29 Ekim 2013 Salı

Sadece seninle buluşurken sürdüğüm parfümü sürdüm bugün. Koku burnuma gelip durdukça ayaklarım sana gidiyor sandım. Gitmediler. Her yerden senin çıkmanı bekledim sanki bugün. Görmek istediğimden değil de, yakınlardaydı kalp atışların sanki, soluk alıp verişini duyar gibiydim. Gelmedin. Hep veda ettiğimiz yere bi baktım da, çok yalnızdı bugün. Terk edilmiş, demirler yığmışlar bizsizlik çok göze batınca. Fayda etmemiş. Çalan bütün şarkılar bize çalmış gibi bugün. Bunu beklemediğimden değil de, seni bir daha hiç düşünmeyecekmişim gibi yapmak daha kolaydı. Bak mesela şu an Fast Car çalıyor radyoda. Çıkacağını, denk geleceğini hiç düşünmezsin ama bugün çıkmasa ayıp olurdu bütün romantik komedilere, aşk romanlarına; sen severdin çünkü, sen dinletmiştin bana.
Seni değil de biz olmayı özledim bugün yine. Ya da özlemedim mi acaba, emin değilim belki de hepsi o parfüm yüzünden.

22 Eylül 2013 Pazar

Hayalkırıklığı'nın hayali

Melda demişti ki güzel kitabında; "bir şeyler içinde biriktiğinde çığlıklar atarak onu rahatsız ediyorlardı ve onlar yüzünden nefes alamayacak gibi olduğunda da kelimelerini kusuyordu. Yazmazsa hastalanırdı. İçinde birikenler onu yer bitirir ve öldürürdü."
Bu satırlar bana bir süredir kaçtığım bir şeyi yapma, kafamda gezinip duran kelimeleri dökme cesareti verdi. O günden beri hiç yazmadım sanma, yazdım bir kaç satır, küçük soluklanmalar için. Ama buraya yazmak benim için bambaşka oldu hep, defalarca okuyup ezberledim ben buraya yazdığım her satırı bir başkası yazmış gibi. O yüzden kaçtım, ne hissettiğimi bilmiyordum ki daha, biz'i iki ucundan çekiştirip b(en ve s)iz yapmamızla ilgili.
Ne hissettiğimi bilememek çok garip. Seni napacağımı bilemiyorum. Nefret etsem olmaz ama sevsem hiç olmaz ki. Seni hatırladıkça ağlasam en sonunda gözlerim akıp düşmez mi? Ama uzaklara dalıp gülümseyerek hatıralarımızı anlatıp durmam da ne kadar sağlıklı bilemiyorum, sanki gitmişsin de dönecekmişsin gibi.
Bazen bir iki dakikalığına mükemmel hissediyorum, çünkü bir gün aşk bir daha gelecek, kapımı açmasam camlardan içeri girecek, güzel bir çocuk yine beni sevecek, sevmeye kıyamamaktan damarlarımızda zonklayacak aşk. En baştan ilk kelimesini içimize çeke çeke yaşayacağız, bir başka tarihte, bir başka baharda ya da belki kışta. Giderken bunu armağan ettin, bu bilemeyişlerin gizemli heyecanını. Sen gelecekten öyle emindin ki, o daha gelmemişken bizi harcayıp bitirdin, bozuk para gibi. Halbuki bilememek güzeldi. Ve sen gittin ya, ben tekrar ihtimallerin tatlı dokunuşlarına gülebileceğim.
Sonra bazen bir iki dakikalığına berbat hissediyorum. Herkes mutlu ilişkilerinin pembe panjurlu pencerelerinden bakıp bize acıyor, kulaktan kulağa anlatıyorlar ayrılığımızı seslerindeki o "biz mutluyuz onlar değil" tonuyla. Senden nefret ediyorum o zamanlar, nasıl bu kadar kötü olabildin, biz olmakta, nasıl bu kadar beceremedin? Her şeyi susup yutkunan benken, tükenen nasıl sen olabildin? Şarkı da dediği gibi, beni her şeyden çok sevdiğini söylemen hiçbir şey ifade etmemeliymiş bana. Bir gün biri size bana yaşamak için bir sebep verdin der, ve sonra gider, alabileceği şey bu kadardır çünkü.
Bazen bir iki dakikalığına çok özlüyorum, özlemekten ölmek olsa ölecekmiş gibi. Bir anlık gardımı indirmem sonucu, beynim bana ihanet edip sesini kulaklarıma dolduruveriyor. Midemden bir heyecan dalgası yükselip boğazımda bir düğümle son buluyor. Parmaklarını parmaklarımın arasında hissediveriyorum bazen, elim yanıyor. Başımı göğsüne yaslayıp uzun uzun sarıldığımız anlara gidiyor kafam 5 saniye aynı huzuru hissettikten sonra her bir hücrem çığlık atıyor. Alınan hediyeler falan değil de bu geride bırakılan "sana aitler" katlanılmaz.
Ama çoğunlukla bir şey hissetmiyorum, sen yokken nasıl yaşıyorsam, hafızamda kalanları uyguluyorum işte. Umursamıyorum, düşünmüyorum, ne gülüyorum ne ağlıyorum. Ne özlüyorum, ne nefret ediyorum.

Biliyorsun değil mi, ben kendimi çok kolay sevdiririm, çaba bile harcamam bunun için. Halbuki seni sevmek ne zordu, tüm o duvarların, ben duygusal değilim, mantık mantık mantık'ların ardındaki sana ulaşmak ne zordu. Ama ben yaptım bunu, en içini sevdim, küçüktüm ya geçivermiştim küçük deliklerden. Neden dersen, çünkü yapabilirdim, herkes yapamazdı ama ben seni sevebilirdim. Ben kalbini avcunda taşıyanlardandım, açıktım sen burdasın diyebilirdim rahatlıkla. Hala da öyleyim. Hiçbir kırık kendimi saklamama sebep olacak kadar çirkin yapamaz içimi. Ama bazen saklayabilseydim diyorum, sevmek isteyen birine ben sevilmek istemiyorum demek çok üzüyor beni şu an, çünkü daha yüzleşmem gereken çok anı var, üstesinden gelmem gereken koca 1 yıl var.
Kimbilir belki ikimiz de çevrimiçi yazısına bakıp susuyoruz karşılıklı. Her defasında farklı duygularla üstelik. Kimi zaman gizli bir o çevrimiçi'nin yazıyor a dönüşmesi isteğiyle, kimi zaman artık susuyor olmanın verdiği rahatlıkla, huzurla. Belki de hala gözlerini oraya çeviren yalnız benim. Sen hayatını yaşıyorsun ben sana susuyorum. Belki en acıklısı isminin yavaş yavaş listelerde aşağı inişini izlemek, gözden kaybolup gidişini. Tıpkı "biz" gibi. İki eden bir "biz"den biri çekip gidince, geriye uzaklaşmanı izleyen bir "bir" kalıyor çünkü. Yalnız mı bilemeyen bir bir, mutlu mu mutsuz mu bilemeyen. Bunları okuyacak mısın bilemeyen bir bir, okumanı istiyor mu istemiyor mu onu da bilemeyen bir bir. Okumayacağını söylemiştin ama söylediklerine pek de inanmıyorum artık, tahmin edersin ki. Bir değil iki kez hayallerini kırdıysan bir insanın sana inanmakta zorluk çekebilir. Her şeye rağmen, garip ama, büyük bir hayalkırıklığı olsan da başka hayalim olmasın istiyorum şu an.

Not: Baştaki alıntı Melda Uytun'un Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı isimli kitabından.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Keşke.

http://www.youtube.com/watch?v=HPoqChLR6l8

Şarkı yaz demişti arkadaşım, sana şarkı yazacaktım. Ama olmadı. Notaların arasına 3-5 sözcük sıkıştırmak bizi anlatmaya yeterli olmadı, söyleyeceklerim melodilere sığmadı. Neyse bunlar karalamalarım işte.

Kafamın içinde yaşadım ben cenneti, cehennemi. Ne masallar ne dramlar yazıldı, oynandı, perde hep indi. Boğulduğumu düşünürken beni dibe çeken tüm o yükler gerçek bile değildi. Sonra sen geldin, hiç yoktan var oluverdin. Ve bi şekilde kafamın içindeki dünyadan çıkmaya ikna ettin beni. Seni orda bi kaç zaman düşünüp unutup gidebilirdim, ama sen dokunmanın, gerçek olmanın nasıl bir şey olduğunu gösterdin bana. Kollarında uyurken ilk defa gerçekten eksiksiz hissetmeyi gördüm. Zaman geçti, sen benim en mutlu yerim oldun. Kolların bütün korkularımdan arınabildiğim yuvam oldu. Sen sevdikçe ben sevdim. Yüzünün, teninin, hayatının her bir noktasını öğrendim, öğrendikçe daha çok sevdim.
Ve şimdi beni terk ediyorsun. Bana dokunmak istemiyorsun, halbuki parmaklarımın arasındaki boşlukları parmakların dolduruyor, görmüyor musun? Bazen tutup sarsmak istiyorum, huzur biz birlikteyken var olan bi ütopya anlamıyor musun?
Deneme diyorsun, durmadan deneme. Fark etmiyor musun, denedik olmadı ya diyeceksin korkusunu içimde büyütmeme izin verdikçe mutsuz olucaz biz. Neden birbirini artık tanıyan duygularımıza, ellerimize, dudaklarımıza bırakmıyorsun aşkımızı? Neden kendini uzağımda tutuyorsun? Şüphe içimde kanser gibi yayıldıkça ölüyorum, neden bilmezmiş gibi yapıyorsun?

Neredeyse bir yılın üstüne, keşke sadece bir gece seninle eksiksiz olsam yine diye düşünmem ne komik.

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Hatalarını kabullenmek bu kadar zor olmalı. Ya da kabul etmektense sevdiğini söylediğin kişiyi üzmek, her gece göğsünde bi ağrıyla çoğunlukla ağlayarak uyumasına sebep olmayı tercih etmek bu kadar kolay olmamalı. Böyle kolaysa eğer aşk bunun neresinde?
Aşk gözünden sakınıp saklamak değil miydi, aşk kıyamamak değil miydi, sevgilim?
Her mutsuz yatağa girdiğimde, her kollarında uyuduğumu hayal edemediğim gece, kopuyoruz biz sevgilim, sen içimi eze eze üstüme basıp geçiyorsun, beni duvarlara vura vura paramparça ediyorsun. Görmüyor musun, sonum, sonumuz aşkımızın enkazı olacak sevgilim. Kırma duvarlarımızı.
Hata yaptığında mantıklı sebeplerini değil, bu hatayı düzelttiğini görmek istiyorum. Sana beni üzdüğünü söylediğimde kavga değil şefkat istiyorum. Kör mü oldu gözlerin, sevgilim? Peki ya hislerin? Beni üzdün diye için acımıyor mu artık senin?
Anlıyorum, ben sende çoktan olsa da olur olmasa da olmuşum çoktan vazgeçilmişim sevgilim. Başka nasıl bir açıklaması olabilir ki boğazıma attığın düğümlerin, göğsümün tam ortasındaki bu korkunç kabuk bağladıkça bi şekilde kanayan yaranın sebebi?
İyi geceler sevgilim, benim için böyle bir şey mümkün olmasa da belki hala mümkündür senin için.

11 Nisan 2013 Perşembe

Külkedisi

Geçen her gün, her saniye, her an bizden bir şeyler götürüyor. Görmüyor musun bir saniye öncesi şimdiyle aynı olmuyor. Anlamıyor musun, bir şeyler hep bir şeyler bitiyor ve bir şeyler başlıyor. Biten şeyler seni benden uzaklaştırıyor, zaman geçtikçe başlayan şeyler aramıza giriyor. Fark etmiyor musun, rüyalar bitiyor. Yok oluyoruz yok yere. Kırılıyoruz, inciniyoruz.
Bekleyişler incitiyor en çok da. Koca koca beklentiler dağ olup üstüme yükleniyor, eziliyorum altında. Hayattan bu kadar harika bir şey beklememeliydim galiba. Şimdi verdiklerini geri mi alacak benden böyle önce hissettirmeden, yavaş yavaş sonra acıtarak kanatarak.
Kahramandın sen, beni tüm boşluklardan, depresyonlardan, bi hayat dolusu yalnızlıklardan kurtaran kahraman. Bense senin küçük prensesin. Öyle el üstünde tutardın, öyle sakınır saklardın. Ne zaman bu duyarsız sıradan adama dönüştün? Ne zaman saat 12yi geçti de külkedisi oldum ben? İnan bilmiyorum, belki de bunun olacağını bilmeliydim, kendimden her taviz verişimde. Ama bilemedim işte, göremedim. Sadece sen vardın ve elini tutmanın verdiği güven bile devasaydı. Ben hala o prensin hayaliyle yaşıyorum, peki ya hayalin yok olunca ne olacak? O zaman ne yapacağım? Her gün aramıza attığımız bizi sıkıca birbirimize bağlayan minik minik kördüğümleri nasıl içimden sökeceğim hayal kaybolana kadar sen gelmezsen? Kaç damla göz yaşına mal olacak bu masal, kaç acıya göğüs gereceğim? Düşüncesi bile çok can yakıyor.

Belki de bu yüzden hep kahraman gelip kızı kurtardı mı bitiyor masallar. Mutlu son olsun diye. Çünkü sonra bir gün kahraman olmaktan sıkılıyor adam ve susuyor. Kim haklı kim haksız, kim doğru kim yanlış diye sorgulamaktan bazen kendi kırgınlığını görmezden gelip sevdiğinin yaralarını saramaz oluyor. Kazanmayı daha çok önemsediğinden sahip oldukları şeyi kırıp dökmeyi göze alıyor. Ya da belki küçük prensesinin alttan almasına, çok kızsa da çok kırılsa da kahramanını gördüğü an gülümsemesine engel olamamasına, her kırgınlığını unutuvermesine öyle alışıyor ki ne kadar kırdığının önemi olmadığını düşünüyor.
Masallar da mutlu bitmiyor aslında en sonunda, en mutlu anında bitirmeleri sadece bir aldatmaca.

23 Eylül 2012 Pazar

Daha öpmemiz gereken öpücükler var dedim.
Sahi öpücük öpülür mü? Yağmur yağardı, yemek yenirdi ama öpücük öpülür müydü ki? Neden olmasın? Zaten aslında öpücüklerin karşılığı değil mi tüm öpüşler? Dudaklara değil dudakların verdiği öpücüğe cevap, öyle olmalı.
Sahi siz hiç karşılığı olmayan bi öpücük verdiniz mi? Ben verdim, tadı duvar öpmek gibiydi. Keşke duvarı öpseydim, o duvardan duygusuz dudaklar yerine. Keşke böyle üzülmeseydi içim.
Sahi içimiz üzülür müydü? İçim sıkıldı derdik mesela ama içim üzüldü demezdik hiç. Benim bi kere midem çok üzülmüştü. Kendi kendini kemirip, yiyip bitirmişti yüzüm bir hafta içinde kendini toparlamışken.
Sahi neden bunları yazdım ki? Öpmem gereken öpücüklerim vardı, içimi üzenler belli belirsiz hatırladığım bir kabus kadardı. Onu hatırlayarak kaybedecek zamanım yoktu hem, sevmem gereken sevgilerim vardı. O daha çok seviyordu, ben daha sevmeye korkuyordum.
Ben de geçmiş acılara döndüm arkamı gittim, ona yetişmem lazımdı.

11 Eylül 2012 Salı

03082012

Yanıldığım, yanlış bildiğim bir çok şey varmış. Uzakta olmak acı çekmek değilmiş. Uzağına düşmek unutmak, unutulmak değilmiş. Uzak olmak can sıkıcıymış yalnızca. Sanki yapacak hiçbir şey yokmuş gibi sıkılıyorum. Durmaksızın gün sayıyorum, bitmiyor, bitmek bilmiyor. Zaman durmuş sanki ama güzel anılarım, tatlı heyecanlarla dolu beklentilerim var.
Yanımda olmayışı canıma tak eden bir'im var. Yüzüme 15-20 dakika vuracak güneşin beni rahatsız edip etmeyeceğini düşünen beni uğurlamak için, beni görmek için uzun yollardan gelen bir'im var. Artık içimde yer etmiş kaygılarımı silip atan, endişelerimi gideren bir'im var. Beni en kötü anılarımla yüzleşmekten korkmayan biri yapan bir'im var. Birlikte iki ettiğimiz bir'im var. Aramıza koca bir eksi koyup hiç yapanların aksine.
Kafamda asla gerçek olmayacak hayaller ya da yaşananların en kanlı, en acıklı sahneleri yok mesela.Onunla geçirdiğimiz zamanları düşünüyorum ve daha çok gelecekte yapacaklarımızı.
Zamanla bir sürü anımız olacak değil mi? Bu çok heyecan verici. Hayatımda ilk defa avcumun içinde güzel bir şey var. Canlı, büyüyen bir şey. Önce birler ikiler oluyor, sonra 10lar derken ay diyoruz, 1.ayımız. Bütün bunlar çok yavaş mı oluyor yoksa çok hızlı mı karar veremiyorum. Acılar yavaştır, rüyalarsa çok hızlı. Bu ise..zamanın normal akışı belki. Olması gereken. İlk defa beni yerden yere vuran boyumdan büyük aşkların peşini bıraktım. İlk defa sakin, durgun, güvenli bir sevgiye şans verdim. Ama kimse bana bu kadar kolay ve aynı anda bu kadar güzel olacağını söylememişti. Yıllar süren soğuk ve zor bir kıştan sonra ılık ilkbahar günlerinde yaşıyorum sanki ve ilkbaharın Mart'la başlaması tatlı bir tesadüf değil de ne?