmeyin!
Tatilim o kadar sıkıcıydı ki anlatmıcam bile yani anlatıcak bişey yok :/ Bol bol yazı yazıcam demiştim ama malesef pek yazamadım, oraya gidince garip bi ruh haline giriyorum. Yazdıklarımı bloglayınca anlıcaksınız ne demek istediğimi. Neyse döndüm işte hepinize xoxo sdkjalkj

24 Temmuz 2011 Pazar

Bugün seni özledim. Hiç bilmediğim bi barda, hiç bilmediğim şarkılar çalınırken kulağıma. İçmedim, sen düşüncesinin beni sarhoş etmesine izin verdim. 3'e kadar oturdum o hiç bilmediğim yerde. Saat 3 olmuş, aradım çaresini hüznün, kederin. Üstüme sigara kokusu sindi, sigara içmem halbuki. Etrafımdaki dumanın ellerinmişçesine beni sarmasına izin verdim. Acıttım kendi kendimi. Acıdan başka dermanı yokmuş, boş vermiş bünyenin.

17 Temmuz 2011 Pazar

Müziğin bittiği yerde, dalga sesleri başlar burada.
Sözün bittiği yerde, senin olman gibi.
Umutların bittiği yerdir burası, eski hayaller karışır rüyalarıma.
Yıldızların kaydığı yerdir burası, ben eski hayallere dalsam da dileğim tutar seni.

13 Temmuz 2011 Çarşamba

bu bi veda yazısı değildir.

Biraz huzur bulma vakti geldi sanırım. Koşuşturmacayı bırakıp, soluklanma zamanı. Düşünme zamanı, yeni hayaller kurma zamanı. Kimi dostlukları, aşkları silme zamanı. Kimilerini pekiştirme, özlemle büyütme zamanı. Güneş gözlüklerimi takıp deniz kenarında kitap okuma zamanı biraz. Tenimde güneşin sıcak dokunuşları, dalga sesleri. Biraz gece herkes uyuduktan sonra oturup yazı yazma zamanı. Ay ışığı, anathema.. Annemle akşam yürüyüşleri yapma zamanı. İnsan kalabalığı, dondurmacımız. Kardeşimle sabahlama zamanı. Sırlarımız, filmler, diziler. Biraz forma girerim, şu göbeği eritirim zamanı. Hiç gerçek olmuyor, boş ver. Saçlarımı düzleştirmeme, makyaj yapmama zamanı. O sıcakta düzleştirici çekilcek gibi değil! Zaten nemden hemen bozulur. Makyaj mı? 3 dakika içinde akıp dağılmasını istiyorsanız yapabilirsiniz. Birilerini özleme zamanı. Özlemek iyidir, güçlendirir. Ufacık şeylerden mutlu olmamı sağlar, o mesaj atar sevinirim; en fazla bunu yapabilir zaten.
İşte böyle, daha yazmak isterdim ama valizlerimi toplamam, evi temizlemem gerekiyor.

Bu son yazım olacak, uzunca bi süre buralarda olmıcam. Ama boş durmam merak etmeyin! Orda yazıcam, dönünce bloglarım. Beni özleyin, ben sizi özlicem! :) İyi tatiller herkesee..
Bu da yazının şarkısı.

12 Temmuz 2011 Salı

Eskiler..

Yıllar sonra ilk kez böyle hevesli tatile gidiyorum. Kafam rahat ilk defa, aklımdakileri gerçekleştirdim. Kendimi aştım tekrar ve tekrar. Artık gidebilirim sanırım.
Küçük bi not: Soygazlar da bağ yapıyomuş olm ya çok yıkıldım. Kimseye güvenmiceksin bu dünyada sdfdfdja 
Dün eski günlüklerimin olduğu dosyamsı şeyi indirdim. Öyle şeyler buldum ki içinde, baya bi nostalji oldu.. -Günlüklerimin gülmekten altına ettirme etkisine sahip olduğundan bahsetmeme gerek yok, sanırım 10-15 yaşları arasında çok salakmışım.-
Benim böyle okulda sene içinde yapılan yazışma kağıtları, çizimler ve benzeri şeyleri saklama alışkanlığım var. Atamıyorum napıyım! O kağıtlardan buldum bir sürü. Eskiden ikiz'im dediğim insanla yaptıklarımızı.. Ben harry potter'a aşıktım o zamanlar, bi hikaye çizmişiz daniel'la evleniyorum çoluk çocuğa karışıyoruz falan sakdfj. O da bi hocasına aşıktı, hocasının nişanlısını öldürüp, mezarını falan çizmişiz sdffg. Bide 2050 yılında ölmüşüz lan.
Bunun gibi bir sürü saçma şey vardı, sonra yıllık yazılarımız vardı. Duygulandım işte -balığız olm oluyo böyle şeyler- Ona çok kırgın olmama rağmen o kağıtların hatrına mesaj attım. Bi kez daha affettim, o bir kere bile özür dilememiş olsa da. Ama bu kez paylaştığımız onca şeyi silip atmama sebep oldu cevap bile vermeyerek.

Nerdeyse 3 yıl aynı sırayı paylaşmıştık ya, unut onu.
Sana anlattığım şeyler var ya, hepsi yalandı.
Bana anlattıkların mı? Ben hiç bir zaman dinlememiştim seni.
Birlikte yaşlanacağımıza dair söz vermiştik ya.. Aslında öyle bir şey olmadı.
Ben seni hiç tanımadım, tanımamışım. Sen de beni tanımadın say, sevgili ikizim.
***
Eski aşklarımı buldum, çıkardım sonra o günlükten. Arkadaşlarım doğumgünümde bi tanesinin baş harfi olan kolye almıştı..Tabi ki bir kez bile takamadım ama o zaman için değerli bişeydi. Bazı anıları öyle hararetle öyle içtenlikle anlatmışım ki tekrar yaşamış gibi oldum. Sanki tekrar göz göze geldim onlarla, heyecanlandım.. Tekrar kalbimi kırdılar, üzüldüm. Küçücük bir kızdım ben, onlarla büyüdüm.. Tam son günlük bitti derken arada yazılı bir sayfa daha gördüm, şaşkınlıkla açtım.

Gördüğüm şey inanılmazdı sadece. O'nunla yaşanacak şeylerimiz olduğuna inandığımı yazmışım, hatta bizi temsil eden resim bile çizmişim. İnanıyorum olacak demişim. Ben o yazdığım çocuksu ama gerçek inançla dolu satırların çoğunu gerçekleştirmişim, hem de o kağıdın varlığını bile unutmuşken. Hem ağladım hem güldüm kağıda bakıp saatlerce. İnsan kendine sürprizler hazırlayabilir mi? Ben yapmışım bunu! Ağladım belki ama çok çok iyi hissettirdi, o bi kaç satır bana. Tarihine baktım, 4 ay bile geçmemiş üstünden. Ama neler yaşanmış o kadar kısa sürede..

Ayrıca, dosyayı çıkarma amacım ilk sinema biletimizi, ait olduğu yere koymaktı. Tüm o hüzünlü, acıklı hikayelerin yanına bu toz pembe mutluluğu ekledim. Bu bile mükemmel hissettirmiyor mu?
Bu da 
şarkımız olsun. -tek bi satırıyla sana sesleniyorum canım arkadaşım,  "you used to be like my twin."

9 Temmuz 2011 Cumartesi

Dear God, why dont you like me? :(

Tam her şey mükemmel giderken bir şeyler bunu bozmasa olmaz değil mi?
Dün Soul Mate'le buluşacaktım, hazırlanırken, sigortalar attı. Oooff dedim komşulardan birine söyleyim bi baksın derken baktım ki ışık yanıyor, iyi bari dedim hazırlandım evden çıktım. Çok ama çok ama çok güzel bi gün geçirdim. -sinemada bize sevgili koltuğu veren biletçi kız, seni seviyorum bebeyims. bu işte hiç parmağım yok inanın, kız öyle uygun görmüş sdkljhşls- Sonra eve bi geldim, evin yarısında ışık var yarısında yok. Sabah baktığım ışık olan kısımmış. Sigorta hakkında bi iki bilgim var, eğer böyle parçalı gittiyse evin içindeki sigorta atmıştır dedim çıktım baktım, bi tanesi atmış cidden kaldırdım, ışığı yaktım e hala yok! :/ Babamı aradım söyledim, sigorta kablosu falan gitmiştir yapıcak bişey yok dedi. Aman neyse dedim zaten odamda pek ışığı açmam, masa lambasıyla falan idare ederim, prizler de çalışıyor zaten. Sonra aklıma korkunç bi ihtimal geldi.. Ya şofbenin elektriği de gittiyseee!!!1!11! demeye kalmadı, gitmiş. Bütün keyfin kaçtı, ağlamaklı bi halde otobüs şeysini aradım.. Haftaiçi bi gün gidiyorum.
Geçen tam uykuya dalacakken, 9378432987 desibellik ezan sesiyle sıçrayınca ağzımdan bi küfür kaçtığı için mi, -refleks olarak çıktı, i didnt mean it actually:/-
Yoksa, dün tanrı bizi pek sallamıyor dediğim için mi kızdı bilmiyorum.
Ama gördüm ki sallıyormuş, hem de sinirli bi tanrıymış :(

Ne diyim, umarım Soul Mate'i bi kez daha görebilirim gitmeden.. D: -> (çok fena üzgün, perişan olmuş surat)

7 Temmuz 2011 Perşembe

Mimoş 13- Biraz da gevezelik

Sevgili Rory mimlemiş teşekkür ediyorum bissürüü :)
Mim konusu; evinizde yangın çıksa ve tek bir eşya kurtarmanız gerekse neyi kurtarırsınız?

Bi kere ben de telefonu eşyadan saymıyorum o zaten yanımdadır. Ben de çoğunuz gibi laptopımı bide kara kaplı defterimi alırım -böyle söyleyince ne kadar havalı oldu ehehe- Ama elimde olsa süper güçlü olsam bunların yanında bi kıyafet dolabımı bide kütüphanemi alırdım. Hava atmak gibi olmasın 200e yakın kitabım var yazık olur lan :/ üzüldüm şimdi, ben başkasına bile dokundurtmazken yanarsa kitaplarım :(

Mimlemeye üşendim yine, yapmak isteyen herkesi mimlenmiş kabul ediyorum :) (PS: helincik seni mimlicektim tam zaten mimlenmiş olduğunu gördüm, başka mimlere kısmet ehe)
***
Bildiğiniz gibi annemler yazlığa gitti, yalnız yaşıyorum -çok havalıyıım sdfslk- Şaka maka yalnız yaşama olayı tam benlik bişeymiş, sinir stres kalmadı nasıl mutluyum anlatamam. Saatler günler nasıl geçiyo anlamıyorum, 4 gün olmuş bile! Bugün kardeşim aradı o söyleyince 4 gün geçtiğini fark ettim düşünün. Hiç de sıkılmıyorum buluşulacak 389473 sevilesi arkadaşım, izlenecek 984303 güzel filmim, okunacak 439874 sevgili kitabım, zaman geçirilecek bi internetim ve öhöm öhöm buraya dikkat: 3 oda bi salon evim var!
Kendimle ilgili yeni şeyler keşfettim sonra.. Mesela oldukça tembel bi insanımdır -bazen tuvalete gitmeye bile üşeniyoryum klsjdaf- Ama bi işe başlayınca asla yarım bırakmıyormuşum, dört dörtlük yapıyorum işimi ehe. Diyelim ki bulaşık yıkadım ya, tezgahı ocağı yemek masasını hepsini temizliyorum üstüne yerleri süpürüyorum işim ancak öyle bitmiş oluyor.Yalnız kahvaltı yapmayı sevmediğimi fark ettim, iştahım kaçıyor yiyemiyorum bişey. Akşam yemeğinde sorun yok ama sadece kahvaltı böyle. Sonra annemler varken öğlen 3e kadar deliksiz uyurdum, günüm mahvolurdu -bknz. dana gibi uyuyan luna-  şimdi 10dan itibaren uyanmaya başlıyorum yarım saat aralıklarla, hem de 3te 4te yatığım halde. Bide ben maydonoz çok seviyormuşum bunu fark ettim, ne yersem içine maydonoz atıyorum ehe. 
Evde yalnız kalmanın çeşitli avantajları var.. Mesela gecenin 3ünde cips kola eşliğinde himym izleyip sesli gülebiliyorsun. Bildiğin kopuyorsun yani evdekiler uyancak susayım demeden ehe. Odanın kapısı açık müziği bayaa açıp dinleyebiliyorsun, biraz kıs diye gelmiyor kimse. Akşam 6da evden çıkabiliyorsun, bu saatte nereye? demiyor kimse. 
Bide Şu arkadaşımı affetmiştim yine (!), tam bir haftadır bir mesaj bile atmadı. Ankarada kalmak için izin alabildim mi diye bile sormadı. Madem öyle ben de ona bir şey söylemeden giderim. Evinde ailesi tarafından sürekli baskı gören, bunalan o, istediği kadar benimle kalabileceğini bilmesine rağmen bi sorma gereği bile duymadıysa (yani kendini bile düşünmediyse bu sefer) benim yapabileceğim bişey yok.

Neyse bu kadar gevezelik yeter xoxo, Luna.
Şarkı bu da -A perfect circle'ı çok seviyorum ulan! sdfkljlas-


6 Temmuz 2011 Çarşamba

öyle bişey işte

Blogun adını değiştirdim, kendi adımı da değiştirdim.. Artık Luna'yım! Hemen Luna'nın hikayesini anlatıyım, ben bi kaç yıl önce -bi kaçtan fazla yıl önce olabilir aslında emin değilim- el yazısıyla çok güzel Luna yazdığım için adım Luna olsaydı yaa diyip duruyodum. Aklıma geldi bunu O'na söyledim -evet, biz hep böyle saçma şeylerden konuşuyoruz- Luna "ay ışığı" havasında bi kelime değil mi dedi cidden bana da öyle geldi, bi kaç gün sonra mesaj attı Luna italyanca ay demekmiş diye, unutmamış araştırmış. İtalyancayı sevmesini de hesaba katarak Luna olmaya karar verdim ben de. İşte böyle.. O'na da italyanca bi isim bulmaya karar verdim ama seçemedim. Bulunca söylerim artık.

Bide bazen beni üzüyo, sonra depresif depresif takılırken ben, bişey yapıp mutlu ediyo çok seviniyorum. Yaa sen ne tatlı bişeysiin yeriim yaa kjdfshdsfkj gibi şeyler diyesim geliyo, içime atıyorum sakinlikle karşılıyorum. Korkup kaçar çocuk beni öyle görürse sdjkshdf

Bide yazlığa gitmemeyi başardımi korktuğum kadar zor olmadı. Yalnız yaşamak güzel lan! ehe.

1 Temmuz 2011 Cuma

Sexy man in a death metal band 2

...
Şimdi gözbebeklerimde korkular büyütüp gergin, huzursuz bir yarın doğurmaya gerek yok belki. Ne yarının gelmesini engelleyebilirim, ne dünü değiştirebilirim çünkü. Çünkü, yarının gelmesini bütün kalbimle istiyorum zaten. Çünkü, sen bana geldiğinde geri çekilmeyi aklımın ucundan bile geçirmedim ben. İnan, hala aklıma geldikçe kalemi zor tutar oluyor elim. Bu eller sana dokundu.. Bu eller, ellerinin içinde kayboldu.. Dokunuşların ne kadar tanıdıktı. Ne kolaydı sana kendimi bırakmak. Ama.. Ama ne kadar deliceydi tüm olanlar. Ne kadar inanılmazdı.. Ne kadar mutluydum, ne kadar mutluyum.. Sevgilim,sen..
Sen, dudaklarımı mühürledin.

Can anyone try to keep me back from that sexy man in a death metal band?(ps: ses biraz kötü ama bi tek bunu bulabildim :/)